Peygamberimizin Mucizeleri
Ýnsanlarýn bazýlarý Allah’ýn elçilerinin söylediklerini hemen kabul...
 
Çocuklar Ýçin Hadis Kitabý
UÐURBÖCEÐÝ YAYINLARI, çocuklarýn manevi dünyalarýný zenginleþtirmeyi...
 
Kesilen Gitar
Okuyucularýn uzun yýllardýr HAYATIN ÝÇÝNDEN HÝKAYELER’i ile tanýdýðý...
 
www.zaferyayinlari.com
Zafer Yayýn Grubu'nun bütün kitaplarýný inceleyebileceðiniz ve satýn...
 
Hazýr Cevaplar 2.Kitap
Öyle insanlar vardýr ki, çoklarýný keder ve hüznün kuytularýna çeken...
 
Diðer Kitaplar

PEYGAMBERÝN GENÇLERÝ | Özkan ÖZE - Ömer BALDIK

Sayý: 376


PEYGAMBERÝN GENÇLERÝ “Size hayýrlý gençleri tavsiye ederim. Çünkü, onlarýn kalbi daha incedir. Allah beni doðrulukla ve müsamahayla gönderdi. Bana gençler yanaþtý, ihtiyarlar muhâlefet etti.” — Resul-i Ekrem (a.s.m.) Özkan ÖZE - Ömer BALDIK ÝSA NEBÃŽ’NÝN (as.) yeryüzünü terk etmesinin üzerinden altý asýrdan fazla zaman geçmiþti. Âdemoðullarýnýn zihninde peygamberlerin öðrettiði ve uyardýðý konular tazeliðini yitirmiþti. Zaman bir çöl fýrtýnasý gibi eserken, her þeyden önce insanlarýn akýl ve kalplerini savurmuþ; ve nisyan ile malul olan insan, en unutmamasý gereken ilâhî sözü unutmaya yüz tutmuþtu. Hele Mekke ve etrafýndaki beldeler, çölde gaib olmuþ bir ülke gibi, kat kat unutuþlarýn altýnda, zehir zýkkým bir cehaletin karanlýðý içinde yüzüyordu. Cehalet derin bir kuyu gibi Allah’ýn Evi’nin de içinde bulunduðu topraklarda kesin bir hâkimiyet kurmuþtu. Hazreti Ýbrahim’in hanif dinine inanan ve bu inancýný yaþamakta olan kutlu bir azýnlýk dýþýnda, halkýn çoðunluðu bu hâl üzere hayatýna devam ediyordu. Mü’minlerin sevgili Kâbesi için ne de hazin günlerdi. Ýþte bu karanlýk gecelerin ardýndan güneþin doðuþu gibi Ýslâm güneþi doðuverdi. Karanlýk gecelerin daima nurlu sabahlarýn habercisi olduðu bir kez daha kanýtlanmaktaydý. Emin bir Elçi (a.s.m.) Rabbinin izni ve yetkilendirmesiyle hakikat ile yalanýn arasýný gece ile gündüz kadar ayýrmaya muvaffak oldu. Yol, bundan böyle ikiye ayrýlmýþtý. Artýk cehalet yolu üzerinde yürümenin meþruiyeti kalmamýþtý. Ya karanlýðýn ya da aydýnlýðýn peþinden gitmek bir zorunluluk halini almýþtý. Lâkin, Arap kabilelerinin ihtiyarlarý için iþler çok daha zordu. Nurlu davet her þeyi ayan beyan ortaya çýkardýðý halde, yüzyýllardýr biriken cahiliye tortusu, ihtiyarlamýþ akýl ve kalpleri son derece katýlaþtýrmýþtý. Uzun süren susuzluk, çoðu yaþlý ruhta tedaviye kabiliyeti kalmamýþ çoraklaþmalara yol açmýþtý. Bir kahredici granit tortu, cahiliye geleneklerinden yontulmuþ bir puta dönüþerek, kalp kapýsýna kadar gelen Ýslâm nuruna karþý bir direniþ gösteriyor ve bir baþkaldýrý sergiliyordu. Zaman uzamýþ ve yaþlý kalpler katýlaþmýþtý. Katýlaþan kalpler, nur-u hidayeti kabul edemiyordu. Pek çoðu Mekke’nin söz sahibi liderleri durumunda olan ihtiyarlar, yaþayýþlarýný ve alýþkanlýklarýný deðiþtirme eþiðinden adým atamamakta, eski halin devamýna çalýþmayý neredeyse ilâhî bir görev saymaktaydý. Çoktandýr Rablerini kendilerinden uzaklaþtýrmýþ, ilâhî hükümleri belirsizleþtirmiþ; onun yerine kendi heva ve heveslerine uygun putlar icad etmiþlerdi. Taþ putlardan baþka, benlik putu, asabiyet ve asalet putu gibi putlar sebebiyle kýz çocuklarýný diri diri topraða gömmeye bile körelmiþti gözleri. Tek istedikleri, nasýl geldiyse öyle gitsindi. Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) davetine sýrt çevirmekle kalmayýp, Ýslâm’a ve Müslümanlara karþý düþmanlýk etmekte birbirleriyle yarýþan Ebu Leheb, Velid b. Mugire, Ukbe b. Ebî Muayt, Ümeyye b. Halef gibi adamlarýn hepsi de gençlik yýllarýný çoktan geride býrakmýþ böyle ihtiyar kimselerdi. Mesela, Allah Resulü’nün, “Her ümmetin bir firavunu vardýr, benim ümmetimin firavunu da budur” dediði Ebu Cehil, Bedir Harbi’nde yetmiþ yaþýndaydý. ÝHTÝYARLAR cephesinde durum, genel manzara itibariyle böyleyken; onlarýn oðullarý, yeðenleri ve genç kýzlarý, Mekke semalarýnda tulû eden Ýslamiyet güneþine sinelerini alabildiðine açtýlar. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çýkaran Allah, yüzünü cehenneme dönmüþ kimselerin gövdelerinden cennet çiçekleri açtýrýyordu. Gençler, Allah Resulü’nün etrafýnda, ýþýða koþan pervaneler gibi toplanýyor ve cahiliyenin henüz üzerlerine sinmemiþ kokusundan ve tortusundan bütün bütün arýnýyorlardý. Her yeni gelen âyeti, arþa doðru yükselen Melek Cebrailin ihtiþamlý kanatlarýnýn sesleri henüz semada yankýlanýyor iken koþup Nebî’nin mübarek sesinden dinliyor, ezberliyor ve kalplerinin en tenha köþelerine kadar sindiriyorlardý. Her yeni âyet, onlar için derhal uygulanmasý icap eden hükümler anlamýna geliyordu. Teori ve pratik bir arada, neredeyse ayný anda vücut buluyor ve saðlam bir imaný hiç arasý açýlmadan salih bir amel takip ediyordu. Öyle ki, o imaný artýk oradan çýkarmak, þeytanýn bile harcý deðildi. Nerede kalmýþtý ki, Velid b. Mugire gelsin de, iþkenceleriyle o nuru onlardan ayýrabilsindi. Bu tür herzeler, o gençlerin yalnýzca imanýný artýrmaktan baþka bir iþe yaramýyordu. GENÇ, yaþlý, kadýn, erkek herkesin davet edildiði Ýslâm’a gençlerin böylesine çarçabuk ve saðlam bir þekilde intibak etmesi, selim fýtratlarýný henüz cahiliye yaþantýsýnýn kara örtüsünün bürümemiþ olmasýndan ileri geliyordu. Mekke’nin imansýz ihtiyarlarýnýn onlarýn önüne koyduðu istikbal, hakikat ve adalet arayýþý içinde olan o selim fýtratlara hiç de cazip görünmüyordu. Geçmiþin tortusunun körü körüne devam ettirilmesindense, geleceðe yeni ve temiz bir sayfa açmak, Hakk’a boyun eðmek, hakikat temelinde adaleti tesis etmek ve gerektiðinde bu uðurda can vermek, genç ruhlara çok daha doðru geliyordu. Bu þartlar altýnda Allah ve Resulüne “Lebbeyk!” diyerek itaat etmek, o selim fýtrata sahip gençler için ulvî bir zevkti. Soluk hayatlarýna âdeta bir ruh üflenmesiydi. NE GARÝP ve aciptir ki, bugün Ýslâmiyet semasýný yýldýz yýldýz süsleyen o gençlerin isimlerini andýðýmýzda, pek çoðumuzun hayalinde kýrlaþmýþ gür sakallarýyla asalarýna dayanmýþ yaþlý insanlar beliriyor. Sanki Ýslâm yaþlýlara gelmiþ ve ancak yaþlýlarýn destek verdiði bir dinmiþ gibi zannediliyor. Bugün kaç kiþi, Talha b. Ubeydullah ismini duyduðunda yahut Sa’d b. Ebi Vakkas adý kulaðýna çalýndýðýnda, onyedi yaþýnda, ter ü taze, fidan gibi bir genci hayaline getiriyor? Hayalimizde hep yaþlý ve mütevekkil bir kimse olarak canlanan Hazreti Ebu Bekir bile, Ýslâm nuruyla nurlandýðýnda sadece otuzsekiz yaþýndaydý. Öte yandan, yaþlý babasý Ebu Talib, bir türlü iman þerefine eriþemeden Peygamber Aleyhisselam’ýn gözyaþlarý eþliðinde can verirken, onun oðlu Ali (k.v.), kabilesinin kodamanlarýnýn arasýndan sýyrýlarak, “Sana yardýmcý ben varým ey Allah’ýn Resulü!” diye haykýrdýðýnda, on ya da onbir yaþýndaydý. Hz. Ali’nin aðabeyi ve Habeþistan Meliki Necaþi’nin ülkesine hicret eden ilk Müslümanlardan olan Cafer b. Ebi Talib, hicret sýrasýnda yirmi beþ yaþýndaydý. Sýðýnma talebiyle hicret eden Müslümanlarýn önderi olarak genç Cafer, orada hazýr bulunan rahiplerin huzurunda Necaþi’nin sorularýna sarahatle ve büyük bir özgüvenle cevap vermiþti. Onun bu cevabý, Hazreti Peygamber’in (a.s.m.) son derece olumsuz þartlar altýnda, nasýl bir davetle Mekke’lilere yaklaþtýðýnýn da güzel bir tasviriydi: “Ey Kral! Biz putlara tapan, ölü eti yiyen, her türlü fuhþiyatý yapan, akraba iliþkilerini koparan, komþuya kötü davranan cahilî bir toplum idik. Bizden güçlü olan, zayýf olaný yerdi. Ýþte Allah bize içimizden nesebini, doðruluðunu, güvenilirliðini ve iffetini bildiðimiz bir Rasûl gönderinceye kadar bu haldeydik. Oysa gönderilen bu Rasûl, bizi, Allah’ý birlemeye, O’na kulluk etmeye, O’ndan gayrý babalarýmýzýn taptýðý taþ ve putlarý terketmeye çaðýrdý. Bize doðru sözlülüðü, emaneti yerine getirmeyi, akrabalarla iliþkileri devam ettirmeyi, iyi komþuluðu, haramlardan ve kan dökmekten el çekmeyi emretti ve bizi fuhþiyattan, yalan sözle þahitlikten, yetim malý yemekten, iffetli hanýmlara iftira etmekten yasakladý. Bize yalnýzca bir Allah’a kulluk etmemizi ve O’na hiçbir þeyi þirk koþmamayý emretti, namazý, zekatý ve orucu emretti… Biz de onu derhal tasdik ettik, ona inandýk ve Allah’tan getirdiðine uyduk. Yalnýzca Allah’a kulluk ettik ve O’na hiçbir þeyi þirk koþmadýk. Onun bize haram kýldýðýný haram, helal kýldýðýný da helal kýldýk.” Ýþte bu sözler, yirmi beþ yaþýndaki Cafer’in aðzýndan sýðýnma talep ettikleri ülkenin kralý, yardýmcýlarý ve rahiplerinin huzurunda; üstelik düþmanlarýnýn kendilerini takip edip bozgunculuk ithamlarýyla kralý etki altýna almaya çalýþtýklarý, yanlýþ bir sözün tonla emeði zayi edebileceði zorlu bir vasatta dökülmüþtü. Bir nevî siyasî sorumluluðu yüksek bir görev, yirmi beþ yaþýndaki genç Cafer’in omuzlarýndaydý—biz ise bugün böyle bir göreve içimizden en yaþlý ve tecrübesi en yüksek kiþiyi seçmeyi en doðru tercih sayarýz; gençlere bu konuda güvenmeyiz. ÝLGÝNÇTÝR Medine’ye yapýlan Hicret sýrasýnda, Ubeyde b. Haris gibi çok yaþlý bir iki bahtiyar ihtiyarýn dýþýnda kalan mü’minlerin tamamý da, neredeyse otuz yaþýn altýnda idiler. Evlerini, ailelerini, ana babalarýný, tüm geçmiþlerini geride býrakýp ‘belirsiz’ bir istikbale doðru adým atabilen mesut bir genç topluluktu onlar. Güçlü imanlarý ve peygambere olan baðlýlýklarý dýþýnda, elle tutulur hiçbir þeyleri yoktu. Hiçbirinin aklýndan, “Daha biz genciz. Böylesine büyük bir inkýlaba omuz vermek bize deðil büyüklerimize düþer” düþüncesi geçmemiþti. Öte yandan, Resul-i Ekrem, onlara bilhassa ana babalarýndan uzak durmalarý ya da muhalefet etmeleri gibi özel bir telkinde de bulunmuþ deðildi. Ýlâhî davet, herkese yapýlmýþtý. Ama bu davete genellikle gençler mukabelede bulunmuþ; yaþlýlar ise çoðunlukla geri durmuþtu. Bu dinin gençlere öðüdü, ana babalarýndan uzak durmalarý veya bir “karþý devrim” deðil, onlarýn taptýðý taþ ve putlarý terketmeleriydi. Din onlardan “karþý” olmalarýný deðil, “taraf” olmalarýný talep ediyordu. Onlar da bu talebe olumlu cevap verdiler. Ama ana babalarý, ne yazýk ki taptýklarý putlarý, hakikate ve—sýrf hakikate taraf olduklarý için—kendi oðullarýna ve kýzlarýna tercih ettiler. Hem de öyle bir tercih ediþ ki! Mekke’nin soylu ve varlýklý ailelerinden birine mensup olan Zübeyr b. Avvam, Ýslâm ile þereflendiðinde müþrik amcasý tarafýndan hasýrlara sarýlýp ateþe verildi. “Muhammedin dininden dön, seni býrakayým!” diyen amcasýna, “Yanýp kül olacaðýmý bilsem de dönmeyeceðim!” diye cevap veren Zübeyr, bu olay sýrasýnda sadece on iki yaþýndaydý. Bir de, Mekke’de genç kýzlar tarafýndan geçeceði yollarý gözlenen yakýþýklý bir genç vardý, Mu’sab b. Umeyr. Zengin bir kadýnýn oðlu olan Mu’sab, omuzlarýna kadar dökülen saçlarý, Hind’den ve baþka yerlerden gelme en alâ kumaþlardan elbiseleri, Hadramut iþi terlikleri ve süründüðü pahalý kokularýyla, Mekke gençleri arasýnda ayrýcalýklý bir yere sahipti. Bu yakýþýklý delikanlý, gençliðinin ve yakýþýklýðýnýn zirvesindeyken, Allah Resulü’nün huzurunda diz çöktü. Birinci akabe biatýndan sonra Medine’ye “öðretmen” olarak gönderildi. Bedir Harbi’nde, Ýslâm’ýn sancaktarlýðý vazifesi ona verildi. Uhud’da da yine o sancaktardý. Þehit edildiðinde, kendisine kefen olacak bir örtü bile bulamadýlar. Üzerinde eski bir hýrka vardý. Bedeni kýlýç ve mýzrak darbeleriyle parçalanmýþtý. O hýrka ile baþýný örtseler ayaklarý dýþarýda kalýyordu; ayaklarýný örttüklerinde ise hýrka baþýný örtmeye yetmiyordu. Mus’ab, Allah ve Resulü’ne iman ettiðinde onsekiz yaþýndaydý. Ýþte o Mus’ab, imanýný ikrar ettiðinde, annesi onu zindanlara kilitledi. Dininden dönmesi için ne tehditler savurdu. Ama hiçbirisi, genç Mus’ab’a tesir etmedi. YÝNE türlü türlü iþkencelere katlanan bir baþka delikanlý Habbab da, “Ýlk 10 Müslüman” listesine adýný yazdýrma þerefine eriþtiðinde, sadece onaltý yaþýndaydý. Bir köle olan Habbab, müþrik sahibesi tarafýndan kýzgýn demirlerle daðlanmakta ama inancýndan zerrece dönmemekteydi. Genç olmasý, onu asla kolay vazgeçen biri yapmamýþtý. Tam tersine, bir gençte olmasý gerektiði gibi, inancý uðruna hayatýný ortaya koyabilecek kadar çelik iradeli kýlmýþtý. UHUD harbinde kendi bedenini Allah’ýn Resulü’nün mübarek bedenine siper eden Talha b. Ubeydullah ise, Ýslâm ile þereflendiðinde ya onaltý ya da onsekiz yaþýndaydý. Bedr’in usta okçusu, Peygamber Aleyhisselam’ýn “At, Sa’d at! Anam babam sana feda olsun!” dediði Sa’d b. Ebi Vakkas, Müslüman olduðunda ondokuz yaþýndaydý. Ayný Sa’d, çok sevdiði annesinin “Dininden dönmezsen ölünceye kadar aðzýma lokma koymam!” demesi karþýsýnda: “Senin bin canýn olsa, binini de versen, ben dinimden dönmem!” cevabýný verecek kadar, saðlam bir iman dersini almýþtý. Onun kardeþi Umeyr ise onaltý yaþýnda Bedir’de þehit olmuþtu. Peygamber Aleyhisselam, yaþýnýn küçüklüðü sebebiyle onu geri çevirmek istediyse de, aðlaya aðlaya izin isteyip saflara katýldý. Aðabeyinin yardýmý olmadan beline kýlýcýný baðlayamýyordu bile. Boyu kýsa, kýlýç ise çok uzundu. Ya, narin bedenine sýska yapýsýna aldýrmadan, müþriklerin en azgýn zamanlarýnda karþýlarýna geçip Kur’an okuyan Abdullah b. Mes’ud kaç yaþýnda Müslüman olmuþtu dersiniz? Onaltý! Bir de, Ýslâm tarihinde eviyle meþhur olmuþ bir baþka genç vardý, adý Erkam b. Ebi Erkam. Onyedi yaþýnda hidayetin tatlý þerbetini yudumlayan bu yürekli insan, Safa tepeceðinin eteklerindeki evini, iþkence ve boykot zamanýnda, Allah Resulü’nün ve Müslüman gençlerin istifadesine sunmuþtu. Batha’nýn gecelerinde hayasýz kadýnlarýn kapýlarýna astýklarý kýrmýzý fenerlerin þehevî ýþýklarý, kapýlar açýlýp kapandýkça bir görünüp bir kaybolurken; Müslüman gençler, Erkam’ýn evinde, diriltici bir iklimin altýnda iman derslerini bizzat Allah’ýn Resulü’nden alýyorlardý. Hz. Ömer’in, henüz adalet için deðil de, Allah Resulü’nü öldürmek için kýnýndan sýyrýlmýþ kýlýcý elinde, gelip otuzüç yaþýnda Ýslâm ile þereflendiði ev de, yine Erkam’ýn Evi’ydi. Onun Ýslâm’a girmesiyle, Dar’ül Erkam’ýn duvarlarý, genç mü’minlerin tekbir sesleriyle çýnlamýþtý. HAZRET-Ý PEYGAMBERÝN (a.s.m.) gençlerle irtibatý sadece Mekke’de deðil, her yerde iyiydi. Týpký Mekke’de olduðu gibi, Yesrib’in susuz kalmýþ gençleri de Allah Resulü’ne sinelerini açmýþ ve o Hidayet Elçisi’nin aþýk pervaneleri olmuþlardý. Nasýl olmasýnlardý? Karþýlarýnda hakikati bir bütün olarak yaþayan, inandýðýný sadece konuþan deðil, ayný zamanda yaþayan biri (a.s.m.) vardý. Sözünde yalan, sesinde tereddüt yoktu. Küçük hesaplar peþinde olmadýðý, bir ücret talep etmeyiþinden ve kendisine teklif edilen en yüksek payeleri hiç tereddütsüz reddetmesinden belliydi. Meselesinin halli için, toplumda söz sahibi kiþilerle iþbirliði yapmak gibi siyasî metodlar onun lügatýnda yer almýyordu. Kendisine yönelen yüz, bir büyüðe de ait olsa, küçük bir çocuðun da olsa, ayný dikkat ve önemseme duygusu içinde yaklaþýyordu. Özellikle çocuklarý ve gençleri masum bildiði için, onlarý hiçbir konuda suçlamýyor, üstelik bozulmamýþ fýtrat ve kalpleri sebebiyle çok deðerli görüyordu. Çünkü her biri, Allah’a en güzel þekilde kul olma potansiyeli olan mahlûklardý. Temel eðitim anlayýþýnda, uyarma ve kýnama yoktu; sadece güzel örnek olmak ve en fazla hatýrlatmak vardý. Bilhassa çocuklar için bu yüzde yüz geçerliydi. Çocuklar onda engin bir þefkat, gençler onda hem þefkat, hem müsamaha, hem de sonsuz bir cesaret örneði görüyordu. Ve bu örnek, onlarý her þeyi yaratan Rablerine yönelmeye davet ediyor; her türlü dalalet ve sapkýnlýða set çekiyordu. Gençlerin bu “en güzel örnek” karþýsýnda kayýtsýz kalmalarý elbette mümkün deðildi. Çünkü onlarýn kalbi de, týpký Fahr-i Âlem’in (a.s.m.) kalbi gibi inceydi. Yaþlýlar gibi, “Hele biraz bekleyelim, þu Muhammed’in davasýnýn akýbeti ne olacak bir görelim. Ondan sonra ne yapacaðýmýza karar veririz” hesabý içinde olmak onlarýn kalbine aðýr gelirdi. Her biri, týpký onbir yaþýndaki Ali (r.a.) gibi, yaþça ve kuvvetçe kendisinden ileride bulunan onca yaþlýnýn arasýndan sýyrýlýp “Ben varým Yâ Resulallah!” diye öne çýkmaya kendilerini mecbur bilmiþti. Çünkü Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber (a.s.m.) kendilerine hem hakikatle geliyor, hem hürriyet tanýyor, hem hatalarýna müsamahayla yaklaþýyor, hem istikâmet kazandýrýyor, hem cesaret aþýlýyor, hem de ebedî bir hayat vaad ediyordu. Ve böylece o gençler, daha o genç yaþlarýnda, “en hayýrlý ümmet”in “en hayýrlý öncüleri” olma bahtiyarlýðýna eriyorlardý. Ýþte, cahiliye bataklýðýndan, Saadet Çaðý’na varýlan yol, bu yoldu. Fahr-i Âlem Efendimizin (a.s.m) önderliðinde, hayýrlý gençlerin desteðiyle, âdeta esfel-i safilinden ala-yý iliyyin’e çýkýldý. Allah ölü topraktan diri varlýklar yarattýðý gibi, ölü bir toplumdan diri bir ümmet yarattý. Böylece sonraki toplumlar için de mükemmel bir örnek ortaya çýkardý. Hangi zamanda ve hangi çaðda yaþarsa yaþasýn, bu örneðe bakan Müslümanlar, gayet iyi bilir ki, Allah hiçbir ferdi baþtan mahkum etmediði gibi, hiçbir toplumu da sonsuza kadar karanlýkta býrakmaya ahdetmiþ deðildir. Tövbe kapýsýnýn daima açýk olmasý, sadece tek tek insanlar için deðil toplumlar için de bir umut kaynaðýdýr. Fakat, her iþini adaletle yapan Allah, bir toplumu durup dururken felaha kavuþturmayacaðýný “Siz kendilerinizdeki deðiþtirmedikçe…” âyetiyle ortaya koyuyor (Ra’d, 11). Selim fýtrata sahip olan gençlerin ince ve hesapsýz kalpleri, bu âyetin masadaký olmaya dün olduðu gibi bugün de razý. Onlar etrafýnda pervane olacaklarý ýþýðý bekliyorlar. Peki ya ihtiyarlar? Onlar, bu gençlerin önünde Efendimiz’in (a.s.m.) örnekliðinde, söz ve fiillerinde hakikati, zulüm karþýsýnda cesareti, eðitimde müsamahayý esas tutabiliyorlar mý? Hayatý ayýrmadan, iþleri parça parça etmeden, gençlerin önüne bir bütün olarak çýkabiliyorlar mý? Ýþte esas meselemiz bu. Bizim kilidimizi açacak anahtar bu. Þunu unutmayalým ki, örnek olmadan taklit, taklit olmadan tasdik olmaz. Hayýrlý gençler olmadan da bir toplum felah bulmaz. http://www.zaferdergisi.com


Zafer'den
  Sayý: 385   Yazan: Belirtilmemiþ
Zafer'den...
  Sayý: 383   Yazan: Belirtilmemiþ
Zafer'den
  Sayý: 382   Yazan: Belirtilmemiþ
Zafer'den
  Sayý: 381   Yazan: Belirtilmemiþ
Zafer'den
  Sayý: 380   Yazan: Belirtilmemiþ
EDÝTÖR’DEN
  Sayý: 379   Yazan: Belirtilmemiþ
ZAFER’DE BU AY
  Sayý: 378   Yazan: Belirtilmemiþ
O’NUN (asm) HÝTABETÝNÝN ÝNCELÝKLERÝ
  Sayý: 377   Yazan: Belirtilmemiþ
Mantar | Neþeli Öyküler
  Sayý: 376   Yazan: Belirtilmemiþ
PEYGAMBERÝN GENÇLERÝ | Özkan ÖZE - Ömer BALDIK
  Sayý: 376   Yazan: Belirtilmemiþ
 
 
Zafer Yayýnlarý © 2009