|
Peygamberimizin Mucizeleri İnsanların bazıları Allah’ın elçilerinin söylediklerini hemen kabul... |
|
| |
|
Çocuklar İçin Hadis Kitabı UĞURBÖCEĞİ YAYINLARI, çocukların manevi dünyalarını zenginleştirmeyi... |
|
| |
|
Kesilen Gitar Okuyucuların uzun yıllardır HAYATIN İÇİNDEN HİKAYELER’i ile tanıdığı... |
|
| |
|
www.zaferyayinlari.com Zafer Yayın Grubu'nun bütün kitaplarını inceleyebileceğiniz ve satın... |
|
| |
|
Hazır Cevaplar 2.Kitap Öyle insanlar vardır ki, çoklarını keder ve hüznün kuytularına çeken... |
|
| |
| Diğer Kitaplar |
|
Saklı tarihten aktüel yorumlar: Fetih mi, işgal mi?
Saklı tarihten aktüel yorumlar Fetih mi, işgal mi?.. 'Saklı tarih' ile hesaplaşmamıza on küsur yıl sonra tekrar başlıyoruz. Biraz islâh oldu diye yakasını bırakmıştık; hem, az sayıda da olsa genç ve ehil tarihçilerimiz O'nun hakkından gelir tesellisiyle kalemimizi kınına koymuştuk... El Hak, bu Ferhat misâl alperenlerimiz, ümidimizin fevkinde birer silahşör çıktılar. Ancak Saklı Tarih de geçen zamanı boşa harcamamış; pek çok yeni hâdisenin getirdiği şüphe zakkumlarından ve iftira baldıranlarından yepyeni formüllü zehirler süzmüş!.. Onu üstümüze salmayı iş edinenlerce beslenip semirtilmiş, kobra yelesi kabartılmış, ıslığı tizleştirilmiş... Bu hâl karşısında, sert üslûba pek alışık olmayan ihtiyar kalemimizi tekrar bilemek ve Saklı Tarih'in çatallı dilini susturarak genç zihinleri korumaya çalışmak, artık bir 'farz-ı ayn' oldu... Harp görmüş, kaşı yarık, ayağı aksak hâlimizle yiğitlerimizin yanına koştuk... Her başarı , Rabbimizden!.. Fetih nedir?.. Bizim medeniyetimizin nice güzellikleri, bazı sözde medenilerce anlaşılamamış; hattâ çok defa tam zıddı ile tavsife varacak göz kamaşmalarıyla, akımız kara, şifâmız zehir, nûrumuz zulmet gibi tevehhüm edilmiştir. Tarih boyunca da bu böyle olagelmiştir; kötü ve çirkin hep iyi ve güzele direnmiştir. Ne var ki, ortaya çıkan iki zıt kutup, ezeli mücadele ve mücâhedenin dinamosunu teşkil etti... Hâbil'den Kâbil'den beri amansız bir tasfiye makinası çalıştı... Pamuğun çekirdekten, yağın ayrandan, altının çamurdan ayıklanıp arındırılması gibi... Rabbimize itâatten ve resûllere bağlılıktan ayrılmayan bahtiyârlar ebedi kurtuluşa erdi... Çok şükür, bizler onların neslindeniz. Böyle büyük bir nâiliyet, 'dağlardan daha ağır' bir me'uliyeti de beraberinde getirir. Evet...'Arza Hâlife' olanını boynuna 'İ'lâ-i Kelimetullah' vazifesi yüklenir!... Bu çetin memuriyeti bahadırca omuzlayan Şanlı Sultanlarımız, sırasıyla, nebîlere, velilere, âlimlere ve san'atkârlara ittiba ve intisab etmişlerdir. Çok defa kendileri de, elbette nebiler hariç, diğer irşat ve istikamet örneklerinin bizzat temsil ettiler. Bunlardan biri olan Fâtih Sultan Mehmed Han'ın yüksek vasıflarını hatırlayınız: Müceddit rütbesinde velî, İslamî ilimlerin hemen her fakültesinde en az doktora seviyesinde âlim... Mühendisliğin balistik, metalürji, mekanik gibi dallarında mûcit... Zamanında bütün önemli dillerine vâkıf... Farsça'da divan sahibi... Grekçe'de filoloji dehâsı... bütün güzel san'atlara âşina... siyasette emsâlsiz hatip.. askerlikte yirmidört ülkenin fatihi... Ve ne de ne ve neler... Evet... Fetih'lerin gerçekleşebilmesi için işte böyle ufuklar ötesi fâtihler gereklidir! Ve kısaca fetih, kavuşulan maddi ve manevi güzelliklerin, can pahasına da olsa, cihânın her köşesine ve beşerin her ferdine yayılması ve ulaştırılması aksiyonudur. İlâhi emirdir, farzdır, mukaddestir!... ... '-Konstantiniyye aç, gülzâr eyle!..' Fatih'e ve fatihlere verilen talimat ve gösterilen hedef hp bu oldu!.. Onlar da, cehlin, zulmün, israfın, sefâhatin, ihtilâfın, yoksulluğun ve çaresizliğin tozlu ve zehirli ağlarını şifalı kılıçlarının ve kalemlerinini ucuyla temizleyerek karanlık çağları aydınlığa çevirdiler; '-Tekfurun sarayında ankebut (örümcek) perdedâr olmuş!.. diyerek... Saklı Tarih, yüzünün dileğince buruşturabilir... Ya İşgal Ne??.. Sıra 'işgal'e gelince kalemlerimizi bırakabiliriz; ona ihtiyaç kalmadı... Artık, oy boy gazeteler, ekran ekran televizyonlar, yol yol sokaklar, bulutlu ufuklar, yaralı vicdanlar, solgun ümitler... ve neler ve neler, bütün küremizi saran maddi ve mânevi işgâl hâlini bir acıklı roman gibi içimize ığıl ığıl akıtmada... Saklı Tarih'in şımarık alkışları ve tam-tam çığlıkları ayyuka çıkmış... Onu daha da keyiflendirmemek için 'bâtılı tasvir' işgüzarlıklarından kaçımak lâzım... Ancak, işgal'in temel hususiyetlerini de kısaca belirtmeliyiz. Saklı Tarih'in utanmazca bir iltibas ile, bir kirli elbise gibi 'fetih' mefhûmu üzerine geçirivermek istediği 'işgal', dikkatli nazarların hemen tesbit edeceği; bin çeşit menfiliğin mülevves mâdenidir. Evet o, mâveraî bütün endişelerden büsbütün uzak, sadece nefsî ve behîmî sâiklerle yola çıkar... Ulvînin değil, süflînini müşterisi... İnşâ edici değil, tahripkâr... Âdil değil, zalim... Sabırlı ve kalıcı değil, aceleci ve esip geçici... Girdiği yeri yeni bir vatan ve yerlihalkı komşu ve kardeş olarak gören 'fatih'e mukabil işgâlci. Orasını bir sömürge toprağı, servetini yağma malı ve insanını köle yığını kabul eder... 'İnsafın o yerde namı yoktur...' Netice olarak işgâl, elbette insanlık suçudur; sömürgecilik, ülkeler çapında cinayet ve hırsızlıktır; firavun, Sezar, Neron gibi zalimlerin mesleğidir; ve onların her asırdaki takipçilerinin kanlı ve gözyaşılı yoludur... Akibetleri ise, aynı: 'Zalimler için yaşasın cehennem!' İstanbul'un Fethi 'Konstantiniyye elbette fetholunacak; onu fetheden emir, ne güzel emir ve askeri ne güzel askerdir!...' meâlindeki meşhûr Hadis-i Şerifin müjdesiyle, her müslüman kumandan için 'Feth-i hasret-il mülûk' olmuş büyük fetih, bildirilmiş fetih, 'Feth-i Mübîn!.. Hakkında yüzbinlerce sayfa yazıldı. Burada, birkaç kelime sadece şunu belirtelim ki her büyük hadise hakkında söylenenler gibi, İstanbul'un Fethi'ne dâir eserlerin de bir kısmı, aleyhte propaganda mâhiyetinde olmuştur. Bugünkü 'ileri ve medeni' dünyamızda bile 'İslam korkusu' ile milyonlarca insan, 'Alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir mâsum peygamberden (S.A.V) ve O'nun getirdiği merhamet dininden ürküyorsa, anlayabiliriz 'menfi medya' denilen kırkbin ağızlı âhirzaman deccalinin neler yapabileceğini... İşte öteden beri yaka paça olduğumuz ve 'Saklı Tarih' yaftasıyla tevkif ve teşhire çalıştığımız o kötülükler odağı korkunç yaratığın dili ve lisânı. Bu günün çirkin ve kasıtlı medyasıdır!.. O halde, fâtih sultanların da, biz sıradan müslümanların da boynuna yüklenmiş bir borç var: Hepimiz, kendi İstanbulumuzu fethetmek zorundayız... 'Ya biz O'nu alırız veya O bizi!.. O İstanbul bazen sadece kendi çoluk çocuğumuzun rızkını kazanmak... ne âlâ bir ibâdet... Batan, öksüze, yoksula, çâresize de el uzatmak... Çalışkan öğrenci, fedâkâr öğretmen, verimli işci, dürüst tâcir, idealist lider, yurtsever asker, âdil hâkim... kısaca, yaptığı işin hakkını veren, adam gibi adam olmak... Ama bunların belki en önemlisi, üzel askerlerin güzel emiri olma mertebesinde, büyük kitleleri aydınlatan 'müsbet' medya mensûbu olmak!.. Kötülükleri önlemede ve iyilikleri yaygınlaştırmada hem diliyle, ve te'sirinin yüksekliği nisbetinde 'eliyle', en yüce vazifeyi ifa edebilmek!.. ... 'Hazır olun erler, sefer vaktidir'... Hisarlar dikilsin, Şâhîler dökülsün, gemiler karada yürütülsün... Ve tuğlalar başa geçsin, Tekbîr çekilsin!.. İstanbul'un ve İstanbulların Fethi, mübârek olsun!...
|