|
Peygamberimizin Mucizeleri İnsanların bazıları Allah’ın elçilerinin söylediklerini hemen kabul... |
|
| |
|
Çocuklar İçin Hadis Kitabı UĞURBÖCEĞİ YAYINLARI, çocukların manevi dünyalarını zenginleştirmeyi... |
|
| |
|
Kesilen Gitar Okuyucuların uzun yıllardır HAYATIN İÇİNDEN HİKAYELER’i ile tanıdığı... |
|
| |
|
www.zaferyayinlari.com Zafer Yayın Grubu'nun bütün kitaplarını inceleyebileceğiniz ve satın... |
|
| |
|
Hazır Cevaplar 2.Kitap Öyle insanlar vardır ki, çoklarını keder ve hüznün kuytularına çeken... |
|
| |
| Diğer Kitaplar |
|
HER İSTEDİĞİ YAPILAN ÇOCUK
HER İSTEDİĞİ YAPILAN ÇOCUK ÖMER BALDIK SABAHIN ilk ışıkları, güneşli bir günü haber veriyordu. Kış ayları iÂinde bunun gibi lütuf kabilinden günleri de yaşıyoruz. Ne kadar şükretsek az. İnsanın içÂi bu gibi günlerde bir başka heyecan taşıyor. Düşün?yorum da, eskiden okulda bize nasıl öğretilmişse o şekilde, kış mevsimini yalnız kış, yaz mevsimini de yalnız yaz günlerinden ibaret sanırdık. Ezberci eğitim diyoruz ya, işte burada kendini nasıl da belli ediyor. Neden sonra, ömrümün orta yaşlarına geldiğimde, yaz ayları içÂinde soğuk yağmurlu günlerin saklı olduğunu, kış aylarında da ışıltılı pırıl pırıl günlerin bulunduğunu, hem de bolca bulunduğunu farkettim. Bu keşif, kış ve yaz aylarının arefesinde insanı yakalayan o can sıkıcı mevsim depresyonuna karşı daha dirençÂli olmamı sağladı. Her ne ise... Anlayacağınız, bugün kendimi iyi hissediyorum. Trafiğin yoğunluğu moğunluğu, hiçÂbir şey moralimi bozamaz. Okulun kapısından içÂeri adım atarken, aklımın bir köşesinde de, dün benden randevu isteyen veli gezinip duruyordu. Acaba, nasıl bir sorun koyacaktı önüme? Ona yardımcı olabilecek miydim? Psikolojik danışmanların kaygısı da böyle şeyler işte. Çünkü karşınıza oturan kişilere her zaman yardımcı olamayabiliyorsunuz. Bu, kimi zaman sizden kaynaklanabileceği gibi, kimi zaman da karşınızda oturanın öyküyü Âçarpıtmasından kaynaklanabiliyor. Mesela, ailesinin kendisine kötü davrandığını söyleyen ve yüzünde acı manzaraları gezinen bir öğrencinin, bir de bakıyorsunuz, velisi gayet aklı başında ve ne yaptığını bilen birisi çÂıkabiliyor. Öğrenci, başarısızlığını kendisine fatura etmesi gerekirken, ailesine çÂıkarmaya Âalışıyormuş meğer. Bu örnekteki gibi, bir kişinin anlatımıyla sınırlı kaldığınızda, öykü Âçok farklı bir renge bürünenebiliyor. Onun içÂin sağlıklı bir sonuca varmanın yolu, tarafların hepsiyle görüşmekten ve onlar açÂısından da öykünün nasıl göründüğünü tespit etmekten geÂiyor. Yoksa psikolojik danışman olarak gülünç vaziyetlere düşmeniz an meselesidir. Henüz yolun başında olan psikolojik danışman adaylarına benden söylemesi... Masamın başında bu düşüncelere gömülmüşken, randevulaştığımız velinin kapıyı tıklatmasıyla birden gerÂçek dünyaya dönüş yaptım. Servis kapısının ortasına koydurduğum küçük pencere sayesinde gelen kişiyi görebiliyorum. Parantez iÂçinde belirteyim, bu pencereyi, içÂeride neler olup bitiyor merakını bastıramayanlara bir çözüm olarak düşünmüştüm vakti zamanında. Çok da iyi etmişim. Hakkımda çÂıkabilecek pekçÂok dedikodunun önünü bu sayede almayı başardım. Gelen veliyle yaptığımız görüşmeye geÂçmeden önce, şu noktayı da açÂıklığa kavuşturayım. Rehberlik Servisi’ne iki tür veli gelir. Birincisi, kendi isteğiyle gelenler; ikincisi, öğretmenin veya idarenin yönlendirmesiyle gelenler. İkinci gruptakiler tedirgin ve kaygılı olurlar genellikle. ''Acaba niye buraya yönlendirildim?'' ''Şimdi bana ne diyecek bu psikolojik danışman?'' türü sorular, kafalarını epeyce meşgul eder. Ama görüşme başlayınca, bu kaygılar hemencecik eriyiverir. Çünkü rehberlik görüşmeleri, mutad idareci-veli görüşmeleri gibi şikâyet-savunma diyalektiği üzerine kurulu değildir. Psikolojik danışman, başarılı olur olmaz o ayrı konu ama, yapmaya Âçalıştığı şey, veli ve öğrencinin sorununa olumlu bir katkı sağlamaya Âalışmaktır. Yani, meseleye onların yanından bakar. Yaraya merhem olmaya Âalışır. Görüşmeye gelen veli, bunu farkeder etmez rahatlayıverir. Şimdi karşımda oturan veli, beşinci sınıfa giden öğrencinin annesinin ise kendi isteğiyle geldiği içÂin böyle bir kaygı taşımasına zaten gerek yoktu. Selamlaşmanın ardından, oğluyla yaşadığı sıkıntıyı anlatmaya başladı. Aslında anlattıkları, daha önce Âçok işittiğim ortak bir sorun idi. ''Çocuğum ders Âçalışmıyor!'' Arkasından yine beklediğim bir cümle döküldü dudaklarından: ''Ona çÂalış çÂalış diye her zaman söylüyoruz, ama bizi dinlemiyor.'' Ve hemen arkasından, kambersiz düğün olur mu, o tipik savunma cümlesi: ''Ama biz onun bir dediğini iki etmiyoruz. Her istediğini yapıyoruz!'' Nefis işte, daima kendini temize çÂıkarmak istiyor. Veli de olsanız, öğretmen de olsanız, durum aynı. Genel kuraldır: Veli suÂçu öğrenciye ve öğretmene; öğretmen veli ve öğrenciye yıkmaya Âalışır hep. Öğretmenler kurul toplantılarında daima topu velilere atarken, veliler de okul önlerinde kurdukları meclislerde öğretmenlerin bir bir ipini Âekmeyi 'veli sorumluluğu'ndan addedip zevkle yerine getirirler. ÖĞRENCİ ise, bu konuda daha farklı bir konuma sahiptir. O masumdur ya da en masum odur. Henüz dışarıdan bir bakışla olaylara analiz getiremediği içÂin suçÂun gerÂçekten kime ait olduğunu tam bilemez. Etrafındakiler tüm suÂçun kendisinde olduğunu söylemektedir. Ama sezgileri bunu doğrulamaz. Kavrayış sezgi düzeyinde olduğu içÂin, öğrencinin tepkisi de bilinçÂli tepkiler yerine, duygusal patlamalar suÂretinde ortaya dökülüverir. Bu patlamalar eğer alan bulursa okulda, olmadı muhakkak evde kendini ifade eder. Bir bakıma, kurban, kendisini o hale koyanlardan intikamını er geç alır, ama alır. NEDENSE, bir velinin ''Çocuğum ders Âçalışmıyor'' cümlesi ben de hep bir tıkanma duygusu yaşatır. Sanki Âçocuk normalde ders çÂalışmaya ayarlanmış bir varlık olarak yaratılmış da, ''benimkisi bu işlevini yerine getirmiyor, bunda bir bozukluk var hocam!'' edası hissederim bu cümlede. Oysa, gerÂçek çÂok daha farklı bir yerdedir. Eğer sebepler açÂısından baksak, bir Âçocuğun düzenli ders Âalışması içÂin o kadar Âçok sebebin bir araya gelmesi gerekmektedir ki, bunları saymaya kalksak herhalde sayfalar yetmez. Bu yorum ile ders Âalışmanın dünyanın en zor işi olduğunu söylemek istemiyorum elbette. Ama bir düşünün şu söyleceklerimi: DÜZENLİ ders Âçalışma davranışı iÂçin evvelâ ''aile içÂi düzen'' şarttır. Doğumdan itibaren, belli bir düzeni olması lazımdır evin. Süt emzirme döneminde dahi, belli aralıklarla emzirmenin, Âçocukta ''düzen duygusu''nun oluşmasında rolü vardır. Öte yandan, anne babanın 'rol-model' olması Âçok mühimdir. Anne babanın eline bir kitap alıp okumadığı, televizyonun başında saatlerini tükettiği bir evde, çÂocuğun ''Ders çÂalış!'' tehditleriyle ders Âçalışmasını beklemek, bilmem nasıl bir ana-babalık olarak değerlendirilmelidir? ''Ev kültürü'' bir çocuğun ders Âçalışma davranışı kazanmasında Âçok etkilidir. Çocuğunun ders Âçalışmadığından şikâyet eden ailelerin Âçoğunun evinde ''seyirci kültürü'' hâkimdir. Oysa, ders Âçalışma davranışı, ''yazılı kültür''e geçÂmiş ailelerde anlam kazanır ve anlamlı bir iş olarak görülür. Yani, anne baba, okuma-yazmayı mezuniyetle birlikte terketmeyip kendilerine göre kitapla, yazıyla iÂç içÂe olan ve yazıdan hayatına yön veren insanlar olmalıdır. Neticede, her şey bir ''ortam'' ister. Tohum ortamını bulursa yeşerir. Öğrenci de ortamını bulursa, ders Âalışır. Kıraç bir ortamda çÂiÂçek aÂçmaz. Hiç olmazsa, anne baba kendisi bilgili insanlar olmasa bile, bilgiye saygılı insanlar olmalıdır. Çocuk bunu hissederse, o da bilgiye ve bilgilenmeye değer verir. Bu ''ortam'' meselesi, okul içÂin de geÂçerli tabi. Acaba, okul öğrenciyi ders Âçalışmaya teşvik edici bir ortam sağlamakta mıdır? Git gide okul süreleri uzuyor. Eskiden sabahçÂı öğleci diyorduk, şimdi Âçoğu okul sabahtan akşama eğitim veriyor. Yetmedi, bir de dershaneler sahne alıyor. Biz büyükler dahi bir saatlik bir seminer dinlediğimizde, sabır taşımız çatlayacak gibi olurken, çÂocuklar buna neredeyse, haftanın her günü ve günün büyük bölümünde maruz kalıyorlar. Birbirinden bıÂçakla kesilmiş gibi ayrılan her bir ders saatinde, tek tek öğrencilerin hepsinde ilgi ve merak uyandırılıp, sonra soğutulmaya bekletilen motor gibi soğutulan ve sonra bir sonraki derste yeniden ısıtılmaya Âalışılan öğrencilerin ruh halini düşünen var mı? Veya böyle bir şey mümkün mü gerÂekten? DÜNYA üzerinde bir ''müfredat'' anlayışı var ki, eğitimin önündeki en büyük engel bana göre. Neden mi? Düşünün şimdi: Öğrencinin önündeki 9 ayı planlıyorsunuz. Örneğin, Nisan ayının ikinci haftasının ilk gününün ilk saatinde hangi dersi işleyeceğiniz, daha Eylül ayından belli. Karşınızda kimler var? İlgileri, merakları birbirinden apayrı otuz ayrı ruh. Kimi atlara meraklı, kimi ağaÂlara, kimi elektronik eşyaya, kimi dolaşmayı, yeni yerler görmeyi seviyor, kimi başka bir şeyi. Siz ne yapıyorsunuz? Bu ilgileri ve alâkaları yok sayıp hepsini aynı kabul edip üzerlerinden silindir gibi aynı ezber bilgileri boca ediyorsunuz. Üstelik, bunu yapmak iÂçin Âçocukları hareketten kesiyor, karşınıza süs bitkisi gibi oturtuyorsunuz. Fakat gelin görün ki hareketten kesilen Âçocuğun duyguları da durağanlaşıyor ve heyecan dibe vuruyor. Hareket ve duyguların canlı bir katılımda olduğu bir ''gerÂçek olay'' vuku bulmuyor sınıfta. ''Bitkisel bir süreçÂ'' yaşanıyor. HALBUKİ, ''öğrenci merkezli eğitim'' odur ki, her bir öğrencinin ilgi ve alâkalarını tespit edip onun üzerinden yürümeyi gerektirir. Meselâ, benim kızım izlediği bir CD sebebiyle küçÂüklüğünden beri, atlara Âçok meraklıdır. Eğer ona bir şey öğretmek istiyorsanız, atlardan yola çÂıkarsanız, işinizi yarı yarıya kolaylamış olursunuz. Ama bunu dikkate almazsanız, onun derste ata binmeyi hayal etmesinin önüne geçÂemezsiniz. Daha bunun gibi, ders Âalışma davranışının önünde pekÂok engel veya motivasyon kırıcı sebep sayabilirim. Fakat karşımda oturan veli, öyle bir cümle kuruyor ki, en azından ev ortamıyla ilgili olarak, bu menfi sebeplerin hiÂçbirini tamir etmeyle uzaktan yakından alâkası yok. Ne diyordu: ''Ama Hocam, biz onun dediği her şeyi yapıyoruz.'' İyi ama, onun istediği her şeyi yapmanız ile ders Âalışma arasında birbirini gerektiren bir bağ yok ki! Söz gelimi, ne yapıyorsunuz? Ona kek yapıp yanına da meyve suyu mu veriyorsunuz? Doğrusu, mideye inen bu besinler bünyede ders çÂalışma iştihası açÂar diye bir kaide ben bilmiyorum. Siz biliyor musunuz? Başka ne yapıyor olabilirsiniz? HarçÂlığını eksik etmiyorsunuz. Başka? İstediği kıyafeti alıyoruz. Başka? İstediği cep telefonunu alıyoruz. Eğer istediklerini yapıyorsanız, muhtemelen böyle şeyler yapıyor olmalısınız. Bunların hiçÂbirinin ders Âalışma davranışını motive etmeyle doğrudan bir ilgisi olmadığı gibi, belki ters etkiye bile sebep olabilir. Şimdi biraz konuyu farklı bir açÂıdan ele alacağım. ''Her istediği yapılan'' ifadesi, temelde maddi istekleri yansıtır. Küçüklüğünden beri maddi istekleri bolca karşılanan çÂocuğa verilen mesaj, mutluluğun madde dünyasında olduğudur. Bir nevi, ''parayla saadet olur'' itikadı Âçocuğa yerleşir. Yine bu çÂocuklarda, istediği her şey yerine getirildiği iÂçin ''sabır duygusu'' gelişmez. Sabır duygusu gelişmediğinden dolayı azim ve Âalışkanlık da gelişmez. İyi ama, siz Âçocuğunuzun dersini çÂalışan, başarılı bir öğrenci olmasını istemiyor muydunuz? O zaman, biraz daha ölçülü, istekler ile görevler arasında bir denge gözetmeniz gerekmiyor muydu? BANA göre burada kritik olan ve incelenmeye değer olan nokta, Âocuğun niÂin ders Âalışmadığı değil, anne babanın niçÂin Âçocuğunun her istediğini yapmaya Âalıştığıdır. Anne baba sanır ki, Âocuğun isteklerini doyurursa, sıkıntısız büyür. Onu bir cennet çÂocuğu gibi büyütmeye Âalışır. Ama her istediğini yerine getirmekle, nefsi azgınlaşmış ve düzen duygusuna yabancılaşmış bir ruha su verilmiş olur. Genellikle kendi Âçocukluğu hakkında ezik hisler taşıyan veya Âçocuğuna yeterince iyi anababalık yapamadığını düşünen aileler, Âçocuklarını maddi ödüllere boğarak telafi yaşamaya Âalışırlar. FAKAT sonuÂ, hemen hemen daima hüsrandır. Çünkü maddi telafiler, manevi ihmalleri onarmada yetersiz kalırlar. HiÂbir zaman her istediği yapılan Âocuktan, istediğimiz Âocuk Âıkmaz. Burada Âok ciddi bir ''formül hatası'' var ki, karşımda oturan veliye de bunu elimden geldiğince anlatmaya Âalıştım. Tabi, yazarkenki sert üslubumu görüşme sırasında kullanmadım. Orada ses tonumu daha nazik ayarlamaya Âalıştım. Giderken kafasından neler geÂiyordu bilmiyorum, ama o da nazik bir şekilde teşekkür ederek ayrıldı yanımdan. En azından, çÂocuğunun Âevresindeki ortamları oluşturan başta kendisi ve ev ortamı olmak üzere, okul ve diğer ortamlar hakkında bir bilin geliştirmiş olacağını umarım. Bir velinin ''nefis muhasebesi'' de herhalde böyle bir şey olmalı!
|