|
Peygamberimizin Mucizeleri Ýnsanlarýn bazýlarý Allah’ýn elçilerinin söylediklerini hemen kabul... |
|
| |
|
Çocuklar Ýçin Hadis Kitabý UÐURBÖCEÐÝ YAYINLARI, çocuklarýn manevi dünyalarýný zenginleþtirmeyi... |
|
| |
|
Kesilen Gitar Okuyucularýn uzun yýllardýr HAYATIN ÝÇÝNDEN HÝKAYELER’i ile tanýdýðý... |
|
| |
|
www.zaferyayinlari.com Zafer Yayýn Grubu'nun bütün kitaplarýný inceleyebileceðiniz ve satýn... |
|
| |
|
Hazýr Cevaplar 2.Kitap Öyle insanlar vardýr ki, çoklarýný keder ve hüznün kuytularýna çeken... |
|
| |
| Diðer Kitaplar |
|
MODERN TIBBIN ÝSLÂMÃŽ KÖKLERÝ / David W. Tschanz
MODERN TIBBIN ÝSLÂMÃŽ KÖKLERÝ David W. Tschanz GEOFFREY CHAUCER, The Canterbury Tales’in giriþ bölümünde, “hekimlerin üstadý” ünvanýna sahip olanlarýn arasýnda dört Müslüman hekimin de isimlerini zikreder: Jesu Haly (Ýbn Ýsa), Razi (El-Razi), Avycen (Ýbn Sina), ve Averrois (Ýbn Rüþd). Bu dört isim, Chaucer’in listesine 14. yüzyýl edebiyatýna egzotik bir hava katsýn diye eklenmedi. Bu isimler hakikaten antik dünyanýn ve Avrupa Ortaçaðý’nýn büyük týp bilginleri olarak kabul ediliyordu. Yazdýklarý kitaplar, Avrupa’nýn týp okullarýnda yüzyýllarca ders kitabý olarak okutuldu. Avrupa’nýn kaybetmiþ olduðu klasik Greko-Romen mirasý önce toplayan, sonra tercüme eden, sonra da yeniden yorumlayýp sistemleþtiren bu dört hekim, sezikinci yüzyýldan onbirinci yüzyýla yayýlan çalýþmalarýyla, modern týp bilimi ve kurumlarýnýn temellerini attýlar. Beþinci yüzyýlda Batý Roma Ýmparatorluðu’nun çöküþünden sonra, Avrupa entelektül mirasýyla temasýný kaybetti. Yunan biliminden geriye sadece Pliny Ansiklopedisi ile Boethius’un mantýk ve matematik risaleleri kalmýþtý. Latin kütüphanesi o kadar zayýflamýþtý ki, Avrupa teleoglarý bilgilerini geliþtirebilmek için kendi yazdýklarýndan baþka bir malzeme bulamýyorlardý. Avrupa’nýn dünya görüþünün merkezi, kiliseydi. Hýristiyanlýk, sevgiyi ve hastalýðý tedavi etmeyi önemsediði için manastýr idarecileri niyet olarak hastane kavramýna iyi yaklaþtýlar—ama asla bugünkü gibi hastaneler kuramadýlar. Kurduklarý hastaneler, hasta insaný ciddiye alan, ama Allah’ýn dilemesiyle insanlarýn iyileþeceði veya öleceðinin beklendiði (sadece beklendiði!) yerlerdi. Hýristiyan kilisesi, ruhu bedenden çok daha önemli ve öncelikli gördüðü için týbbî tedavi, hatta beden temizliði bile, layýk olduðu ilgiyi görmedi; bedenin aþaðýlanmasý bir azizlik iþareti olarak görülüyordu. Zamanla, her hastalýðýn velisi konumuna bir aziz yerleþti. O hastalýða yakalanan hasta, ailesi, arkadaþlarý ve toplum tarafýndan o azize yönlendirildi. Üst solunum yolu hastalýklarý, Aziz Blaise’in kandillerle boðazý kutsamasýyla savuþturuldu. Aziz Roch, veba hastalarýnýn velisi oldu. Aziz Nicaise, çiçek hastalýðýndan korunma vesilesiydi. Ýlahi olarak atanmýþ olan krallarýn, “asil dokunuþ”larý ile pekçok hastalýðýn yanýsýra, sýraca ve deri hastalýklarýný da tedavi edebildiklerine inanýldý. Ayný zamanlarda, doðuda baþka bir medeniyet yükseliyordu. Ýslâm doðuþundan itibaren bir yüz yýl boyunca sürekli geniþledi ve ilmin her alanýnda tahmin dahi edilemeyecek bir ilerleme yaþandý. Müslümanlar rastladýklarý tüm kültürleri Ýslâm potasýnda eritti ve Kur’an dili olan Arapça, evrensel bir dil oldu. Onuncu yüzyýlda tek bir dil, Hindistan’dan Fransa’nýn güneyine kadar insanlarý birbirine baðlýyordu. Müslüman bilim adamlarýnýn Yunan bilimleri arasýnda ilk çalýþtýklarý alan, týptý. 529’da Plato’nun Akademisi kapandýktan sonra oradaki bilimadamlarýndan bazýsý Ýran’ýn eski Sassani baþkentindeki Jundiþapur Üniversitesi’ne sýðýnmýþlardý. Ýki yüzyýl boyunca burasý Ýslâm dünyasýnýn en büyük týp merkezi oldu. Orada, Müslüman hekimler, ilk defa Hipokrat, Galen ve diðer Yunan hekimlerini tanýdýlar. Ve ayný zamanda Bizans, Ýran, Hindistan ve Çin’in týp birikimine ulaþtýlar. Yunan eserlerini Arapça’ya tercüme etmenin ve bunlarý yaygýnlaþtýrmanýn önemini kavrayan Abbasi halifesi Harun el-Reþid (786-809) ve oðlu el-Me’mun (813-833), Baðdat’ta “Beyt-ül Hikme” (Hikmet Evi) adýnda bir tercüme bürosu kurdular ve Bizans Ýmparatorluðu’na Yunan bilim eserlerini toplamalarý için elçiler gönderdiler. Bu çabalar sonucunda Ýslâm týbbýnýn ilk dönemi yaþandý: “Tercüme ve Derleme Dönemi.” Mütercimlerin en önemlisi, Huneyn ibn Ýshak el-Ýbadi (809-73) idi. Hazýrladýðý kitaplarýn aðýrlýðýnca kendisine altýn ödenmesiyle ünlüydü. O ve yanýndakiler, dokuzuncu yüzyýlýn sonuna kadar Yunan týp metinlerini Arapça’ya tercüme etti. Bunlarýn içinde Galen, Oribasius, Egeli Paul, Hippocrates’ýn kitaplarý ve Dioscorides’in Materia Medica’sý da vardý. Bu tercümeler, Müslüman týbbýnýn temellerini oluþturdu. MÜSLÜMAN týp pratiði, büyük ölçüde Galen’in insan anlayýþýný kabul etti. Buna göre, insan vücudu dünyayý oluþturan dört elementten oluþmaktaydý—toprak, hava, ateþ ve su. Bu elementler deðiþik oranlarda karýþtýrýlabilir ve bu farklý karýþýmlar farklý huy ve mizaçlara yol açabilirdi. Bedenen yaratýlýþý dengeli olan kiþi saðlýklýydý. Hastalýk, doðaüstü kuvvetler tarafýndan deðil, hormonal dengesizliklerden ileri geliyordu ve bu dengesizlik doktorlarýn müdahaleleriyle iyileþtirilebilirdi. Müslüman doktorlar, bu yüzden, týbba, insan vücudunun anlaþýlabileceði ve saðlýðýn korunmasý için vücudun gözlenebileceði ve eðer hastalýk baþgöstermiþse yeniden saðlýðýn kazanýlabileceði bir bilim olarak bakmaya baþladýlar. Böylece, daha Tercüme Dönemi sona ermeden, saðlýkla iliþkili sahalarda büyük ilerleme saðlandý. Harun el-Reþid, Baðdat’ta modern anlamda ilk hastaneyi kurdu (805). On, onbeþ yýl içinde Ýslâm dünyasýnda 34 hastane daha hizmete girdi. Bu sayý, her yýl katlanarak arttý. Bu hastaneler, ya da kendine has adýyla, bimaristanlar, Avrupa’daki hastanelere çok az benziyordu. Hasta, buralarý hekimler tarafýndan tedavi edileceði yerler olarak görüyordu. Hekimler ise saðlýðýn teþvik edildiði, hastalýklarýn tedavi edildiði ve týp bilgisinin çoðaldýðý ve yayýldýðý kurumlar olarak. Týp okullarý ve kütüphaneler, büyük hastanelere baðlanmýþtý ve tecrübeli hekimler öðrencilere ders veriyorlardý. Bimaristanlar, týp öðrencileri için imtihan edildikleri ve diplomalarýný hak ettikleri yerlerdi. Onbirinci yüzyýlda seyyar klinikler bile kuruldu; bimaristanlar tarafýndan çalýþtýrýlan bu klinikler, hastaneye gelemeyen hastalara týbbî tedavi hizmeti sundu. Bimaristan, özetle, Ýslâm týbbýnýn beþiði ve modern hastanenin ilk prototipiydi. Hastane gibi, eczacýlýk da Ýslâmi geliþmenin bir ürünüydü. “Allah her hastalýðýn bir çaresini vermiþtir” inancýna sahip olan Ýslâm’a göre, Müslümanlar bu çareleri araþtýrmalý ve kullanmalýdýr. Arap simyasýnýn babasý kabul edilen Cabir ibn Hayyam (776), ilaç tedavisini ilk uygulayanlardan biriydi. O döneme ait Arap ecza kitaplarý çoktu ve ilaçlarýn coðrafi kökenlerini, yapýlýþýný, uygulanýþ þekillerini ihtiva ediyordu. Arap eczacýlar ya da saydalanî, aralarýnda sinemaki, kâfur, sandal aðacý, misk otu, mür, demirhindi, küçük hindistancevizi, karanfil, kurtboðan, amber, yerfesleðeni olmak üzere çok miktarda yeni ecza bitkileri buldular. Saydalaniler, ayrýca çeþitli þuruplar ürettiler. Ýngilizce’deki syrup kelimesinin kökü buradan gelmektedir. Ayrýca yine gül suyu ve turunç çiçeði gibi hoþ rahatlatýcýlar buldular. Bunlar Hint keneviri ve banotuna benzer þekilde hem sývý olarak hem enfiye yoluyla (burna çekilerek) alýnabiliyordu. DOKUZUNCU yüzyýlýn baþlarýnda ilk eczane Baðdat’ta açýldý. Ýlaçlar ticarî olarak üretiliyor ve satýlýyordu. O bakýmdan, doktorlar ve eczacýlar tarafýndan ilaçlar çok çeþitli biçimlerde yaygýnlaþtý: merhemler, haplar, iksirler, bonbonlar, tentürler, fitiller, enfiyeler. Müslüman týp düþüncesinin çiçeklenmesi, dokuzuncu yüzyýla rastladý. Ýlk büyük eser, Ebu Bekir Muhammed ibn Zekeriya el-Razi’nin (841-926) týp çalýþmalarýyla ortaya çýktý. Batý dünyasýnda Rhazes olarak bilinen el-Razi, Ýran’da doðdu. Gençliðinde müzik, matematik ve kimyayla uðraþan Razi, týp eðitimi almak için kýrk yaþýnda Baðdat’a gitti. Çalýþmalarýný tamamlayarak Rey’e döndü ve bir hastanenin baþýna geçti. Þöhreti çabuk yayýldý ve birkaç yýl içinde Baðdat’ta inþa edilen yeni bir hastanenin baþýna getirildi. Bu hastanenin nereye kurulacaðýný tespit etmek için þehrin deðiþik yerlerine et astýrdý ve etin en geç koktuðu yere hastaneyi inþa ettirdi. El-Razi, Ýslamî týpta en büyük tedavi uzmaný ve orijinal düþünür olarak kabul edilir. Üretken bir yazar olarak ondan geriye 237 kitap kaldý. Bunlarýn yarýsý saðlýkla ilgilidir. Onun Çocuk Hastalýklarý kitabý, bazý tarihçilere göre Razi’nin “pediyatrinin babasý” olduðuna delalet etmektedir. Bahar nezlesi ve sebebini teþhis eden ilk kiþi Razi’ydi. Böbrek taþýyla ilgili çalýþmasý, hâlâ bir klasik olarak kabul edilmektedir. Ayrýca, uyuzun tedavisi için geliþtirdiði civalý merhem çok önemli bir buluþtu. El-Razi, geçmiþ otoritelerden ziyade, kendisini gözleme adamýþtý. Tecrübî týbbýn güçlü bir savunucusuydu, test edilmiþ týbbî bitki ve diðer ilaçlarýn saðlýkta kullanýlmasý için yýllarca çalýþtý. Sahte doktorlar ve þarlatanlara karþý yapýlan mücadelede en öndeydi. Hekimlerin uygulamalarý için yüksek profesyonel standartlarý ve metodlarý içeren bir kitap bile kaleme almýþtý. Razi, ayrýca, ruhsatlý hekimlerin eðitimlerine devam etmeleri hususunda çok ýsrarcýydý. Karþýlýklý güvenin deðerini ve hasta tedavisinde hekimlerin birbirlerine danýþmasýný (konsültasyon) vurgulayan ilk kiþi de oydu. O dönemde, bu standartlar oldukça yüksek standartlardý. Baðdat’taki hastane idaresini takiben Razi, Rey’e döndü. Ýlk büyük eseri, on ciltlik “el-Mansuri Kitabý”ydý. Eserin ismi, Rey’in idarecisi Mansur ibn Ýshak’tan geliyordu. Razi, bu eserde, genel saðlýk teori ve tanýmlarý; diyet, ilaçlar ve bunlarýn insanlar üzerindeki etkileri; anne ve çocuk bakýmý; deri hastalýklarý; aðýz saðlýðý, iklim ve çevrenin saðlýk üzerindeki etkisi; salgýn hastalýk ve zehirlerle ilgili çeþitli konularý etraflýca ele aldý. Razi, ayrýca çiçek ve kýzamýk hastalýklarý üstüne yazýlmýþ ilk bilimsel çalýþma olan el-Judari ve’l Hasbah’yý yazdý. Bu iki hastalýðý birbirinden ayýran ilk hekim de oydu. Ayný zamanda, Razi, her iki hastalýðýn tedavisinde bugün dahi geçerli olan prensipleri ortaya koydu. Razi’nin en çok saygý uyandýran eseri, el-Kitab el-Havi (Kapsamlý Kitap) adlý 25 ciltlik saðlýk ansiklopedisiydi. Razi hayatý boyunca bu kitap için malumat topladý. Maksadý, döneminin bütün týbbî bilgilerini kendi tecrübe ve gözlemlerini de ekleyerek, bu kitapta toplamaktý. El-Havi’de, Razi, hekimlerin hastalarýn kendilerine anlattýðý öyküleri dikkate almalarý gerektiðini vurguladý. Ona göre sadece geçmiþ otoritelerin birikimine güvenmek yeterli deðildi. RAZÝ’NÝN ölümünün üzerinden çok geçmeden, Ebi Ali el-Hüseyin ibn Abdullah ibn Sina (980-1037) bugün Özbekistan olarak bilinen Buhara’da doðdu. Sonraki çevirmenler onun ismini Latince’ye Avicenna olarak aktardý. Aristotle Yunan’a, Leonardo da Vinci Rönesans’a, Goethe Almanya’ya ne verdiyse, Ýbn Sina da Müslüman dünyasýna onu verdi. Onun þöhreti sadece týpla sýnýrlý kalmadý, ayný zamanda felsefe, bilim, müzik, þiir ve devlet idaresini de kuþattý. Çaðdaþlarý onu “hekimlerin prensi” diye adlandýrmýþtý. Ýbn-i Sina’nýn hayatý aslýnda bir efsaneyi andýrýyordu. Bir vergi memurunun oðluydu. Ama on yaþýnda Kur’an’ý tamamen hýfzetmiþti. Daha sonra hukuk, matematik, fizik ve felsefe öðrendi. Aristotle’ýn Metafizik’inde zor bir problemle karþýlaþýnca bu problemi baþarýyla çözmek için kitabý 40 kez okudu. 16 yaþýna geldiðinde, yönünü týp bilimine döndü. 18 yaþýnda, hekim olarak ünü o kadar büyümüþtü ki, prens Nuh ibn Mansur’u tedavi etmesi için kendisine çaðrý yapýlmýþtý. Prensi baþarýyla tedavi etmesi sonucu, Buhara’nýn devlet kütüphanesinden istifade etmesine izin verildi. Bu kütüphane, döneminin en büyüklerinden biriydi. Yirmi yaþýnda Ýbn Sina adli hekim olarak atandý, Ýran’ýn batýsýnda bir bölgede iki kez vezirlik yaptý. Ömrünün kalan yýllarý maceralý ve zorlu yýllardý. Bununla birlikte, ilahiyat, metafizik, astronomi, dilbilim ve þiir alanlarýnda yirmi adet kitap yazacak zamaný buldu. Bunlardan baþka Kitab el-Þifa (Þifa Kitabý) baþta olmak üzere yirmi kadar da týp kitabý kaleme aldý. El-Þifa, bir týp ve felsefe ansiklopedisiydi. Ancak yine de, onun en görkemli eseri El-Kanun fi’l Týb (Týbbýn Kanunu)dur. Bir milyondan fazla kelimeyle yazýlan bu eser, o dönemde mevcut tüm týp bilgisinin yazýya geçirilmesiydi. Hipokrat ve Galen birikimini özetleyen, Suriye-Arap ve Hind-Ýran uygulamalarýný tanýmlayan ve kendi gözlemlerini de bunlara ekleyen Ýbn Sina; anatomi, fizyoloji, teþhis ve tedavi basamaklarý arasýnda mükemmel bir uyum kurmaya çalýþtý. TIBBIN KANUNU, saðlýk üzerinde diyetin önemiyle birlikte iklim ve çevrenin etkisini öne çýkardý. Eserde kuduz, göðüs kanseri, tümörler, doðum sancýsý, zehirler ve bunlarýn tedavilerine iliþkin bilgiler yer alýyordu. Ýbn Sina, menenjiti (beyin zarý iltihabý), diðer önemli hastalýklarýn iltihaplarýndan ayýrdý; ve kronik böbrek iltihabýný, yüz felcini, mide ülserini ve çeþitli karaciðer iltihabý türlerini tarif etti. Bunlardan baþka, gözbebeðinin büyüme ve küçülmesini ve onun teþhis deðerini ortaya koydu. Gözün altý motor kasýný tanýmladý ve gözyaþý kanallarýnýn iþlevlerinden bahsetti. Ve bazý hastalýklarýn bulaþýcý özelliklerini belirtti. Bulaþýcýlýðýn, hasta insanlarýn havaya býraktýðý bazý “izler” yoluyla gerçekleþtiðini yazdý. Ayrýca, Týbbýn Kanunu, ilaç özelliði olan 760 bitki ve onlardan elde edilebilecek ilaçlarýn tanýmýný da içermektedir. Týbbýn Kanunu, 19. yüzyýla kadar hem bir referans ve rehber kitap olarak, hem týp dersi kitabý olarak okunmuþ ve okutulmuþtur. Onun kadar uzun süre okutulan baþka bir týp kitabý yoktur. 10. yüzyýlda Müslüman astronomi kitaplarý ilk kez Katalonya diline çevrildiði zaman, Avrupalýlar Müslümanlarýn entelektüel zenginliklerinin hasadýný kaldýrmaya baþladýlar. Ve bunu yaparken, kendi klasik miraslarýyla karþýlaþtýlar. Galen ve Hipokrat’ýn týbbî eserleri, Ortadoðu ve Kuzey Afrika yoluyla tekrar Batý dünyasýna dönmüþ oldu. Ýslâmî hediyenin entelektüel mayasý sayesinde, Avrupa kendi geçmiþinin bir bölümünü yeniden kazandý. Ýbn Sina’nýn Kanun’u Avrupa’da ilk olarak 12. yüzyýlýn sonunda göründü ve etkisi çok çarpýcý oldu. Tekrar tekrar kopya edilerek hýzla Avrupa’nýn standart týp referans kitabý oldu. 15. yüzyýlýn son otuz yýlýnda, yani matbaanýn icadýndan az bir zaman önce, 16. baskýsý yapýlmýþtý. Bir sonraki yüzyýlda ise 20. baskýsý daha yapýldý. 12. yüzyýldan 15.yüzyýla kadar, Kanun, Avrupa’nýn ilaç kitabý olmaya devam etti. Ve 1537 gibi geç bir tarihte bile Kanun hâlâ Viyana Üniversitesi’nde okutulmasý gerekli görülen bir ders kitabýydý. Razi’nin el-Kitab el-Havi ve öteki kitaplarýnýn tercümeleri hýzla yapýldý. Kitap basýmý henüz emekleme döneminde olmasýna raðmen, Razi’nin tüm eserleri geniþ kesimlerce biliniyordu. Mansuri Kitabý’nýn “Baþtan Ayaða Hastalýklara Dair” isimli dokuzuncu cildi, Tübingen Üniversitesi’nde 15. yüzyýlýn sonuna kadar týp müfredatý içinde yer aldý. Çaðdaþ Avrupalýlar Ýbn Sina ve el-Razi’yi týpta en büyük otorite olarak gördüler. Nitekim, bugün Paris Üniversitesi Týp Okulu’nun büyük salonunda her ikisinin de resmi bulunmaktadýr. Dante de, Cehennem’de adlý kitabýnda, Ýbn Sina’ya antik dönemin iki büyük hekimi Hipokrat ve Galen’in hemen yanýnda yer vermiþtir. Roger Bacon da kendi düþüncelerinin bir vizyon kazanmasý için Ýbn Sina’ya baþvurmuþtur. BUNUNLA BÝRLÝKTE, Avrupa’yý etkileyenler sadece el-Razi ve Ýbn Sina deðildi. Dört yüzden fazla Müslüman yazarýn göz hekimliði, cerrahlýk, eczacýlýk, çocuk bakýmý ve kamu saðlýðý konularýnda tercüme ettiði kitaplar, Avrupa biliminin yeniden doðuþunda çok derinden etkide bulundular. Veba, difteri, cüzzam, kuduz, diyabet, gut, kanser ve saranýn doðru teþhislerini yapanlar Müslüman Arap hekimleriydi. Ýbn Sina’nýn enfeksiyon teorisi, bulaþýcý hastalýklarýn yayýlmasýný sýnýrlandýrmayý saðlayan karantinayý yaygýnlaþtýrdý. Arap hekimleri klinik inceleme ve ilaç kullanýmý ilkelerini prensipleri bildiler. Fýtýk ve katarakt, altýnla diþ dolgusu operasyonlarýnda ustalaþtýlar ve görme kusurlarýna reçete yazdýlar. Ve bugün hâlâ geçerli olan saðlýk, diyet ve hijyen kurallarýný geliþtirdiler. Nitekim Ýslâm dünyasý, antik Yunan ile Helen dünyasýnýn týp birikimi arasýnda ince ama nihayet baþarýlý bir geçiþ hattý oluþturmakla kalmadý, ayný zamanda bu birikimi Avrupa’ya taþýmadan önce düzeltip muazzam ölçüde çoðalttý. O sýralarda, Avrupa neredeyse yüzyýllardýr gözlem, deney ve ilerleme ruhunu kaybetmiþ bulunuyordu. Farklý dil ve dindeki hekimler, saðlam bir yapý inþa etmede iþbirliði yapmýþlardý. Bu yapýnýn iskeleti, günümüzün týp uygulamalarýnda bile hâlâ görünür durumdadýr.
|