Peygamberimizin Mucizeleri
İnsanların bazıları Allah’ın elçilerinin söylediklerini hemen kabul...
 
Çocuklar İçin Hadis Kitabı
UĞURBÖCEĞİ YAYINLARI, çocukların manevi dünyalarını zenginleştirmeyi...
 
Kesilen Gitar
Okuyucuların uzun yıllardır HAYATIN İÇİNDEN HİKAYELER’i ile tanıdığı...
 
www.zaferyayinlari.com
Zafer Yayın Grubu'nun bütün kitaplarını inceleyebileceğiniz ve satın...
 
Hazır Cevaplar 2.Kitap
Öyle insanlar vardır ki, çoklarını keder ve hüznün kuytularına çeken...
 
Diğer Kitaplar

BEREKTTE SAKLI SIRLAR

Sayı: 382


BEREKET kelimesini eskiden gündelik yaşamda çok daha sık duyardık. İstanbul’u sokak sokak dolaşan seyyar satıcılar, şıracılar, sucular, yoğurtçular, alışverişlerinde “bereket versin” demeyi ihmal etmezlerdi. Alanlar da, “bereketini gör” demeyi. Böylece el değiştiren ve elde kalan para için de, mal için de, karşılıklı bereket duası yapılmış olurdu. Annelerimiz de, yaptıkları yemeğin bereketli olması için abdestli olmaya ve besmeleye Å¡zen gÅ¡stermenin yanı sıra, tek kişilik sofra açmaya yanaşmaz ve “öyle beti bereketi olmaz, arkanızı bekleyin” diye uyarırlardı. Ve bugünkü gibi herkese müstakil kaplar yerine, ya hepsi ya bir kısmı ortak kaplar yer alırdı sofrada. Bereketli olmayan para, bereketli olmayan mahsül, bereketli olmayan zaman, hasılı bereketli olmayan şeylerin tümü değersiz addedilirdi. Eğer bir parada ya da malda bereket olmadığı kanaati oluşmuşsa, ondan uzak durulurdu. Çünkü kendisinde hayır olmayan o şey, isterse bir yalı olsun sonuçta kişiye bir fayda vermeyeceği, tam aksine musibet getireceği inancı hâkimdi. Ve bu yüzden, paranın helâl yoldan kazanılması çok önemliydi. Mahalleliden birisi eğer haram yollardan para kazanmış ve öylece zengin olmuşsa, ahalî o kişinin başına ve ondan dolayı kendilerine üç vakte kadar bir felâket geleceğinden endişe ederdi. Fakat ne olduysa, bereket kavramı eskisi kadar kullanılmaz, dillerde dolaşmaz oldu. Maddenin niceliği yahut miktarı, temel Å¡lŸt olarak gÅ¡rŸlmeye başladı. Rene Guenon’nun kitabının ismi gibi, “Niceliğin Egemenliği” her şeye damgasını vurdu. Bereketin sÅ¡zŸ edilmedikÂe bereket ortadan kalktı; bereket ortadan kalktıkÂa bereketin sÅ¡zŸ edilmez oldu. Peki neydi bu bereket? Materyalist bakışın anlamsızlaştırdığı bereket kavramı, hakikaten anlamsız bir şey miydi? Altı boş muydu? Bir avuntu muydu? Bu sorulara tatminkâr cevaplar verebilmek iÂin Âok temel bazı olaylara bakalım Å¡nce. '¦rneğin, arzda cereyan eden olaylar. Meselâ yağmur. GÅ¡klerden inen yağmur damlaları, bizi okşarcasına akar gider ve Å¡lŸm yerine hayat, felâket yerine bereket getirir. Suyun kimyasal formŸlŸ H2O’dur. Tek başına bunun bir anlamı yoktur, ama yağmur yağdığı vakit, kuru toprak canlanmaya, meralar yeşillenmeye, başaklar boy vermeye, ağaÂlar meyveye durmaya başlar. Bir ifadeye gÅ¡re bitki ve ağaÂlardaki bereket katsayısı, bire yetmiş, bire yedi yŸz, bire yedi bindir. Yani tek bir ağaÂtan veya bir ŸzŸm asmasından yŸzlerce binlerce meyve hasıl olmaktadır. İşte bu, berekettir. Bereketin somutlaşmış resmidir. Sırf niceliksel aÂıdan bakılsa bile, bereketin bÅ¡yle bolluk anlamına gelen Âok temel bir boyutu vardır. BİR ANLIĞINA, tek bir ağaÂtan, mesel'° incir ağacından tek bir incirin yetiştiğini veya bir elma ağacında sadece bir tane elmanın yetiştiğini bir dŸşÅ¸nsenize! Eğer yaratılış o şekilde olsaydı, hiÂbirimizin tahayyŸlŸnde bereket ve bolluk kavramı şekillenmeyeceği gibi, verimlilik gibi kavramlar da bugŸnkŸ gibi kullanılır olmayacaktı. 'šÅ¸nkŸ tabiatta bu kavramları zihnimize Âağrıştıran bir karşılık bulunmayacaktı. Daha kÅ¡tŸsŸ, Allah’ın zengin ve hazinelerinin bol olduğuna dair bir emare, bir delil gÅ¡remeyecektik şu yeryŸzŸnde. '¦te yandan, ne kadar ilginÂtir ki, tek bir elma ağacı bile gŸnŸmŸz bereketsizliğine kapı aÂan felsefe ekollerinin eski kadim Å¡ncŸlerinin “Birden bir sŸdur eder” sÅ¡zŸnŸ yalanlamaktadır! Koca arz yŸzŸnde tek bir gÅ¡vde Ÿzerinden tŸreyen binlerce meyve adedince, bu saÂma ve bereketsiz sÅ¡z yalanlanmış olmaktadır. BEREKETİN buraya kadar anlattığımız kısmı, Cenab-ı Hakkın “Rahman” ismi icabı yarattığı tŸm varlıklara sunduğu ihsanı ve lŸtfudur. İnansın ya da ink'°r etsin tŸm insanların ve diğer mahluk'°tın rızıkları il'°h' taahhŸd altında olduğu iÂin, bereket bir bakıma asgar' dŸzeyde yeryŸzŸnŸ kuşatmıştır. Bununla birlikte, bereketin bir de Å¡zel tezahŸrleri ve yansımaları vardır. Ki bu yansımaları en belirgin biÂimde biz peygamberlerde ve Å¡zellikle de Peygamberimizde gÅ¡rŸyoruz. Nitekim, Sevgili Peygamberimiz henŸz bebek iken, kendisine sŸt annelik yapan Halime ve eşi Haris’in evine gÅ¡tŸrŸldŸğŸnde, bir parÂa ekmeği bile bulamayan ailede bolluk ve bereket deyiş yerindeyse fŸyŸzan etmiştir. Halime’nin iki bebek emzirdiği halde sŸtŸnde eksilme olmadığı gibi, aÂlıktan sŸtŸ kesilen deve de yeniden sŸt vermeye durmuştur. Ayrıca ailenin hayvanları yeni yavrular doğurmuş ve sŸrŸlerinin sayısı kısa zamanda artmıştır. Hatta kabilenin diğer sŸrŸleri aynı yerde otladığı halde onlar yine aÂ, yine zayıf ve Âelimsizdirler. Bu durum sŸrŸ sahiplerince de farkedilince, Âobanlarına kızmış ve “Haris’in Âobanı sŸrŸyŸ nerede otlatıyorsa, siz de orada otlatsanıza!” diye Âıkışmışlardır. 'šobanlar ise Âaresizce “Biz de aynı yerde otlatıyoruz, ama onunkiler Å¡yle bizimkiler bÅ¡yle, ne yapalım?” demekten başka bir yol bulamamışlardır. İşte bu nebev' mis'°l, bereketle ilgili hemen her şeyi anlatıyor. En başta, “bereketin kaynağı Allah’tır” gerÂeğini en tiz tonda haykırıyor. Demek ki, bereket tohumla, devenin cinsiyle, toprağın tŸrŸyle, iklimle, mevsimle ilgili bir şey değildir. Doğrudan doğruya, Allah’ın verip vermemesine bağlıdır. Allah vermek istedikten sonra, Âorak toprağı yağmurla bereketlendirir; Âelimsiz hayvanın memelerini sŸtle doldurur. Bire bin bereket verir, hem de aynı şartların iÂinden! BÅ¡ylece yan yana otlayan iki hayvandan birini daha bereketli kılabilir Allah. Buradan Âıkaracağımız ders, Rahmetin hazinelerinin anahtarları O’ndadır. '¦yleyse bereketi O’ndan istemek lâzımdır. Sebepler ne kadar ihtişamlı dururlarsa dursunlar, hakikaten, sadece sebep ve vasıtadırlar. Doğal olarak buradan, şÅ¡yle bir noktaya varıyoruz: Madem bereketin anahtarları, rahmetin hazineleri O’nun yanındadır. O zaman ne yapalım da bereket bize dÅ¡nsŸn? Yaptığımız işlerde ve bize verilenlerde bereket olsun? Soruya geÂmeden Å¡nce, bereketle ilgili şu ince nŸkteyi de gÅ¡rmemiz iyi olur. Miktarı ve şartları aynı olduğu halde, bereket nedeniyle malların ve genel olarak eşyanın niteliğinin ve kalitesinin farklı hâle gelmesi, Cenab-ı Hakk’ın kâinatı ve tabiatın işleyişini kendisinin Âok az karışabileceği bir dŸzen şeklinde yaratmadığını gÅ¡steren en gŸÂlŸ delillerden birisidir. Tam aksine, Kadir olan Allah, rahmeti gerektirirse, bir malın, bir paranın veya bir meyvenin “doyurma ve tatmin dŸzeyi”ni kat be kat arttırabilir veya azaltabilir. Daha başka şeylerde de bÅ¡yledir: Meselâ, Hz. İbrahim’de olduğu gibi, ateşin “yakıcılık dŸzeyi” bir anda sıfıra inebilir. Veya Sevgili Peygamberimiz’de olduğu gibi, bir kişilik sŸt, bir orduya yetecek kadar “doyurma kapasitesi”ne ulaşabilir. Pek Âoklarına “Hadi canım!” dedirtecek bu misallerde saklı olan sır şu ki, rahmetin ve bereketin hazinelerinin Rahman ve Rahim olan Allah’ın yanında olduğuna tam ihlasla iman edilirse, bir tasın iÂindeki sŸt, aynen suyun yerden kaynaması gibi tasın iÂinden kaynar da, herkes iÂtikten sonra yine de eksilmez. Ama ne zaman ki insanlar nefislerinin “gelecek endişesi”ne dŸşmesiyle elindekini tartmaya başlar, sayının Âokluğuna gŸvenerek emniyet duygusunu buna dayandırmak ister; işte o vakit, yanlış şeye gŸvenmenin “cezası” olarak o elindeki eksilmeye başlar. 'šÅ¸nkŸ rahmeti ve bereketi, kendi eliyle ve niyetiyle “gÅ¡rŸnen miktarla” sınırlandırmış olur. Nitekim, Sevgili Peygamberimizin sahabeden bazı kimselere Âuval iÂinde verdiği bereketli bir ŸrŸn, uzun sŸre yettikten sonra sahiplerinin tartmaya başlamasıyla eksilmeye durur ve bir sŸre sonra da biter. Haberi Peygamberimize iletildiğinde, cevabı “Eğer tartmasaydınız, Kıyamete kadar devam edecekti” olur. Bu misalleri okuyan nefis, hep geÂmişten Å¡rnekler, peki bugŸn buna Å¡rnek yok mu?” diye soruyor. GerÂi zamanın fitne fesatlığı bu Å¡rnekleri insan elinden bir derece almış, ama yine de mesel'° Nil Nehri gibi bir dağın iÂinden Âıkıp yŸzyıllardır akması kesilmeyen bereketli nehirler, gÅ¡rebilene son derece manid'°r bir Å¡rnek teşkil etmektedir. En azından şimdilik, insanlar bu bereketli nehirlerin suyunu ve kaynağını Å¡lÂme hatasına dŸşmediklerinden, bereket fŸyŸzan etmeye devam etmektedir. '¦TE YANDAN, kendi nefsimize de sorsak, bazen Âok gayret ettiğimiz halde bir gŸnŸmŸz Âok kısır ve verimsiz geÂtiği halde, başka bir gŸnŸmŸz o kadar sıkıntıya dŸşmememize rağmen Âok daha verimli ve bereketli olabilmektedir. Bazen zaman, ne yaptığımızı anlamadan ve ortaya hiÂbir ŸrŸn koyamadan geÂip giderken, başka bir zaman, sanki biz ortaya gŸzel bir ŸrŸn Âıkaralım diye bize refak'°t etmektedir. İşte farklı misallerini verdiğimiz bu bereket hakikati, bir yandan insanlara Yaradanına emniyet ve bağlılık duygusu meydana getirirken, bir yÅ¡nŸyle de şu mesajı veriyor: Allah’ın Rahman ve Rahim isminden Âıkıp gÅ¡klerin ve yerlerin bereket kapılarından inen rahmete mŸracaat edilmezse, hayır ve refah dŸnyanın maddi şartları iÂinde aranırsa, insanın elinin altında biriktirdiği malı mŸlkŸ son tahlilde ona hayırlı da olmaz, bereketli de. Daha aÂık bir ifadeyle, niyetimizle, ihl'°sımızla, imanımızla, duamızla bereketi ŸstŸne celb edemediğimiz her şeyimiz; malımız, zamanımız, dostumuz, arkadaşımız... onlar vasıtasıyla Rabbimizin bize musibet ve ceza isabet ettireceği aracılara dÅ¡nŸşebilir ki, bunda bŸyŸk bir tehdit anlamı olduğu aÂıktır. Bereketin anahtarları O’nun yanında olduğu gibi, darlık vermek ve kısmanın da O’nun kimi layık kullarına uygun gÅ¡rdŸğŸ bir '°deti olduğunu unutmamamız gerekiyor. Tekrar soruya dÅ¡nelim: “Ne yapalım da bereket bize dÅ¡nsŸn? Yaptığımız işlerde ve bize verilenlerde bereket olsun?” ASLANI ABAKARSANIZ, bu sorunun cevabı, pekÂok ayet ve had'ste sanki yeryŸzŸnde bir yerin koordinat noktaları verilir gibi verilmektedir. Şu had'se bakalım mesel'°: “Bereket yemeğin ortasına iner. Onun iÂin kenarından yiyiniz, ortasından yemeyiniz.” (Tirmizi.) Had'ste, hem semav' bereketin yemeğin herhangi bir tarafına değil de ortasına inerek, adil biÂimde indiği nazara veriliyor. Hem de, Allah’ın aÂgÅ¡zlŸlŸk ve nefse dŸşkŸnlŸkle yemeğin ortasına kaşık sallayan kimseden hoşlanmadığı anlatılmak isteniyor. Basit gibi gÅ¡zŸkse de, bu had'sin edep ve terbiye Âizgisi iÂinde olunduğunda, sofranın başında ka kişi olursa olsun, birbirine eza vermeden barış iÂinde yemeklerini yiyebilirler. Ve ta Âocukluk yıllarında sofra başında bu dersi nefsine Å¡ğreten insan, bŸyŸdŸğŸnde, “pastadan en bŸyŸk payı” yahut “pastanın ortasındaki dilimi” almak iÂin başkalarıyla savaşmayı da Allah’ın izniyle kendisine yakıştırmayacak bir ruh yŸksekliğine erişir. Bunun gibi, daha pekÂok had's ve '°yet, bereketle ilgili yolları bize Å¡ğretmektedir. Ne mutlu bunları kendisine rehber edinerek şu dŸnya Å¡mrŸnŸ bereketlendirip Rabbinin rızasını kazanabilenlere! n


BİR ÖĞRENCİNİN İNTİHAR MEKTUBU
  Sayı: 385   Yazan: Ömer Baldık
BİR ÖĞRENCİNİN İNTİHAR MEKTUBU
  Sayı: 385   Yazan: Ömer Baldık
HER İSTEDİĞİ YAPILAN ÇOCUK
  Sayı: 384   Yazan: Ömer Baldık
Rehberlik Terapileri - Boşanmış Anne ve Kızı
  Sayı: 383   Yazan: Ömer Baldık
EKONOMİ DEĞİL, AHLAK KRİZİ!
  Sayı: 383   Yazan: Ömer Baldık
Rehberlik Terapileri - Suskun Kız Çocuğu
  Sayı: 382   Yazan: Ömer Baldık
BEREKTTE SAKLI SIRLAR
  Sayı: 382   Yazan: Ömer Baldık
PEYGAMBER ve ÇOCUK TERBİYESİ
  Sayı: 381   Yazan: Ömer Baldık
Arz Halifesini Arıyor
  Sayı: 380   Yazan: Ömer Baldık
Kişisel Gelişim Virisü
  Sayı: 378   Yazan: Ömer Baldık
 
 
Zafer Yayınları © 2009