Peygamberimizin Mucizeleri
İnsanların bazıları Allah’ın elçilerinin söylediklerini hemen kabul...
 
Çocuklar İçin Hadis Kitabı
UĞURBÖCEĞİ YAYINLARI, çocukların manevi dünyalarını zenginleştirmeyi...
 
Kesilen Gitar
Okuyucuların uzun yıllardır HAYATIN İÇİNDEN HİKAYELER’i ile tanıdığı...
 
www.zaferyayinlari.com
Zafer Yayın Grubu'nun bütün kitaplarını inceleyebileceğiniz ve satın...
 
Hazır Cevaplar 2.Kitap
Öyle insanlar vardır ki, çoklarını keder ve hüznün kuytularına çeken...
 
Diğer Kitaplar

Cinayetler zamanı

Sayı: 336


Cinayetler zamanı Sedat Turan SINIR ÇOKTAN AŞILDI. Dehşetin ötesindeki topraklardayız artık. Her ne ise bu yaşadığımız 'şey', ona başka bir ad bulunmalı. Sadece öneriyorum: Felluce. Dünyayı, kelimeler anlatmıyor muydu bize? Yeryüzünü bir uçtan bir uca dolaşan ve insanlığa insan olmanın yüceliğini, insan olmanın anlamını, insan olmanın eşsizliğini anlatan kelimeler değil miydi? Sevgi dediğimizde içimizi ısıtan... Adalet dediğimizde güvendiğimiz... Bir arada ve kardeşçe yaşatan, barış gibi... Özgürlük, duyduğumuzda dizlerimizin üstünde doğrultan... Yaşamak diye bildiğimiz, coşkulu ve sivil... Neredeler? Niçin vazgeçtiler dünyayı anlatmaktan ve niçin böyle boşlukta uçuşup duruyorlar? Nasıl bir şiddetle çarpmışlar ki zamanımıza, içleri boşalmış, acınacak derecede gülünç ve mecalsizler. Hangisine yaklaşsak ölüme yakın... Hayatı savunan kelimeler nerede? Geldiler! Üniformalarıyla, tanklarıyla, savaş uçaklarıyla, high-tech ve bilmem ne korkunç özellikli silahlarıyla, niyetleri kadar karanlık yüzleriyle... Yabancı, kötücül ve kendileri gibi üniformalı kelimeleriyle... 'Bu hâlâ yaşıyor!' Saatleri cinayete ayarlanmış üniformalı katiller, silahlarından önce silahlarının çeliği kadar soğuk, insanlık-dışı kelimelerini ateşliyorlar. Cinayetler zamanında hâlâ yaşıyor olmak, öldürülmek için yeterli bir sebep, öğrendik bunu da. 'Bu hâlâ yaşıyor!' Bu hâlâ yaşayan 'şey' de ne? Tuhaf. Güçlükle kaldırdığı kollarını cellatlarına uzatıyor, avuçları boş, silahsız ve tehlikesiz olduğunu anlatmaya çalışıyor, yaralarından akan kan kutsallığı çiğnenmiş mâbedin zeminine yayılıyor. Hâlâ yaşayan şey, bir insan olabilir mi? Üniforma kuşanmış kelimeler dünyayı hizaya sokuyor: O, bir 'terörist-şey'. Son tanımlama işini de kurşunlar yapıyor. Kurbanın bakışlarında donan dehşet, tarihe şerh düşüyor: Cinayetler zamanında, masumiyet imkânsızdır. Bu cinayeti sayısını bilmediğimiz diğerlerinden ayıran, ona böylesine canlı tanıklığımızın, kendimizi onun dışında tutabilme ve 'uzaklaşma' yeteneğimizi felce uğratmış olmasıdır. Amerikan ordusuna 'iliştirilmiş', hareket alanı ve görev yapma imkanları sınırlı bir habercinin çektiği infaz görüntüsünün böylesine sarsıcı bir etki taşıması, bilinmeyen bir gerçeği göstermesinden 'fazla' olarak, seyredenleri kurbanla rahatsız edici boyutta bir empati kurmaya zorlamasından kaynaklanır. Kurbanın çektiği acının tahammül edilemez açıklığı ve duyduğu dehşetin dokunulabilir katılığı, seyredenin kaçınamayacağı biçimde bir gerçeklik parçasının sert çekirdeğini, onu 'örten' yalanları işlevsiz bırakarak açığa çıkarmıştır. Kurbana uygulanan ölçüsüz şiddetin bu müstehcen görüntüsü, 'dünyanın istenmeyen gerçekliği' olarak 'Kötü'ye ayırdığımız kategorik bölgenin de dışına kaçmayı başardı ve her tür aklileştirme girişimini hiçe sayacak biçimde başıboş, uğursuz bir 'şey' olarak artık hayatlarımızın yörüngesine girmiş durumda. Dehşet, çoktan sıradanlaşmıştı zaten. Yaşadığımız 'şey'e başka bir ad bulunmalı. Rahatsız vicdanlarımızla avunarak yaşamaya alışkınız: 'Katliamlar ne kötü be birader!' Her kötülükten, ne kadar da 'iyi' olduğumuzu ispatlayan rahatsız vicdanlarımız sayesinde sıyrıldığımızı sanıyoruz. Ölenler için duyduğumuz üzüntünün böyle teselli edici bir yanı olması ne hoş! Oysa her kötülükte payımıza bir şeyler düşer, bir parça sorumluluk hiç değilse. Öyleyken, kederli bir sessizliğe ya da kullanılmaktan aşınmış sözlere gömüyoruz rahatsız vicdanlarımızı, sanki bu dünyanın umurunda olurmuş gibi. 'İnsanlığın öldüğü yer'miş Felluce. Bilen var mı, kaç canlıdır insanlık? Bu kaçıncı ölümüdür onun?.. Bosna'da.. Grozni'de.. Gazze'de.. Adını bile unuttuğumuz yerlerde'”ki hepsi Felluce'dir sonunda... Açalım haritaları, katledilmediği bir yer kaldı mı insanlığın? Canilerin ayak basmadığı bir toprak parçası... İşte, binlerce kez gömülmüş bir cenazenin başında yas tutuyoruz yine. İkinci büyük savaşın yaklaştığı günlerde, 'İnsanlık-dışılığın geleceği parlaktır' demişti Paul Valery. İnsanlık-dışılığın muazzam güçleri dünyayı yeniden cehenneme çevirmeye hazırlanırken, hayatı ve insanlığı savunamayacak kadar yılgınlığa kapılmış toplumların ortak umutsuzluğu, şairin karamsarlığını böylesine derinleştiriyor olmalıydı. Felluce'den peşpeşe katliam haberleri gelirken, Valery'nin sözü hâlâ bir şey anlatıyor mu bize? Son olarak, İngiltere'de yayımlanan Independent gazetesi, Felluce'de 'Amerikalı keskin nişancıların, aralarında çocukların bulunduğu pek çok sivili öldürdüğünü' dünyaya duyurdu. 'Hayalet şehir'den fotoğraflar: Keskin nişancılar... Başlarından, göğüslerinden hedef alınarak vurulmuş siviller... Sokaklarda öylece bırakılan cesetler... Hayattan hiçbir iz kalmasın diye barbarca bombalanmış şehirden dünyaya akan fotoğraflar, insanlık onuru adına aklın ve vicdanın sözcülüğünü yapacak küresel çapta bir itirazı ateşleyebilecek mi? Umalım ve dua edelim ki öyle olsun. Yoksa, sokak sokak-ev ev katledilenlerin, gözü dönmüş 'terörist-şey'ler olduğunu söyleyebilecek kadar vahşileşen iktidarın sözcüleri, içimizdeki son insani kıpırdanmaları bile ezecekleri zamana kadar yalanlarının saldırısını durdurmayacaklar.


KÜÇÜK İYİLİKLERİN CENNETİ
  Sayı: 384   Yazan: Sedat Turan
Ölüme Dair Notlar
  Sayı: 371   Yazan: Sedat Turan
Her Kök Kendi Toprağında
  Sayı: 362   Yazan: Sedat Turan
Kim Olduğumuzu Dualarımız Söyler
  Sayı: 350   Yazan: Sedat Turan
Çiçekler Okula Gitmez
  Sayı: 348   Yazan: Sedat Turan
ŞİKAYETÇİ
  Sayı: 343   Yazan: Sedat Turan
SUÇ VE LİNÇ
  Sayı: 341   Yazan: Sedat Turan
GEÇMİŞİ KURTARMAK
  Sayı: 339   Yazan: Sedat Turan
Cinayetler zamanı
  Sayı: 336   Yazan: Sedat Turan
KUR'AN'A DAİR YANLIŞ BİR EZBER
  Sayı: 335   Yazan: Sedat Turan
 
 
Zafer Yayınları © 2009