Peygamberimizin Mucizeleri
İnsanların bazıları Allah’ın elçilerinin söylediklerini hemen kabul...
 
Çocuklar İçin Hadis Kitabı
UĞURBÖCEĞİ YAYINLARI, çocukların manevi dünyalarını zenginleştirmeyi...
 
Kesilen Gitar
Okuyucuların uzun yıllardır HAYATIN İÇİNDEN HİKAYELER’i ile tanıdığı...
 
www.zaferyayinlari.com
Zafer Yayın Grubu'nun bütün kitaplarını inceleyebileceğiniz ve satın...
 
Hazır Cevaplar 2.Kitap
Öyle insanlar vardır ki, çoklarını keder ve hüznün kuytularına çeken...
 
Diğer Kitaplar

Satır Arkası

Sayı: 371


Denizin dibine bayrak dikilir mi? GEÇEN AY çok ilginç bir haber, televizyon kanallarında göründü. Rusya, Kanada, ABD gibi kuzey kutbuna yakın olan ülkeler, buzulların erimeye başlamasıyla bu bölgeleri sahiplenme derdine düştüler. Hatta aralarından bazıları, deniz dibine bayrak bile dikti. “Bu açık denizlere niçin bayrak dikilir?” diye merak ediyorsanız, sebebi şu: petrol aramak ve çıkan petrolü sahiplenmek! Ne kadar tuhaf ve acı! Dünyanın ekolojik dengesinin giderek bozulduğunu haber veren küresel ısınma, gezegen sakinlerini topyekün derin bir endişeye sevketmesi ve gerekli tedbirleri almaya yönlendirmesi gerekirken, dünyayı asıl bu çevre felaketlerine sürükleyen ülkeler, akılalmaz bir pişkinlikle, ne yazık ki bildikleri yolda tam gaz devam ediyorlar. O kadar ki, küresel felaketlerin habercilerini bile, kör bir menfaat bakışıyla, kendileri için fırsat sayıyorlar. İşte kör hırsın ve menfaat düşkünlüğünün varacağı son nokta! Dünyamız, yani üzerinde yaşadığımız gemi batıyor. Ama adına ‘gelişmiş ülke’ denen bazı fazilet yoksunu ülkeler, batmakta olduğu için dikleşmiş bir geminin yukarıdaki kıç tarafında olmanın lehlerine bir durum olduğunu zannediyorlar. Eğer akıllarını başlarına almazlarsa, yakında hepimiz -insan eliyle- denizin dibini boylayacağız ama farkında değiller. Ne diyelim, Allah ıslah etsin! … Zülfü Livaneli: “Bir yaz Said Nursi Okudum…” SANATÇILAR yaşlanıp hatıralarını yazmaya başlayınca, haklarında ilginç bilgilere de erişiyoruz. Livaneli’nin Sevdalım Hayat adlı son kitabı da bunlardan. Meğer Zülfü Livaneli, gençliğinde bir yaz tatili boyunca Said Nursi okumuş. Kendisine Said Nursi’den bahseden arkadaşları, eline onun bir kitabını, Asa-yı Musa’yı tutuşturmuşlar önce. Kitabın üslubunu ilginç ve ateşli bulan Livaneli, kitapta bir edebiyat tadı bulduğunu itiraf ediyor. İçeriğine gelince; okuduğu Kader bahsini Bediüzzaman’ın sanki Balzac’la, Kierkegard’la, Camus’la polemiğe giriyor gibi yazması ve çok mantıklı cevaplar vermesi karşısında hayran kaldığını ifade eden Livaneli, o yaz tatili boyunca kendisine verilen diğer Said Nursi kitaplarını da bekletmeden okumuş. “Peki sonra ne olmuş da, Livaneli yolunu değiştirmiş?” diye merak ediyorsanız, Livaneli’nin kitapta verdiği cevap şu: “İlk kez gittiğim bir sohbette kitaplardan pasajlar okundu ama sonra yapılan yorumlar ve konuşmalar itici geldi bana. Politik bir örgüt oldukları izlenimini edindim.” Livaneli’nin, doğru ya da yanlış, risalerle yolları burada ayrılmış. Acaba, Livaneli, basit bir ilk izlenimi ve önyargılarını aşabilseydi, bugün nasıl bir Zülfü Livaneli olurdu? İnsan merak ediyor doğrusu. … Boşanmanın da fuarı yapıldı! AVRUPA ülkeleri genelinde boşanma oranı % 40; Avusturya’da ise bu oran % 50. Yani Avusturya’da evlenen çiftlerin yarısı boşanıyor. Dolayısıyla dünyada ilk defa düzenlenen boşanma fuarının Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenmesine şaşmamalı. Ekim ayında düzenlenen fuarda, boşanmak isteyen çiftlere hukuki ve psikolojik bilgilerin verilmesinin yanı sıra, babalık testi de yapıldı. Fuarda açılan standlarda emlakçılar, hukuki danışmanlar, seyahat acenteleri, arabulucular, kadın kuruluşları yer aldı. Fuarın düzenlenmesinde ana fikir, boşanmanın tarafların psikolojik bunalıma sürüklenip hayatlarının kalan kısmını bu sıkıntıyla yaşamalarının olabildiğince önüne geçmek. Avrupa’da pekçok çiftin bu duruma düştüğü dikkate alındığında, bunun mantıklı bir tarafı da yok değil. Örneğin, seyahat acentelerinin sunduğu iyi bir tatil programı, boşanma sonrası bunalıma düşmüş eş için işe yarayabilir. Fakat bu fuarın yapılması, başka bir anlamı da akla getiriyor. Boşanma oranlarının da gösterdiği gibi Avrupalılar aileyi ayakta tutmakta özellikle son yıllarda çok zorlanmaya başladı. Galiba bu konuda teslim bayrağını da çektiler. Ve geldikleri bu ümitsiz noktada, muhtemelen, “Madem aileyi ayakta tutamıyoruz. Biz de boşanmayı tatsız bir şey olmaktan çıkarırız ve boşananların gönlünü hoş tutarız” diye düşünmeye başladılar. Yoksa, neden böyle bir fuar yapsınlar ki? … Yıldız ne söyler? “Yıldızlar, başka başka insanlara farklı şeyler ifade ederler. Bazıları için sadece gökyüzünde titreyen ışıklardır. Yolcular içinse, bir rehberdirler. Bilim adamları için fikir kaynağıdırlar. Şu benim iş adamı içinse zenginlik.” —Saint Exupery, Küçük Prens’ten … İki reklam, bir yorum HANİ şu televizyonda uzunca yayınlanan telefonla pazarlaması yapılan ürün reklâmları var ya. İşte o reklâmlardan ikisi: Birincisi, yeni çıkan elektrikli bir bıçakla ilgili. Bıçak, birbirine bitişik iki parçalı ve titreşimli. Bu sayede, siz elinizi kolunuzu yormadan ve bıçağı ileri geri hareket ettirmeye gerek kalmadan, işinizi görüyorsunuz. İster et kesiyorsunuz, ister çok katlı bir sandviç. Reklâmın hedef kitleyi yakalayan cümlesi ise, “Bırakın kaslarınız yorulmasın, elektrikli bıçak sizin için her şeyi kessin.” Hemen peşinden yayınlanan diğer reklâm ise, bir fitness aleti. Normalde bu aletler, evde ve ofiste sürekli oturan ve bundan dolayı sağlık sorunları yaşamaya başlayan modern insana, hareket etmesi ve kaslarını çalıştırması için pazarlanıyor. Yani, birinci reklâm tüketiciye kaslarını yormamayı vaat ederken, ikincisi tam tersine, yormayı vaat ediyor; daha doğrusu vaat etmesi gerekiyor, ama o da ne? Reklâmı yapılan fitness aleti, insanın kaslarını hareket ettirmesini gerektirmiyor. İsteyen beline, isteyen baldırına bu aleti takıyor ve titreşimle o bölgeye masaj yapıyor. Mübarek, fitness değil de, rahatlatma aleti sanki. Sözün özü, reklâmın biri, “yorulmayın” diyor. Bir diğeri ise, hareketsizlikten şişmanlayıp sağlıksız bir hale gelince, “Alın size, fitness aleti!” diyor. Fakat o dahi, kasları yormaya hacet bırakmıyor. İşte Kapitalizm, modern insanı böylece kendisine sunulan her şeyi aptalca satın alan bir ördeğe dönüştürüyor. Aramızda buna direnç gösterenlerin sayısı artmadıkça da, bu böyle devam edeceğe benziyor. Akıllı bir iktisatçının sözünü hatırlamanın tam zamanı: “Eğer insanlar akıllıca hareket etseler, dünyada mantıksızca tüketime dayalı ekonomilerin çoğu çöker.” … Futbol, vatan kurtarır mı? FUTBOLU sadece bir oyun olarak bir türlü göremiyoruz. Hele milli maçlar, tam bir düşmanla meydan muharebesi psikolojisine sokuluyor. Bunda spor editörlerinin de ciddi katkısı var doğrusu. Ahmet Turan Alkan’ın bu noktaya gayet başarıyla parmak basan yazısının bir bölümünü sunuyoruz: “Birilerinin çıkıp, futbol editörlerinin gündemi yakalamak uğruna her salataya maydanoz olmak heveslerine dur demesi gerekiyor; daha doğrusu futbolun, aslında ait olması gereken yeri dar bularak hayatımızı idare etmeye kalkışmasına hep beraber karşı çıkmamız lazım. Biri çıkıyor şehit cenazelerinden ötürü ciddi ciddi millî takıma kara forma giydiriyor; bir başkası millî takım oyuncularının prim gelirlerini ebediyyen şehit ailelerine bağışlamaları için vatanseverlik formu doldurmaya davet ediyor. Veyl itiraz edenin haline! Hayır, bu kadar çok önem verdiğimize göre milletçe futboldan biraz anlasak gam yemeyeceğim; futbol zevki ölmüş, ortalık fanatikten geçilmiyor; çoğu kuralları bile bilmiyor ama boğazımıza kadar futbola batmışız. İddia ediyorum; Türkiye’de futbol, kardeşlik ve iyi ilişkilerden çok gerginlik ve kavga ortamına katkıda bulunmuştur; itiraz eden “araştırmacı gazeteciler” yapsınlar dökümünü, görelim. Şu Trabzon-Sivas maçından sonra gelişen olaylara bakınız; neredeyse iki şehir ahalisi birbirine düşman kesilecek raddeye getirildi. Paylaşılamayan bir üç puan söz konusu imiş. Yerin dibine geçsin üç puan; nedir üç puan, ekmek mi, su mu, bağımsızlık mı, nedir?” … İngiliz Evrimci Israrlı: “İnsanlar ikiye ayrılacak!” İNGİLİZ evrim teorisyeni Oliver Curry’ye göre, insan ırkı gelecekte ikiye ayrılacak. İnsanlardan elit olanlar çekici ve güzel, diğerleri ise çirkin ve itici olacak. İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye geçen yıl yaptığı açıklamanın bir benzerini İngiliz televizyon kanalı Bravo’da tekrarlayan London School of Economics öğretim üyesi Curry, insan ırkının gelecekte biri çekici, akıllı, yöneten elitler, diğeri de pek akıllı olmayan, çirkin cin benzeri yaratıklar olmak üzere ikiye ayrılacağını iddia etti. Curry’nin bu iddiaları, aslında Evrimin babası olan Charles Darwin’in survival of the fittest, yani en uygun olanın (güçlünün) hayatta kalacağı, buna karşılık zayıfların giderek tarih sahnesinden çekileceğine ilişkin görüşünden apartılıp, bunun geleceğe yansıtılmasından başka bir şey değil. Evrimcilerin bu tür fantezileri, konu sıkıntısı çeken Hollywood film yapımcılarının işine yarasa da, işin doğrusu, evrimi savunanların değirmenine çok da su taşımıyor aslında. Çünkü evrim düşüncesinin en önemli eksiklerinden birisi, evrimi ancak uzak geçmiş ve uzak gelecekte gerçekleşmiş ve gerçekleşecek olaylar olarak tanımlamak zorunda kalmaları. Şimdiye gelince, evrimcilerin “İşte burada!” diye işaret edebilecekleri hiçbir evrimsel gelişme ya da değişim göze çarpmıyor. Maymunlar maymunluğuna, insanlar da insanlığına devam ediyorlar. … Televizyon çocukları bozar! ANNE babalar! Bebeğinizi televizyon karşısında, sofranın dışında beslemeyiniz. Bu bebekleri sofradan uzaklaştırır. Televizyon karşısında beslenmeye alışan çocuğunuzu bir yaşından sonra sofraya oturtmak isteseniz bile oturmaz. Çünkü televizyon karşısında yemek yemeye alışmıştır artık. Televizyondaki hareketlilik ve renklilik onun ilgisini çeker. Oyunla değil bebeğin de yetişkinler gibi yemek yemesinin öğretilmesi gerekiyor. Televizyonla beslenen çocuğun dikkati dağılıyor. Bu durum bir müddet sonra çocukta gelişim bozukluğuna neden olabiliyor.


FIFA 2008’de kutsallar savaşı
  Sayı: 379   Yazan: Belirtilmemiş
Satır Arkası
  Sayı: 371   Yazan: Belirtilmemiş
Satır Arkası
  Sayı: 370   Yazan: Belirtilmemiş
Satırarkası | Eylül 2007
  Sayı: 369   Yazan: Belirtilmemiş
Satır Arkası | Ağustos 2007
  Sayı: 368   Yazan: Belirtilmemiş
Satır Arkası Temmuz 2007
  Sayı: 367   Yazan: Belirtilmemiş
Satır Arkası
  Sayı: 366   Yazan: Belirtilmemiş
SATIR ARKASI
  Sayı: 365   Yazan: Belirtilmemiş
Satır Arkası
  Sayı: 364   Yazan: Belirtilmemiş
Satır Arkası
  Sayı: 363   Yazan: Belirtilmemiş
 
 
Zafer Yayınları © 2009