Peygamberimizin Mucizeleri
İnsanların bazıları Allah’ın elçilerinin söylediklerini hemen kabul...
 
Çocuklar İçin Hadis Kitabı
UĞURBÖCEĞİ YAYINLARI, çocukların manevi dünyalarını zenginleştirmeyi...
 
Kesilen Gitar
Okuyucuların uzun yıllardır HAYATIN İÇİNDEN HİKAYELER’i ile tanıdığı...
 
www.zaferyayinlari.com
Zafer Yayın Grubu'nun bütün kitaplarını inceleyebileceğiniz ve satın...
 
Hazır Cevaplar 2.Kitap
Öyle insanlar vardır ki, çoklarını keder ve hüznün kuytularına çeken...
 
Diğer Kitaplar

Rehberlik Terapileri - Suskun Kız Çocuğu

Sayı: 382


OKULA yine telaşlı ve sıkışık bir belediye otobŸsŸ yolculuğunun ardından on dakika ge varmıştım. Yolculuk boyunca, kendime şu İstanbul trafiğinin ge kalmamda ne kadar payı olduğunu sorup durdum her zamanki gibi. Biraz kendime yŸklensem de, teraziyi dengelemek için suÂu trafiğe atmayı giderek daha iyi beceriyorum. Okula vardığımda, rehberlik odasının yolunu tutarken, penceresi okul kapısına bakan mŸdŸrŸn odasına elbette en ufak bir bakış fırlatmadım. Ve eğer on dakika iÂinde mŸdŸr bey beni odasına Âağırmazsa, tehlike geÂmiş, gün “normale” dönmüş demektir. Yoksa “Bugün niye geç kaldınız?” sualine dişe dokunur bir mazereti daha odaya varmadan bulmam gerekiyor. Neyse ki bugŸn öyle bir şey yaşanmadı. Artık gŸnlŸk rutin dŸzenime geÂebilirim. Derken, Mustafa Beyin odaya teşrif etmesi bir oldu. Yanında ise daha önce hiç görmediğim bir kız Âocuğu. O kadar masum bir yŸzŸ var ki... Hemen dikkatimi Âekti. Birinci sınıf Å¡ğretmeni Mustafa Bey ise kızın masumiyetiyle tam bir zıddiyet içinde asab' bir insan. Neredeyse “Nasılsınız?” diye sorsanız, “Heeyt!” diye cevap verecek. Yürü be Malkoçoğlu kim tutar seni! SÅ¡ze Mustafa Bey başladı: “Hocam, iki ay oldu, bu Âocuk konuşmuyor. Annesi evde konuştuğunu sÅ¡ylŸyor, ama ben bir kez olsun konuştuğunu gÅ¡rmedim. Okumaya geÂip geÂmediğini bilmiyorum. O konuşmadıkÂa bunu nasıl anlayabilirim ki?” Bunları sÅ¡ylerken yazı haline getirilince gayet mantıklı gÅ¡rŸnebilir ama saÂlarından “zııtt, zııttt!” diye elektrikler Âıkıyor. Ve dip mesajda, “Bu çocuğun okuyamamasıyla veya konuşamamasıyla öğretmeni olarak benim en küçük bir ilgim yoktur. Tüm suç, bu çocuğun kendisinde ve ailesinde!” demek istiyor. YAA!” diyorum, empatik bir ses tonuyla, “tabiî haklısınız.” demeyi de ihmal etmiyorum. Sert insanların suyuna gitmek lazım. Konuşuyorum ama bir yandan da içimde başka bir duygu filizleniyor, neredeyse konuşmamı bastırıyor. Duygularım arasından karşımda duran suskun kız çocuğunun masum yüzüne karşı bŸyŸk bir şefk'°t beliriyor. Onu anlamak, ona yardımcı olmak, onun için birşeyler yapmak iÂin Âok bŸyŸk bir istek doluyor kalbime. Bir de dedektiflik damarım tahrik oluyor tabi: “Bu kız neden konuşmuyor sahi?” Ama bunu duruşuyla bile etrafa gerilim yayan Mustafa Bey varken, yapabilmem mŸmkŸn değil. 'šocuğu doğru dürüst değerlendirebilmem için Mustafa Beyin ortamı terketmesi gerek. “Anladım Mustafa Bey. İsterseniz, siz sınıfınıza Âıkın, dersinizi aksatmayın. Biz biraz konuşalım bu gŸzel kızımızla.” “Olur hocam. Annesi de kapının Å¡nŸnde. Onunla da konuşun.” İçimden “Emrin olur!” diye sitem ederken dışımdan “Peki Mustafa Bey.” sözleri yayılıyor havaya. VE ŞİMDİ suskun kız çocuğuyla başbaşayım. Önce bir sŸre sessiz bekliyorum. İstiyorum ki, kendisini rahat hissetsin. Ortamı tanısın biraz; ve bana gŸvensin. Sonra, kendi adını, annesinin adını sorarak bir iki deneme yapıyorum. Ama yok, konuşmuyor. Besbelli konuşabiliyor olsa bile, güçlü bir direnç mekanizması devrede. Bu gibi durumlarda zaten olması gerektiği gibi, karşımda duran kişinin kendisini “olduğu gibi kabul etmeye” Âok Å¡zen gÅ¡steriyorum. 'šÅ¸nkŸ onu bir şeye zorladığımı hissederse, ona hiÂbir şey yaptıramayacağımı o da biliyor, ben de. Hakikaten, insan sÅ¡z konusu olduğunda şartları zorlamanın daima ters tepeceğine dair güçlü bir kanaati, bütün hayat tecrübem bas bas bağırıyor. Ayrıca karşımda duran vak’a, biraz zorlamayla çözülebilecek olsa, bana ne gerek var, Mustafa Bey çoktan bu işi halletmiş olurdu zaten. Michelangelo’nun Musa resmine bakıp “Hadi konuş!” diye bağırdığı gibi bu sorunu çözmek mümkün olmayacağına göre, işe annesiyle görüşmekle devam etsem iyi olacak. Bakalım, nasıl bir ebeveyn profili ortaya çıkacak? ANNE çok mülayim... Evet konuşabiliyor ama dikkat çekecek derecede uysal bir karakter sergiliyor. Neredeyse verdiği cevapları duyamayacağım. Ev hanımı olan annenin bu h'°li ile çocuğun suskunluğu arasında bir irtibat olabilir mi? Elbette olabilir. En azından, annenin konuşmaya olan isteksizliği çocuğunun konuşmamasında muhakkak belli bir rol oynamış olmalı. Ama yine de, temkinli olmak l'°zım. Müflis satıcılar gibi bir psikolojik danışman olarak tüm sermayeyi bu ihtimale yatırmak yanıltıcı olabilir. Acaba baba nasıl bir insan? Galiba baba hakkında bilgi sahibi olmadan resmi tamamlamak mümkün olmayacak. “Kocanız ne iş yapıyor?” “Bir fabrikada gece vardiyasında çalışıyor.” “Demek gece vardiyasında...” Böyle bir cevap karşısında zihnim hemen cevabı yapıştırır: “Desenize baba iptal!” Tabi bu cevabı karşı tarafa söylemiyorum. Ama aklımda gece çalışmanın ne kadar insana aykırı bir çalışma biçimi olduğuna dair kısa süreli çalışma tecrübem, alarm verici bir tonla hafıza kayıtlarım arasından haykırıyor. Ayrıca geçenlerde gördüğüm bir gazete kupüründe gece vardiyasının kanserojen listesine girdiği yazıyordu. Yani sadece psikolojik değil, somatik rahatsızlıklara da yol açıyor. BİR kere, doğru dürüst gün ışığı göremezsiniz. Sabah iş biter uyumak istersiniz, ama gün ışığı uyumanıza engel olmak için elinden gelen her şeyi yapar. Ve siz adam gibi dinlenemeden iki üç saatlik uykuyla bir sonraki mesaiye yollanırsınız. İçinizde gün boyu “Eller gider Mersin’e, ben giderim tersine” türünden bir his dolanıp durur. Çöküntü duygusu sürekli pusudadır. Fena halde asabileşirsiniz. Sersemleştikçe asabileşir, asabileştikçe sersemleşirsiniz. Karşımdaki örneğin de böyle olup olmadığını anlamak için anneye soruyorum: “Eşiniz eve geldiğinde çocuğunuzla ilişkileri nasıl? Görüşüyorlar mı? Baba olarak eşiniz çocukla ilgileniyor mu?” Bu soruyu iki amaçla soruyorum. İlki, babanın işten dolayı sinirlilik düzeyini anlamak. İkincisi, çocuğun konuşamamasında baba yokluğu demeyelim de ihmalk'°rlığının derecesini ölçmek. MalÂm, bir çocuğun konuşması kendine güven duygusuyla yakından ilişkilidir. Bunu ise anneden çok, baba verebilir çocuğuna, özellikle ilerleyen yıllar içinde. Daha doğrusu şÅ¡yle diyelim: Bir çocuğun aile ile toplum arasındaki güven köprüsü baba üzerinden geçer. Eğer baba bu köprü rolünü oynamıyorsa, anne ve çocuk kendi içlerine büzüşme eğilimi gösterirler. Ailenin sosyalleşme dŸzeyi dŸşer. BÅ¡yle bir ailede Âocuk evde konuşuyor olsa bile sosyal ortamlarda mesel'° okulda konuşmayabilir. Bakalım anne soruya ne cevap verecek? “Pek fazla karşılaşmıyorlar. Baba eve geldiğinde geçip odasına uyumaya çalışır genellikle. Kızım da yan odada olur. Bazen sesi çok çıktığında babası ona bağırır sessiz ol diye.” Annenin bu yanıtı üzerine az önceki sÅ¡zŸmŸ geri alıyorum. Hayır baba “iptal” değil, “aktif” ama sıfırın altında, yani eksi! Karşımda oturan kız Âocuğunun niye suskun olduğunun önündeki sis perdesi yavaş yavaş aralanmaya başladı işte. Ortada şöyle bir manzara görünüyor: Baba gece boyu çalışıyor, eve geliyor, geçip odasına uyumaya çalışıyor. Çocuk ise babasının yüzünü dahi göremeden güne uyanıyor. Kimbilir kafasında nasıl bir baba imajı canlanıyor? Bir düşünsenize: Herkes uyanırken o uyumaya Âalışan, odasında rahatsız edilmemesi gereken bir tŸr zombi! B'¦YLE bir baba profiliyle kendine gŸven geliştirmek ne mŸmkŸn. Kız Âocuğundan yana iÂimde bŸyŸyen kederle anneye soruyorum: “Peki eşinizin Âocuğunuza kızmamasının yolu yok mu? Zaten doğru dŸrŸst ilgilenemiyor bari bağırmasa. Siz bu konuda bir tedbir dŸşÅ¸nemez misiniz? Ne bileyim evinizin kocanızın uyuduğu odanın en uzak odasına geçseniz çocuğunuzla birlikte ve böylece sesiniz daha az gitse, o da kızmasa...” Annenin cevabı, İngilizce ‘fatal’ denilen, yani öldürücü cinsten bir cevap oluyor: “Salon var ama kirlenmesin diye ben orasını kilitliyorum.” “Ne!! Kilitliyor musunuz?” Kendimi Mustafa Bey’e dÅ¡nŸşmŸş gibi hissediyorum. Beynimde şimşekler Âakıyor. Bu nasıl olabilir? Bir salonun temiz kalması, bir çocuğun nazik ruhundan, gelişmesinden, mutluluğundan, en temel yeteneği olan konuşmayı öğrenmesinden nasıl daha önemli olabilir? Bir anne bu duruma nasıl kÅ¡r kalabilir? Zulüm deyince herkes kan akıtmak sanıyor. Alın size buz gibi bir zulüm örneği... bundan büyük zulüm mü olur Allahaşkına? BU tŸr zulümlere çocuklar maruz kalıyor hep. Çünkü onlar kendi haklarını savunamayacak kadar zayıflar. Hatta kendilerinin hakları olduğundan bile habersizler. Biraz sesleri çıksa, “yaramaz çocuk” sıfatı hazır onları sindirmeye, onların gerçek gelişim ihtiyaçlarına körleşmeye. Anneye hemen durumu lisan-ı münasiple izah etmeye çalışıyorum ve salonu derhal kullanıma açması gerektiğini; işten gelen kocasının sessiz bir odaya, Âocuğunun ise tam aksine rahat hareket edebileceği bir odaya ihtiyacı olduğunu dolayısıyla yan yana odalarda bulunmalarının yanlış olduğunu elimde olmayarak biraz sertçe söylüyorum. Tabii, babanın çocuğunu sevip okşaması gerektiğini de... Evdeki ortamın karşımda masumca duran suskun kız çocuğunun halini önemli ölçüde açıkladığını görmek için uzman olmaya gerek yok. Ama sanki hikayenin tamamı bundan ibaret değil gibi. Sezgilerim bu yönde. Kafamda bazı sorular belirmeye başlıyor. Mesela okul niçin bu kız öğrencinin suskunluğuna ilaç olamamış? Tamam ailede bazı sıkıntılar var. Ama okulda bu sorunlar aşılamaz mıydı? Okulun böyle iyileştirici bir misyonu olması gerekmiyor mu? Bu düşüncelerle zihnim okulu tararken, bir kişinin yanına doğru yaklaştıkça beynimde bir bölge, alarm düzeyini “daaat! daaat” diye en yüksek seviyeye çıkarıyor. Tabii ya, neden daha önce düşünemedim. Mustafa Bey bu çocuğa uygun değil ki! Hayır, Mustafa Beyin nasıl bir Å¡ğretmen olduğundan bahsetmiyorum. Mustafa Bey iyi bir öğretmen de olabilir. Ama kişilik yapısı bu kız çocuğuna göre değil, hatta ilkÅ¡ğretime uygun değil. Bu kıza evde yaşadığı yalıtılmışlık ve üstüne bir de azarlamadan kaynaklanan korkuya karşılık, okulda şefkat gösterilmesi gerekiyor. Bunu Mustafa Bey yapmak istese de metabolizması buna müsait değil. Sinir hücreleri çok fazla mesai yapıyor çünkü. Bu kızcağıza ana kucağı gibi bir öğretmen lazım. Eğer kayıt sırasında bu ihtiyaç görülebilmiş olsaydı, belki de bu kız çocuğu şu anda konuşuyor olurdu! Kim bilir? FAKAT maalesef okullarımızın bakış açısı böylesi ihtiyaçlara duyarlı değil. Kayıta gelen öğrencinin mahallesi tutuyor mu, yaşı tutuyor mu? Hepsi bu. Ötesi, okulun ilgi alanının dışında kalıyor. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı ilkokul Å¡ğretmenlerini seÂerken bile, adayların kişilik olarak bu işe uygun olup olmadıklarını denetlemesi gerekir. Sadece daha iyi boşluk doldurdukları iÂin kendilerini yirmi otuz Âocuğun Å¡nŸnde buluveren bir öğretmen, sinirlerine hakim olamadıktan sonra çocuklara nasıl faydalı olabilir? Bu Âocukların en bŸyŸk ihtiyacı şefkat değil mi? Tabi, bir de bu kız Å¡ğrencide gÅ¡rŸldŸğŸ Ÿzere, Âocuğun bireysel ihtiyaÂlarına gÅ¡re eğitim sisteminin kendisini biÂimlendirmesi konusu var. O da ayrı bir yazının konusu. MŸdŸr Beyle gÅ¡rŸştŸkten sonra gecikmiş bir hatayı dŸzeltmek adına suskun kız Âocuğunu bir bayan Å¡ğretmenin sınıfına verdik ve Âocuğu iki sert erkeğin tasallutundan kurtarmış olduk. Tahmin edeceğiniz Ÿzere, kısa sŸrede olumlu sonuÂlar almaya başladık. Acaba Ÿlkemizdeki okullarda buna benzer daha ka olay yaşanıyor? Dahası, bunların ne kadarı ÂÅ¡zŸmsŸz kendi haline bırakılmış halde? Bu gÅ¡zle bakınca, eğitimde yapılacak şeylerin sonu olmadığı ve dŸzeltilmesi gereken pekÂok konu olduğu anlaşılıyor. '¦ncelikle de, Âocukların gelişim ve psikolojik ihtiyaÂları noktasında! n


BİR ÖĞRENCİNİN İNTİHAR MEKTUBU
  Sayı: 385   Yazan: Ömer Baldık
BİR ÖĞRENCİNİN İNTİHAR MEKTUBU
  Sayı: 385   Yazan: Ömer Baldık
HER İSTEDİĞİ YAPILAN ÇOCUK
  Sayı: 384   Yazan: Ömer Baldık
Rehberlik Terapileri - Boşanmış Anne ve Kızı
  Sayı: 383   Yazan: Ömer Baldık
EKONOMİ DEĞİL, AHLAK KRİZİ!
  Sayı: 383   Yazan: Ömer Baldık
Rehberlik Terapileri - Suskun Kız Çocuğu
  Sayı: 382   Yazan: Ömer Baldık
BEREKTTE SAKLI SIRLAR
  Sayı: 382   Yazan: Ömer Baldık
PEYGAMBER ve ÇOCUK TERBİYESİ
  Sayı: 381   Yazan: Ömer Baldık
Arz Halifesini Arıyor
  Sayı: 380   Yazan: Ömer Baldık
Kişisel Gelişim Virisü
  Sayı: 378   Yazan: Ömer Baldık
 
 
Zafer Yayınları © 2009