TR EN

Dil Seçin

Ara

Ocak 2010

post-title

Ocak 2010, 397

Değerli okuyucularımız, sevgili dostlar…

Bir bir geçti günler, geçti aylar. Ve bir yılı birlikte yaşadık, şükürler olsun. Dolu dolu on iki sayı, üç yüzü aşkın yazı ve yedi yüz yirmi sayfalık hacimli bir eser oluştu elinizde. Yaşatana ve Yaratana, yazdırana ve bizi bir arada buluşturana çok şükür, bin şükür… Emeği geçen bütün dostlara, yazarlarımıza, gönül dolusu teşekkürler…

Zafer Dergisi’nin bir Zafer ailesi olduğunu her vesileyle gösterdiniz.

2009, hem bizler, hem sizler için yeniden doğuş ve yeniden başlayış yılı oldu. Yeni okuyucularla, yeni yazarlar ve kalemlerle tanıştık, kaynaştık. Rabbim, bu duamızı gelecek yıllar için de kabul eylesin. Yeni okuyucular, yeni kalemlerin katılmasını bekliyoruz aramıza. Duasını beraber yapalım inşallah…

Efendim, her ay en güzelini yapmaya ve imkânlar ölçüsünde en güzel bir dergiyi sunmaya var gücümüzle çalışıyoruz. İnanın ki bundan yorgunluk değil, bilakis sonsuz bir ulvi zevk duyuyoruz. Ha, bir parça yorgunluk olsa bile, o da dergimiz baskıdan çıkıp elimize ulaştığında kayboluyor hemen. Siz de elinize aldığınızda eminim aynı duyguları yaşıyorsunuz.

33 yılı sizlerle geride bıraktık. Şimdi 2010 yılına, yani 34. yıla yine beraber giriyoruz. İnşallah. Her biri sahasında uzman bilim adamı, öğretim görevlisi ve yazarlarımız sizler için ter döküyor, araştırıyorlar. Ufkunuzu aydınlatmaya çalışıyorlar. Hepsine şükran borçluyuz. Rabbim; eli kalem tutanları ve bu dergiyi hazırlayıp çıkaranları, okuyanları, dağıtanları, abone konusunda didinip yorulanları, gecesini gündüzüne katanları ve bilemediğimiz birçok noktalarda yardımcı olanları, bu isimsiz kahramanları, her iki dünyada da yüzlerini ak etsin; onlara evlatlarıyla ve aileleriyle beraber mutlu, bereketli ve huzurlu bir ömür nasip eylesin. Gönüllerinin muradı ne ise, Rabbim nasip eylesin. Ebedî hayatta da bu mutluluğu birlikte tatmayı nasip eylesin.

Artan bir heyecan ve şevkle beraber abonelerimizin de 2010 yılında çoğalmasını bekliyoruz. Bu yıl, bunun için çıtayı biraz daha yükseltmeyi hedefliyoruz. Ve Zafer’i yıllardır ulaştıramadığımız kitlelere de eriştirmeye çabalıyoruz inşallah. Bu gayretimize gönülden dualarla destek verdiğinize inanıyoruz. Ama bu yetmez, yetmiyor da. Fiilî duanın da bizzat içinde olmalıyız.

“Harmanda izi olmayanın sofrada yüzü olmaz” demiş atalarımız. Yıl sonunda yeni okuyucularımızla beraber bu manevi hazzı ve mutluluğu niye doya doya yaşamayalım ki? Buna mâni ne? Haydi, hep beraber bir daha gönül kapılarını açmaya, tıklamaya. Vakit geçmeden, geçirmeden…

Gayret de hıçkırık gibi. Bir demi var ki, o dem geçmeden ganimet bilmeliyiz. Ruhumuzda uyanan o şevk ateşini soğutmamalıyız, söndürmemeliyiz. Unutmayalım, yangını başlatan bir kıvılcımdır. Toplumları iman, hakikat ve marifetin yönünde değişime yönlendirebilenler, bu değişimi her zaman ve en önce kendi nefsinde yaşayanlardır. Yolunu yol, davasını dava bildiklerimizin hayatı ortada. Hakikate adanmış bir ömrün, ilmini, bilgisini kendine, nefsine tatbik eden bir insanın, kitleler üzerindeki tesiri hayal bile edilemez. Bir Peygamberin, bir Mevlâna’nın, bir Bediüzzaman’ın bir kişi olarak başladığı yürüyüşüne bugün milyonlar devam ediyor.

Âlemin merkezi insan, insanın merkezi kalptir. Kalp niyet ve duyguların da merkezi. Şimdi bize “Ben değişirsem dünya da, kâinat da değişir” diyen ruhlar gerek. Evet, birazcık olsun fedakârlık gerektir. Günümüzün insanı binbir tuzaklarla çevrili. Nasıl çeksin, kurtarsın onlardan kendisini? Anafora kapılmış gidene bir el tutmak bizim görevimiz. Ruhundaki boşluğu insanın, hiçbir şey, ne eğlence, ne uyuşturucu dolduramıyor, doyuramıyor. Bu açlığın ve susuzluğun reçetesi bizim elimizde. Paylaşmazsak, sunmazsak onlara, suçlular kervanına biz de katılmış oluruz.

Bu sayıyı özellikle dikkatinizi çekecek ve bu uğurda görevinizi, hizmetinizi kolaylaştıracak bir konuya ayırdık. 2010 yılı, Yüce kitabımız Kur’an’ın nazil oluşunun 1400. yılı olduğu için bir özel sayı olarak hazırladık. Hem sizin, hem de ulaşacağınız insanların dikkatini çekeceğine tüm kalbimizle ve samimiyetle inanıyoruz.

Günler, aylar, yıllar kanat çırpıp giderken biz de sormalıyız vicdanımıza: “Sen ne yaptın bugün Allah için?” Sormalıyız yolculuğumuza çıkarken ne hazırladığımızı yanımızda. Hikmetli bir söz şöyle der: “Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız, bir tohum ekin. On yıl sonrasını düşünüyorsanız bir ağaç dikin. Ama yüz yıl sonrasını düşünüyorsanız çocuklarınızı eğitin.”

Evet, görevimizi tam özetleyen cümleler bunlar. Hakikat yolunun yolcularını oyalanmak değil, muhtaçlara ulaşmak bekliyor. Yeni kalpler fethetmek, yeni insanlar kazanmak görevi bekliyor.

Sadece Türkiye’de değil, dergimize Avustralya’da, Almanya’da, dünyanın her yerinde sahip çıkan bütün okuyucularımıza da sesleniyoruz. Zaman, gayret zamanıdır. Yapılanı yeterli bulmamak, gelişmemize ve daha ileri adımlar atmamıza sebep olacaktır. Evet, bir kişinin yaktığı ışık sayesinde birçok gözler karanlıkta kalmaktan kurtulur. Cenap Şehabettin, “Mutluluk dağlar gibidir. Ses verir ama kımıldamaz. Bekler ki sen ona gidesin” der. Evet, bizi de bekleyen bir nasip, bizi de bekleyen bir rahmet, bir mutluluk var. Haydi, bir adım atmaya. Yarın ya da sonra demeden bir adım atmaya.

Gönlünüz huzur dolsun, dualarımız beraber olsun. Rabbim bu uğurda ihlâs ve samimiyet dolu dualarınızı gayretlerinizi kabul buyursun. Sağlık, sıhhat ve afiyet ile… Dualar ediyoruz. Müjdeli haberlerinizi ve dualarınızı bekliyoruz.

Yazarımız Dr. Mete Ener kardeşimizin vefat eden babasına rahmet diliyoruz; sizlerden de dua bekliyoruz.

 

– Selim Gündüzalp

Dergideki Yazılar