Peygamberimizin Mucizeleri
Ýnsanlarýn bazýlarý Allah’ýn elçilerinin söylediklerini hemen kabul...
 
Çocuklar Ýçin Hadis Kitabý
UÐURBÖCEÐÝ YAYINLARI, çocuklarýn manevi dünyalarýný zenginleþtirmeyi...
 
Kesilen Gitar
Okuyucularýn uzun yýllardýr HAYATIN ÝÇÝNDEN HÝKAYELER’i ile tanýdýðý...
 
www.zaferyayinlari.com
Zafer Yayýn Grubu'nun bütün kitaplarýný inceleyebileceðiniz ve satýn...
 
Hazýr Cevaplar 2.Kitap
Öyle insanlar vardýr ki, çoklarýný keder ve hüznün kuytularýna çeken...
 
Diðer Kitaplar

Bir yargýnýn anatomisi

Dergi: Ocak/2003
Sayý: 313


“O dâmen-i muallâya... pest þübehatýn eli yetiþmez.” —Said Nursî SON DÖNEM Müslüman düþünürlerinden Said Nursî, çeþitli eserlerinde, Ýslâm’ýn geçmiþte tüm dünyaya yayýlamamasýnýn bizim dýþýmýzdaki sebeplerini zikrederken, özellikle Hýristiyan halk kitlelerinin içinde bulunduðu cehalet fanusu ile bunun ateþlediði dinî taassubun sürüklediði vahþet eðilimine göndermede bulunur. Ruhban sýnýfýnýn ‘doðru’yu vazetme ve ‘kurtuluþ’a erme vizesini tekelinde bulunduran liderliði ile Hýristiyan halk kitlelerinin onlarý körü körüne taklit etmelerini de bu meyanda zikreder. Garaz, husumet, kuvvet ve hissiyatýn hâkim olduðu bu zaman kesitinde aklî muhakemeden çok parlak, þaþalý, süslü, beliðâne bir dil, kitleleri arzu edilen hedefe seferber etmede çok daha etkiliydi. Ýþte böyle bir ortamda, Ýslâm ve Hýristiyanlýk arasýndaki iliþkiler ruhban sýnýfý tarafýndan kolayca bir dünya hâkimiyeti mücadelesine dönüþtürülmüþ; genel olarak Ýslâmiyet, özel olarak da Ýslâm peygamberi etrafýnda üretilen mutasavver imaj, bunu gerçekleþtirmenin en önemli araçlarýndan birini oluþturmuþtur. Mekkeli müþriklerin, Medineli münafýklarýn ve Yahudilerin vahyi inkâr edebilmek için Hz. Peygamberi þair, kahin, sahir, mecnun, dâhi vs. sýfatlarla nitelemelerine benzer þekilde, Orta Çað Hýristiyanlýk anlayýþýnda da ‘doðru Ýslâmiyet’e eriþimin önündeki en önemli engellerden birisini Hz. Peygamber hakkýnda ruhbanlarca oluþturulan imaj teþkil etmiþtir. Bu imajýn yüzyýllar boyu kitlesel ölçekte devamýnda en önemli paylardan biri ise, dünya edebiyatýnýn en seçkin isimleri arasýnda kabul edilen Dante Alighieri’nin en önemli eseri olan Ýlâhî Komedya’ya aittir. KOMEDYA, AMA ‘ÝLAHÃŽ’ Trajedinin tersi olarak ‘mutlu son’la biten eserler için ‘komedi’ teriminin kullanýldýðý Rönesans döneminde yazýldýðý için ‘Komedi’ adý verilen, Hýristiyanlýðýn destansý bir anlatýmý olduðu için de baþýna ‘ilâhî’ sýfatý eklenen bu eser, 1307-1321 yýllarý arasýnda Ýtalyanca olarak yazýlmýþ, hemen tüm Avrupa ve dünya dillerine çevrilerek, özellikle Avrupa’da Kitab-ý Mukaddes’ten sonra en fazla okunan kitaplar arasýnda yer almýþtýr. Eser bizdeki Mi’raciye, Muhammediye gibi eserlere benzer þekilde, Hýristiyanlýk inancýnýn popüler dildeki en önemli metinlerinden birisi olmuþtur. “Cehennem,” “A’raf” ve “Cennet” bölümlerinden oluþan bu eserin her bir bölümü, Dante’nin teslis akidesine verdiði önemin sembolik bir ifadesi olarak üçlükler halinde yazýlan 33 kantodan ve “Giriþ” bölümüyle birlikte toplam 14.233 mýsradan oluþmaktadýr. Eser, Papa VIII. Bonafacius’un günahlar için af yýlý (jübile yýlý) ilan ettiði 1300 yýlýnýn1 Paskalya bayramý esnasýnda ‘bedenen yaptýðý’ allegorik bir ahiret yolculuðunu konu alýr.2 VIII. Bonafacius’un, Kilise mallarýndan vergi almaya kalkan Fransýz Kralý IV. Philip’e karþý tüm iktidarýn (plenitudo potestatis) Papa’nýn baþýnda bulunduðu kilise hiyerarþisine ait olduðu tezini savunan kiþi olduðunu, sýrasý gelmiþken belirtelim. Ýlâhî Komedya’nýn en ünlü bölümü, Cehennem kitabýdýr. Dante, eserin bu bölümünün Yirmisekizinci Kanto’sunda, Cehennemin, “Hileciler”in bulunduðu Sekizinci Dairesinin bozguncu ve nifakçýlarýn atýldýðý Dokuzuncu Hendek’ini anlatýrken, Hýristiyanlýk içinde sapkýn eðilimleri besleyerek dinî bütünlüðü parçalayanlarý, ve sýký durun, bunlar arasýnda Hz. Peygamber ile Hz. Ali’yi de zikreder. Hem burada, hem de eserin genelinde, Dante’nin cehennem tasvirleri oldukça ‘canlý’dýr ve pür bedenî iþkence sahnelerinden oluþur. Konunun öneminin anlaþýlmasý açýsýndan, taþýdýðý hassasiyet zýmnýnda, ilgili bölümü Rekin Teksoy’un manzum çevirisinden takip edelim: “Þimdi gördüðüm kanlarý, yaralarý zincirsiz sözcüklerle dese, üst üste yinelese de, anlatacak biri var mý? Kuþkusuz hiçbir dil bunu baþaramaz, Düþüncemiz de, sözlerimiz de, Gördüklerimi kavrayamaz. Dibi delik, tahtasý eksik hiçbir fýçý, Benim gördüðüm, tepesinden týrnaðýna baðrý deþik biri gibi parçalanmýþ olamazdý. Bacaklarý arasýndan sarkýyordu baðýrsaklarý; Ýç organlarý ortadaydý, Yenilenlerden... yapan murdar keseyle birlikte. Onu görmek için olanca dikkatimi verince, Bana baktý, göðsünü açtý elleriyle, “Bak nasýl paralýyorum kendimi” dedi, “Bak Muhammed de sakat edildi! Önümde aðlayarak giden de Ali, Çenesinden tepesine yüzü kesili. Burada gördüðün öteki kiþiler Yeryüzünde bölücülük, bozgunculuk tohumu ektiler, Bu nedenle ikiye bölündüler.” 3 Burada önemle kaydedilmesi gereken nokta, tüm Türkçe çevirilerde bu kýsma mütercimlerin not düþerek, Dante’nin Hz. Peygambere ve Hz. Ali’ye yönelik bu bühtanýný reddetmeleridir.4 Hz. Peygambere iliþkin bu bölümden dolayý olsa gerek, Osmanlý Ýmparatorluðunun Londra elçisi Musurus Paþa’nýn eseri çevirme giriþimi, Abdülhamid döneminde Sansür Yönetimine takýlarak engellenir.5 Ýlâhî Komedya’nýn Türkçe’deki ilk çevirisi, 1938 yýlýnda Hamdi Varoðlu tarafýndan yapýlýr. Tek manzum çeviri ise Rekin Teksoy’a aittir. Dante, sevdiðiyle (Beatrice) biraraya gelememe, ailesiyle görüþememe, Floransa tutkusuna raðmen bir siyasi sürgün olarak Floransa’ya dönememe gibi açmazlarla yüzyüze gelmiþ biridir. Ve en önemlisi, Papa-imparator-kral üçgeninde süregelen çatýþma ve savaþlar, iç dünyasýnda muazzam sýkýntý ve endiþelere yol açmýþtýr. Ýlâhî Komedya, kendisi din adamý olmayan dindar bir Hýristiyan olarak Dante’nin yaþadýðý bu açmazlar içinde hem kendisine hem de insanlara ‘kurtuluþ’un yolunu gösterme gibi bir amaç taþýr. Ýlâhî Komedya’da Dante’nin vurguladýðýna göre, dünyevî ve uhrevî mutluluðun gerçekleþmesi ancak Hýristiyanlýk sayesinde mümkündür ve Ýmparator ile Papa bu konuda insanlara yol gösterir. Ancak, insanýn derunî ‘sesi’ de kurtuluþ yolculuðunda kendisine bir ýþýk olabilir. Ýþte Ýlâhî Komedya bu ‘nurlu’ iç ses’tir. ARZUYA FÝKÝR SURETÝ GÝYDÝRMEK Beþerî tecrübeyi düzenleyen ve anlam veren teorik bir inþa olarak ideolojilerin dinî biçimi, farklý ideolojilere mensup olanlar hakkýnda oluþmuþ kabulleri çoðu defa sorgulamadan, verili bir durumun ifadesi olarak görürler. Asýrlarýn birikimi olan kimi önyargýlar bu þekilde kollektif tutumlarýn ayrýlmaz bir parçasý haline gelirler. Meselâ, Batý tarihi boyunca Yahudiler þahsî sýkýntý, endiþe ve ýzdýrap duygularýnýn mercii yapýlarak, yani bir tür günah keçisi sayýlarak, Batýlý üstünlük duygusunun oluþmasýna araç kýlýnmýþlardýr. Keza Engizisyon mahkemeleri tarafýndan ruhunu þeytana satma ve cadýlýk suçlamasýyla insanlarýn yakýlmasý gibi uygulamalar da, þahsî endiþe ve korkularýn ‘diðer’lerine yansýtýlarak, onlarý cezalandýrmak suretiyle kiþinin kendisini arýndýrmasýný saðlayan ideolojik araçlardýr. Yahudi-Hýrýstiyan-seküler Batý düþünce geleneðinde ‘öteki’nin kuruluþu, ‘yansýtma’ üzerine kurulu bir yeniden inþadýr. Öteki’ne ait olan herþey bir ‘dönüþtürme ameliyesi’ne tâbi tutularak Batýlý insanýn kullanýmý için fonksiyonel hale getirilir. Batýlý, kendisindeki tüm ‘olumsuzluklarý’ kendi kurguladýðý öteki’ye yükleyerek deþarj olur, günahlarýndan arýnýr, rahatlar ve böylece düþmaný hep kendi dýþýnda arar. Genel olarak Doðu ve özel olarak Ýslâm’ýn Batýdaki kuruluþu böyle bir dýþsallaþtýrma ve yeniden kurmanýn ürünüdür. Tüm bu yaklaþýmlarda Ýslâm, Edward Said’in vurguladýðý þekilde, Avrupa içinde önemli fonksiyonlar yüklenen ‘düþman’ bir yabancýya indirgenerek ‘dýþsallaþtýrýlýr.’6 Orta Çað Hýristiyan dünyasýnda Hz. Peygamber hakkýnda oluþturulan imaj, iþte böyle bir dýþsallaþtýrma sürecinin ürünüdür. Orta Çað Hýristiyanlýðý için, Müslümanlarýn Ýsa’nýn ilâhlýðýna inanmadýklarýný ya da çarmýha gerildiðini reddettiklerini söylemek—bunlar Hýristiyanlýðýn aslî esaslarý olmakla birlikte—yeterli gelmemekteydi. Hz. Muhammed ve Ýslâm’a iliþkin Hýristiyan yazýlarý, çoðu defa iki din arasýndaki ortak taraflarý þeytanî illüzyonlar suretine çevirmekte, böylece Müslüman düþüncesinin kendisi þeytanýn sahipliðindeki bir düþünce olarak görülmekteydi. Bu yolla, Orta Çað edebiyatýnda Müslümanlar murdar, siyah ve çirkin olarak resmedilmekteydi. Hýristiyan halka, kamuoyuna Hz. Muhammed ve Ýslâm hakkýndaki bilgilerin en yaygýn ulaþma yolu ise edebiyattý. Bu edebiyat, hizmet ettiði ideolojiyi doðrulayabilmek için Hz. Muhammed’i genellikle, hâþâ, bir þarlatan olarak tasvir etmekteydi. Ýslâm medeniyeti, kültürü ya da ahlâký Müslümanlarýn faziletini ortaya koyduðu halde, bu özellikle böyleydi. Orta Çaðýn önemli edebî eserleri incelendiðinde, bu eserlerin Hz. Muhammed’i temsil biçiminin gerçekte Batýlýlarýn kendilerini temsilden ibaret olduðu görülebilir. Onbirinci yüzyýlda Müslümanlarýn Batýya doðru hýzla geniþlemeleri, Batý Hýristiyanlarý için Ýslâm hakkýnda daha çok þey bilmeyi zorunlu hale getirdi. 1143 yýlýnda St. Peter (1092-1156) Kur’ân’ýn ilk defa olarak bir Batý diline (Latince’ye) çevrilmesini saðladý. Sonraki iki yüzyýl boyunca, bu çeviri ve bu çeviriye Peter’in yaptýðý ‘þerh,’ Ýslâm’a iliþkin ana Hýristiyan bilgi kaynaðý olmuþtur. Peter’in Hz. Muhammed görüþü edebiyatta ifadesini bulmuþ, böylece halka mal olmasý saðlanmýþtýr. Peter’e göre, Ýslâm iyi ile kötüyü birbirine mezcetmekte, hakký bâtýlla karýþtýrmaktaydý. Sapkýnlarýn yolunu izleyerek, Hýristiyan imanýndan bazý þeyleri kabul ederken, diðerlerini de reddetmekteydi. Muhammed, Ýsa’nýn peygamber olduðunu kabul ederken ilâhlýðýný kabul etmemekteydi; böylece bu tezi savunan ancak 324’teki Ýznik Konsilinde reddedilen, sonra da aforoz edilen eski Arian sapkýnlýk Ýslâm’da dirilmiþ olmaktaydý. Bu anlayýþ Orta Çað Latin dünyasýnda Ýslâm Peygamberi hakkýndaki en yaygýn telakkilerden birini doðurdu: Hz. Muhammed’in tevhid inancý onun bütünüyle imansýz olmadýðýný gösteriyordu, dolayýsýyla o, hâþâ, ancak Hýristiyan bir sapkýn (mu’tezil) olabilirdi. Bu yüzden Dante, Hz. Muhammed’i sapkýnlarýn ve nifakçýlarýn iþkenceye tâbi tutulduðu Cehennem’in sekizinci katýna yerleþtirir. Benzer þekilde, William Langland Piers Plowman isimli eserinde Hz. Muhammed’i ortodoks olmayan bir keþiþin etkisinde kalan muhalif bir kardinal olarak gösterir.7 Sapkýn sunumunun yanýnda, Hz. Muhammed hakkýnda Orta Çað Hýristiyan dünyasýndaki diðer ana imaj, onu bir sahte tanrý olarak tanýmlamaktý. Hz. Muhammed’in, hâþâ, sapkýn olduðu fikri onun Ýsa’nýn tanrýlýðýný, dolayýsýyla ortodoks Hýristiyanlýðý reddetmesiyle iliþkili ise, sahte bir tanrý olarak tavsif edilmesi de Teslis doktrini ile iliþkilidir. Müslümanlar, ilâh olarak Allah’ý, vahiy meleði olarak Cebrail’i ve peygamber olarak Ýsa’yý kabul ederken, bu üçünün tanrýlýðýna dayalý Teslisi reddetmekte idiler. Bu yüzden Hz. Muhammed Hýristiyanlarca bir sahte tanrý veya put olarak görüldü. Hz. Muhammed’in bir sapkýn olarak görülmesi kaynaðýný Hýristiyan teolojisinden alýrken, bir sahte tanrý veya put olarak isimlendirilmesi tarihçilerin kayýtlarýndan ve romanlardan köklenir. Sapkýn imajý esas itibarýyla Kilisenin yaygýnlaþtýrdýðý bir imajdýr; sahte tanrý imajýna ise ruhban olmayan yazarlarýn eserlerinde rastlanýr.8 Orta Çað edebiyatýnda Hz. Muhammed’le iliþkilendirilen en yaygýn imajlar, hâþâ, sapkýn ve sahte tanrý imajlarý olmakla birlikte, sözkonusu imajlar bu ikisiyle sýnýrlý deðildir. Çoðu defa, yazarlar Hz. Muhammed’in hayatýna iliþkin nezih olmayan meseller uydurarak Ýslâm’ý çürütme yoluna baþvurmuþlardýr. Bu tür anlatýlardan birinde, Hz. Muhammed Hýristiyan dünyasýný yýkmak için cinsel serbestiyetin tecvizini öðretmeyi amaçlayan birisi olarak sunulur. Hz. Muhammed’in, hâþâ, düþük, bayaðý bir soydan geldiði, Allah’tan vahy aldýðýný ileri sürerek bunlarý uydurduðu, þehvetine düþkün olduðu, mesajýný hile ve/veya þiddet kullanmak suretiyle yaydýðý.. bu konuda söylenen diðer mesellerdir. Hz. Muhammed’e iliþkin tüm bu hikâyeler önceden mevcut bir ideolojiyi doðrulama amacýna dönük olarak kasýtlý bir biçimde uydurulmuþtur. Meselâ, Nogent’li Guibert tarafýndan onikinci yüzyýlda Ýlk Haçlý Seferleri anlatýlýrken, Hz. Muhammed’in hayatýna bir bölüm ayrýlýr. Ancak Guibert bu bölümü yazarken yanýnda hiçbir yazýlý kaynak bulunmadýðýný, dolayýsýyla verdiði bilgileri doðrulayamayacaðýný itiraf eder; ancak þunu ekler: “Habaseti, sözkonusu edilebilecek her türlü kötülüðü aþan birinin kötülüðünden bahsetmekte bir beis yoktur.” Keza, daha yakýn zamanlardan Hugo Grotius, 1622’de yazdýðý De Veritate Religionis isimli misyoner elkitabýnda, Hz. Muhammed’e nisbet ettiði sahte mucizelerin Müslümanlar tarafýndan bilinmediðini kaydeder.9 Nihayet, Hz. Muhammed’in adýna iliþkin bir dönüþüm Orta Çað roman ve oyun yazarlarýnýn sahip olduðu þair serbestiyeti yoluyla gerçekleþir. Meselâ, Roland ve Ferragus isimli romanda Muhammed adý ‘Mahun’a dönüþür. Mahun’dan bozma olarak da, ‘Mawmet,’ ‘Mahoud,’ ‘Mahound,’ ve ‘Macon’ isimleri ‘idol/put’ anlamýna denk düþecek þekilde yaygýnlýk kazanýr. Clinton Bennet, Ýngilizce’de ‘bâtýl inanç’ anlamýna gelen ‘miscreant’ ve ‘mummery’ isimlerinin de Muhammed adýnýn yozlaþtýrýlmasýndan geldiðini belirtir. Muhammed adýnýn moralite oyunlarýnda putperestlikle özdeþleþtirilmesi öylesine kesindir ki, ‘mahomets,’ ya da ‘mawmets’ putlara has zât isimleri olarak kullanýlýr. Mýsýr Firavunu, Kutsal Sezar ya da Kral Herod’un bulunduðu hikâyelerde Muhammed adýndan bozma bir isim taþýyan putlara tapan figürlere yer verilir. Mary Magdalene isimli oyunda, ibadet edenler perestiþ etmek için Muhammed’in boyun kemiðini ve gözkapaðýný vücuda getirirler. Sonuçta, oryantalizme dair en kapsamlý analizin sahibi Edward Said’in belirttiði þekilde, “Allah’tan baþka ilah olmadýðýný söyleyen adamýn kendisi bizzat ilah yapýlýr.” Tüm bunlar, “Muhammed’in ahlâkî ve dinî açýlardan kabul edilemezliðinin semptomatik faraziyeleridir.”10 Gerçekten de Ýslâm hakkýnda uydurulan ‘Muhammedanism’ isimlendirmesi, ‘sahte peygamber’ imajýnýn bir uzantýsýdýr ve ‘Þarkýn þarklýlaþtýrýlmasý’nýn tipik bir örneðidir.11 Günümüz Hýristiyanlýk dünyasýndaki Ýslâm ve Hz. Muhammed kavrayýþý baþka bir çalýþmanýn konusu olmakla birlikte, bu kavrayýþýn kökleri yukarýda anlatýlan ve tipik yansýmalarýndan birini Dante’nin Ýlâhî Komedya’sýnda bulan geçmiþe uzanýr. Batý edebiyat metinlerindeki Hz. Muhammed tasavvuru da Orta Çaðlara dayanýr. Bu tasavvur kaba fantastik tahayyüller ve gülünç ve garip efsanelerle bezenmiþ olarak Rönesansa kadar hemen hiç deðiþmeden gelmiþ ve günümüze kadar etkisini azalarak da olsa sürdürmüþtür. Orta Çað tarih ve romanlarýnda, Hz. Muhammed, Batýlý þair ve yazarlarýn Batý Hýristiyanlýðýna iliþkin kendi þüpheleri ve tasavvurlarý için bir kaynak ‘havuz’dur. Bu yazarlar, Batýnýn üstünlüðü ve Hýristiyan dogma üzerine kurulu kendi ideolojilerini doðrulamak için, bu ideolojinin zayýflýklarýný, çeliþkilerini ve olumsuzluklarýný Hz. Muhammed’e yansýtmýþlardýr. Böylece, putperestlik tarafýndan tehdit edilenler için Hz. Muhammed ‘sahte/yalancý peygamber’ konumuna oturtulurken, ruhban sýnýfýnýn dalâletini ve Hýristiyan mezheplerin çeþitlenmesini açýklama ihtiyacý içinde olanlar için de ‘dessas bir râfýzî’ olarak görülmek istenmiþtir. Kimi zaman da, Hz. Muhammed’in, hâþâ, ‘habisliði’ temasý Müslüman halklardan baðýmsýzlaþtýrýlarak sürdürülmüþ, onun þahsýna münhasýr kýlýnmýþtýr. Orta Çað Hýristiyan yazarlarý Hz. Muhammed’e daha yakýndan, ‘tahkike’ dayalý olarak baktýklarýnda, onun örnek hayatý ve þahsiyeti karþýsýnda kendilerinin zavallý bir temsilini (sûretini) göreceklerinden korkmaktaydýlar. Bunun sonucunda, ortaya çýkan Hz. Muhammed’i gerçeklerle uyumlu, dürüst biçimde tasvir etme konusunda bir isteksizlik ortaya çýkmýþtýr. Bu isteksizlik ise Müslüman ‘öteki’ stereotipinin bugüne kadar süren biçimlenmesini etkilemiþ ve Müslüman-Hýristiyan iliþkilerinin geliþmesinin önünde önemli bir engel olmuþtur. Fakat, tek bir doðrunun yýðýnla yanlýþý bir çýrpýda yýkabildiði günümüzde çanlar Oryantalizm için çalmaktadýr. “Her zorlukla birlikte bir kolaylýk vardýr.” 11 Eylül iþte böyle bir zorluk ve kolaylýktýr. ahmetyildiz@zaferdergisi.com DÝPNOTLAR 1 1265 yýlýnda Floransa’da doðan Dante bu sýrada 35 yaþýndadýr. Cahit Sýtký’nýn ünlü 35 yaþ þiirinin “Dante gibi ortasýndayýz ömrün” mýsraý buna telmihte bulunur. 2 B. W. Robinson ve Miguel Asin Palacios, Dante’nin bu yolculuðunun Ýslâm Peygamberinin Miracýný takliden yazýldýðýný ileri sürerler. Çünkü, Dante’nin eserini yazdýðý dönemde Mi’rac mucizesinin Book of Mahomet’s Ladder ( Muhammedî Miracýn Kitabý) adýyla Latince’ye çevrilmiþ olduðunu ve bunun Dante’ye böyle bir eserin ilhamýný verdiðini belirtirler. Yahudi-Hristiyan kaynaklarýnda da buna benzer allegorik meseller az olmamakla birlikte, R. W. Southern da, Ýbn Sina, Ýbn Rüþd ve Sultan Selahaddin’in Cehennem’de bahsi geçen ve antik çaðda yaþamayan isimler olarak yer almalarýnýn, Dante’nin Komedya’sýnýn Mirac tercümelerinden esinlendiðini gösterdiðini söyler. Ancak Mirac ve Komedya arasýnda kurulan tüm bu paralellikler kesin bir baða iþaret etmez. Çünkü, sözkonusu kiþiler, Ýslâmî kiþiliklerinden çok, entellektüel konumlarýnýn ve askerî kahramanlýk ve mertliklerinin bir türevi olarak eserde yer almýþlardýr. Bunun, Dante’nin Ýslam’a ‘muhabbetinin’ bir karinesini oluþturmadýðý, onun Hz. Peygamberi Cehennem’in bölücü ve bozguncularýn alýkonulduðu sekizinci katýna yerleþtirmesinde kendisini ortaya koyar. Bk. Galen Johnson, “Muhammad and Ideology in Medieval Christian Literature,” Islam and Chrisitan Muslim Relations, Vol. 11, No. 3, 2000, ss. 336-38. 3 Dante, Ýlahi Komedya: Cehennem, Araf, Cennet. Çev: Rekin Teksoy (Ýstanbul: Oðlak Yayýncýlýk, 1998), ss. 230-232. 4 Teksoy, Ýlahi Komedya, s. 232, dipnot 31; Ýlahi Komedya /Cehennem, çev. Feridun Timur (Ýstanbul: Milli Eðitim Basýmevi, 1963), s. 292-93, dipnot 9; Ýlahi Komedi/Cehennem, Araf, Cennet, ikinci baský, çev. Hamdi Varoðlu (Ýstanbul: Hilmi Kitabevi, 1948), ss. 376-79, dipnot 220. “Makber” þairi, Þair-i Azam Abdulhak Hamid ise, Ýlâhî Komedya’nýn bu bölümüne cevap olarak, “Tayflar Geçidi” isimli bir þiir yazmýþtýr. 5 Teksoy, Ýlahi Komedya, s. 25. 6 Edward Said, Orientalism: Western Conceptions of the Orient (London, Penguin Books, 1991), ss. 67-71. 7 a.g.m., 334. 8 a.g.m., s. 335. 9 a.g.m., s. 335. Gerçekte Hz. Peygambere nisbet edilen sýfatlar, onikinci yüzyýlda Avrupa’da ortaya çýkan ‘Serbest Ruh peygamberleri’ne ait özelliklerdir. Hz Peygamber, hâþâ, sahte bir vahyin yayýcýsý olarak görüldüðü için, her türlü ‘menhiyat’ýn ona nisbet edilmesinde bir beis görülmez. Said, Orientalism, s. 62. 10 a.g.m., s. 335. 11 Said, Orientalism, s. 66. Bir önyargýnýn anatomisi Ahmet Yýldýz “O dâmen-i muallâya... pest þübehatýn eli yetiþmez.” —Said Nursî SON DÖNEM Müslüman düþünürlerinden Said Nursî, çeþitli eserlerinde, Ýslâm’ýn geçmiþte tüm dünyaya yayýlamamasýnýn bizim dýþýmýzdaki sebeplerini zikrederken, özellikle Hýristiyan halk kitlelerinin içinde bulunduðu cehalet fanusu ile bunun ateþlediði dinî taassubun sürüklediði vahþet eðilimine göndermede bulunur. Ruhban sýnýfýnýn ‘doðru’yu vazetme ve ‘kurtuluþ’a erme vizesini tekelinde bulunduran liderliði ile Hýristiyan halk kitlelerinin onlarý körü körüne taklit etmelerini de bu meyanda zikreder. Garaz, husumet, kuvvet ve hissiyatýn hâkim olduðu bu zaman kesitinde aklî muhakemeden çok parlak, þaþalý, süslü, beliðâne bir dil, kitleleri arzu edilen hedefe seferber etmede çok daha etkiliydi. Ýþte böyle bir ortamda, Ýslâm ve Hýristiyanlýk arasýndaki iliþkiler ruhban sýnýfý tarafýndan kolayca bir dünya hâkimiyeti mücadelesine dönüþtürülmüþ; genel olarak Ýslâmiyet, özel olarak da Ýslâm peygamberi etrafýnda üretilen mutasavver imaj, bunu gerçekleþtirmenin en önemli araçlarýndan birini oluþturmuþtur. Mekkeli müþriklerin, Medineli münafýklarýn ve Yahudilerin vahyi inkâr edebilmek için Hz. Peygamberi þair, kahin, sahir, mecnun, dâhi vs. sýfatlarla nitelemelerine benzer þekilde, Orta Çað Hýristiyanlýk anlayýþýnda da ‘doðru Ýslâmiyet’e eriþimin önündeki en önemli engellerden birisini Hz. Peygamber hakkýnda ruhbanlarca oluþturulan imaj teþkil etmiþtir. Bu imajýn yüzyýllar boyu kitlesel ölçekte devamýnda en önemli paylardan biri ise, dünya edebiyatýnýn en seçkin isimleri arasýnda kabul edilen Dante Alighieri’nin en önemli eseri olan Ýlâhî Komedya’ya aittir. KOMEDYA, AMA ‘ÝLAHÃŽ’ Trajedinin tersi olarak ‘mutlu son’la biten eserler için ‘komedi’ teriminin kullanýldýðý Rönesans döneminde yazýldýðý için ‘Komedi’ adý verilen, Hýristiyanlýðýn destansý bir anlatýmý olduðu için de baþýna ‘ilâhî’ sýfatý eklenen bu eser, 1307-1321 yýllarý arasýnda Ýtalyanca olarak yazýlmýþ, hemen tüm Avrupa ve dünya dillerine çevrilerek, özellikle Avrupa’da Kitab-ý Mukaddes’ten sonra en fazla okunan kitaplar arasýnda yer almýþtýr. Eser bizdeki Mi’raciye, Muhammediye gibi eserlere benzer þekilde, Hýristiyanlýk inancýnýn popüler dildeki en önemli metinlerinden birisi olmuþtur. “Cehennem,” “A’raf” ve “Cennet” bölümlerinden oluþan bu eserin her bir bölümü, Dante’nin teslis akidesine verdiði önemin sembolik bir ifadesi olarak üçlükler halinde yazýlan 33 kantodan ve “Giriþ” bölümüyle birlikte toplam 14.233 mýsradan oluþmaktadýr. Eser, Papa VIII. Bonafacius’un günahlar için af yýlý (jübile yýlý) ilan ettiði 1300 yýlýnýn1 Paskalya bayramý esnasýnda ‘bedenen yaptýðý’ allegorik bir ahiret yolculuðunu konu alýr.2 VIII. Bonafacius’un, Kilise mallarýndan vergi almaya kalkan Fransýz Kralý IV. Philip’e karþý tüm iktidarýn (plenitudo potestatis) Papa’nýn baþýnda bulunduðu kilise hiyerarþisine ait olduðu tezini savunan kiþi olduðunu, sýrasý gelmiþken belirtelim. Ýlâhî Komedya’nýn en ünlü bölümü, Cehennem kitabýdýr. Dante, eserin bu bölümünün Yirmisekizinci Kanto’sunda, Cehennemin, “Hileciler”in bulunduðu Sekizinci Dairesinin bozguncu ve nifakçýlarýn atýldýðý Dokuzuncu Hendek’ini anlatýrken, Hýristiyanlýk içinde sapkýn eðilimleri besleyerek dinî bütünlüðü parçalayanlarý, ve sýký durun, bunlar arasýnda Hz. Peygamber ile Hz. Ali’yi de zikreder. Hem burada, hem de eserin genelinde, Dante’nin cehennem tasvirleri oldukça ‘canlý’dýr ve pür bedenî iþkence sahnelerinden oluþur. Konunun öneminin anlaþýlmasý açýsýndan, taþýdýðý hassasiyet zýmnýnda, ilgili bölümü Rekin Teksoy’un manzum çevirisinden takip edelim: “Þimdi gördüðüm kanlarý, yaralarý zincirsiz sözcüklerle dese, üst üste yinelese de, anlatacak biri var mý? Kuþkusuz hiçbir dil bunu baþaramaz, Düþüncemiz de, sözlerimiz de, Gördüklerimi kavrayamaz. Dibi delik, tahtasý eksik hiçbir fýçý, Benim gördüðüm, tepesinden týrnaðýna baðrý deþik biri gibi parçalanmýþ olamazdý. Bacaklarý arasýndan sarkýyordu baðýrsaklarý; Ýç organlarý ortadaydý, Yenilenlerden... yapan murdar keseyle birlikte. Onu görmek için olanca dikkatimi verince, Bana baktý, göðsünü açtý elleriyle, “Bak nasýl paralýyorum kendimi” dedi, “Bak Muhammed de sakat edildi! Önümde aðlayarak giden de Ali, Çenesinden tepesine yüzü kesili. Burada gördüðün öteki kiþiler Yeryüzünde bölücülük, bozgunculuk tohumu ektiler, Bu nedenle ikiye bölündüler.” 3 Burada önemle kaydedilmesi gereken nokta, tüm Türkçe çevirilerde bu kýsma mütercimlerin not düþerek, Dante’nin Hz. Peygambere ve Hz. Ali’ye yönelik bu bühtanýný reddetmeleridir.4 Hz. Peygambere iliþkin bu bölümden dolayý olsa gerek, Osmanlý Ýmparatorluðunun Londra elçisi Musurus Paþa’nýn eseri çevirme giriþimi, Abdülhamid döneminde Sansür Yönetimine takýlarak engellenir.5 Ýlâhî Komedya’nýn Türkçe’deki ilk çevirisi, 1938 yýlýnda Hamdi Varoðlu tarafýndan yapýlýr. Tek manzum çeviri ise Rekin Teksoy’a aittir. Dante, sevdiðiyle (Beatrice) biraraya gelememe, ailesiyle görüþememe, Floransa tutkusuna raðmen bir siyasi sürgün olarak Floransa’ya dönememe gibi açmazlarla yüzyüze gelmiþ biridir. Ve en önemlisi, Papa-imparator-kral üçgeninde süregelen çatýþma ve savaþlar, iç dünyasýnda muazzam sýkýntý ve endiþelere yol açmýþtýr. Ýlâhî Komedya, kendisi din adamý olmayan dindar bir Hýristiyan olarak Dante’nin yaþadýðý bu açmazlar içinde hem kendisine hem de insanlara ‘kurtuluþ’un yolunu gösterme gibi bir amaç taþýr. Ýlâhî Komedya’da Dante’nin vurguladýðýna göre, dünyevî ve uhrevî mutluluðun gerçekleþmesi ancak Hýristiyanlýk sayesinde mümkündür ve Ýmparator ile Papa bu konuda insanlara yol gösterir. Ancak, insanýn derunî ‘sesi’ de kurtuluþ yolculuðunda kendisine bir ýþýk olabilir. Ýþte Ýlâhî Komedya bu ‘nurlu’ iç ses’tir. ARZUYA FÝKÝR SURETÝ GÝYDÝRMEK Beþerî tecrübeyi düzenleyen ve anlam veren teorik bir inþa olarak ideolojilerin dinî biçimi, farklý ideolojilere mensup olanlar hakkýnda oluþmuþ kabulleri çoðu defa sorgulamadan, verili bir durumun ifadesi olarak görürler. Asýrlarýn birikimi olan kimi önyargýlar bu þekilde kollektif tutumlarýn ayrýlmaz bir parçasý haline gelirler. Meselâ, Batý tarihi boyunca Yahudiler þahsî sýkýntý, endiþe ve ýzdýrap duygularýnýn mercii yapýlarak, yani bir tür günah keçisi sayýlarak, Batýlý üstünlük duygusunun oluþmasýna araç kýlýnmýþlardýr. Keza Engizisyon mahkemeleri tarafýndan ruhunu þeytana satma ve cadýlýk suçlamasýyla insanlarýn yakýlmasý gibi uygulamalar da, þahsî endiþe ve korkularýn ‘diðer’lerine yansýtýlarak, onlarý cezalandýrmak suretiyle kiþinin kendisini arýndýrmasýný saðlayan ideolojik araçlardýr. Yahudi-Hýrýstiyan-seküler Batý düþünce geleneðinde ‘öteki’nin kuruluþu, ‘yansýtma’ üzerine kurulu bir yeniden inþadýr. Öteki’ne ait olan herþey bir ‘dönüþtürme ameliyesi’ne tâbi tutularak Batýlý insanýn kullanýmý için fonksiyonel hale getirilir. Batýlý, kendisindeki tüm ‘olumsuzluklarý’ kendi kurguladýðý öteki’ye yükleyerek deþarj olur, günahlarýndan arýnýr, rahatlar ve böylece düþmaný hep kendi dýþýnda arar. Genel olarak Doðu ve özel olarak Ýslâm’ýn Batýdaki kuruluþu böyle bir dýþsallaþtýrma ve yeniden kurmanýn ürünüdür. Tüm bu yaklaþýmlarda Ýslâm, Edward Said’in vurguladýðý þekilde, Avrupa içinde önemli fonksiyonlar yüklenen ‘düþman’ bir yabancýya indirgenerek ‘dýþsallaþtýrýlýr.’6 Orta Çað Hýristiyan dünyasýnda Hz. Peygamber hakkýnda oluþturulan imaj, iþte böyle bir dýþsallaþtýrma sürecinin ürünüdür. Orta Çað Hýristiyanlýðý için, Müslümanlarýn Ýsa’nýn ilâhlýðýna inanmadýklarýný ya da çarmýha gerildiðini reddettiklerini söylemek—bunlar Hýristiyanlýðýn aslî esaslarý olmakla birlikte—yeterli gelmemekteydi. Hz. Muhammed ve Ýslâm’a iliþkin Hýristiyan yazýlarý, çoðu defa iki din arasýndaki ortak taraflarý þeytanî illüzyonlar suretine çevirmekte, böylece Müslüman düþüncesinin kendisi þeytanýn sahipliðindeki bir düþünce olarak görülmekteydi. Bu yolla, Orta Çað edebiyatýnda Müslümanlar murdar, siyah ve çirkin olarak resmedilmekteydi. Hýristiyan halka, kamuoyuna Hz. Muhammed ve Ýslâm hakkýndaki bilgilerin en yaygýn ulaþma yolu ise edebiyattý. Bu edebiyat, hizmet ettiði ideolojiyi doðrulayabilmek için Hz. Muhammed’i genellikle, hâþâ, bir þarlatan olarak tasvir etmekteydi. Ýslâm medeniyeti, kültürü ya da ahlâký Müslümanlarýn faziletini ortaya koyduðu halde, bu özellikle böyleydi. Orta Çaðýn önemli edebî eserleri incelendiðinde, bu eserlerin Hz. Muhammed’i temsil biçiminin gerçekte Batýlýlarýn kendilerini temsilden ibaret olduðu görülebilir. Onbirinci yüzyýlda Müslümanlarýn Batýya doðru hýzla geniþlemeleri, Batý Hýristiyanlarý için Ýslâm hakkýnda daha çok þey bilmeyi zorunlu hale getirdi. 1143 yýlýnda St. Peter (1092-1156) Kur’ân’ýn ilk defa olarak bir Batý diline (Latince’ye) çevrilmesini saðladý. Sonraki iki yüzyýl boyunca, bu çeviri ve bu çeviriye Peter’in yaptýðý ‘þerh,’ Ýslâm’a iliþkin ana Hýristiyan bilgi kaynaðý olmuþtur. Peter’in Hz. Muhammed görüþü edebiyatta ifadesini bulmuþ, böylece halka mal olmasý saðlanmýþtýr. Peter’e göre, Ýslâm iyi ile kötüyü birbirine mezcetmekte, hakký bâtýlla karýþtýrmaktaydý. Sapkýnlarýn yolunu izleyerek, Hýristiyan imanýndan bazý þeyleri kabul ederken, diðerlerini de reddetmekteydi. Muhammed, Ýsa’nýn peygamber olduðunu kabul ederken ilâhlýðýný kabul etmemekteydi; böylece bu tezi savunan ancak 324’teki Ýznik Konsilinde reddedilen, sonra da aforoz edilen eski Arian sapkýnlýk Ýslâm’da dirilmiþ olmaktaydý. Bu anlayýþ Orta Çað Latin dünyasýnda Ýslâm Peygamberi hakkýndaki en yaygýn telakkilerden birini doðurdu: Hz. Muhammed’in tevhid inancý onun bütünüyle imansýz olmadýðýný gösteriyordu, dolayýsýyla o, hâþâ, ancak Hýristiyan bir sapkýn (mu’tezil) olabilirdi. Bu yüzden Dante, Hz. Muhammed’i sapkýnlarýn ve nifakçýlarýn iþkenceye tâbi tutulduðu Cehennem’in sekizinci katýna yerleþtirir. Benzer þekilde, William Langland Piers Plowman isimli eserinde Hz. Muhammed’i ortodoks olmayan bir keþiþin etkisinde kalan muhalif bir kardinal olarak gösterir.7 Sapkýn sunumunun yanýnda, Hz. Muhammed hakkýnda Orta Çað Hýristiyan dünyasýndaki diðer ana imaj, onu bir sahte tanrý olarak tanýmlamaktý. Hz. Muhammed’


Bir delil olarak felsefe
  Sayý: 322   Yazan: Ahmet Yýldýz
Tatil
  Sayý: 319   Yazan: Ahmet Yýldýz
Kapitalizmin nefsi: Borsa
  Sayý: 318   Yazan: Ahmet Yýldýz
Thomas Carlyle'nin Kahramanlar'ý
  Sayý: 317   Yazan: Ahmet Yýldýz
Ne mutlu 'hayal' edebilenlere
  Sayý: 314   Yazan: Ahmet Yýldýz
Bir yargýnýn anatomisi
  Sayý: 313   Yazan: Ahmet Yýldýz
Sam Amca'nýn Kulübesi
  Sayý: 312   Yazan: Ahmet Yýldýz
Tarihin Sonu: Kimin için?
  Sayý: 311   Yazan: Ahmet Yýldýz
Gökyüzünün çaðrýsý
  Sayý: 310   Yazan: Ahmet Yýldýz
Topluma Deðmeden Yaþamak
  Sayý: 308   Yazan: Ahmet Yýldýz
 
 
Zafer Yayýnlarý © 2009