Peygamberimizin Mucizeleri
İnsanların bazıları Allah’ın elçilerinin söylediklerini hemen kabul...
 
Çocuklar İçin Hadis Kitabı
UĞURBÖCEĞİ YAYINLARI, çocukların manevi dünyalarını zenginleştirmeyi...
 
Kesilen Gitar
Okuyucuların uzun yıllardır HAYATIN İÇİNDEN HİKAYELER’i ile tanıdığı...
 
www.zaferyayinlari.com
Zafer Yayın Grubu'nun bütün kitaplarını inceleyebileceğiniz ve satın...
 
Hazır Cevaplar 2.Kitap
Öyle insanlar vardır ki, çoklarını keder ve hüznün kuytularına çeken...
 
Diğer Kitaplar

Palyaço

Sayı: 317


BÜYÜK ZELZELENİN acısının izlerini taşıyordu bütün bir şehir, bütün insanlar, özellikle de çocuklar… Bir yandan kamyonların tozu dumana katan moloz taşıma işlemleri, bir yandan kepçelerin gece gündüz demeden çalışmaları insanı sessizliğe ve huzura hasret bırakmıştı aylardır. Özellikle küçük çocuklar, henüz evlere girilemediğinden ahşap barakalarda sabırsızlıkla güneşin doğmasını bekliyorlardı, bir an evvel sokağa, kapının eşiğine koşmak için. En büyük korkuyu çocuklar yaşıyordu ama bunu kim nerden bilecekti!... Onbinlerce insanın perişanlığı, derdi, gözyaşı, yüzlerce tanıdık simanın, akrabanın vefatları, o minik ruhlarda kim bilir ne derin izler bırakmıştı? Okullar çoktan açıldığı halde, çocuklar bu beldelerde okulları hasar gördüğü için eğitimlerine devam edemiyordu. Acıların olgunlaştırdığı ve güzelleştirdiği bu güzel çocuklar, şimdi sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği bir takım aktiviteler ile kendilerine tekrar yavaş yavaş dönüyorlardı. Acılar tamamen geçmese de hafiflemeye yüz tutmuştu artık. Şehrin bir ucunda, Erenler beldesinde de büyük bir çadır kurulmuştu. Çocuklar, şimdi burada küçük gruplar halinde rehabilite ediliyor ve amatör bir takım gençlerin fedakârca ve gönülden gayretleriyle toparlanıyordu. İki yeğenim aynı çadırın içinde yaşıtlarıyla beraber, hayata tekrar tutunmanın ve her güne sevinçle başlamanın heyecanını yaşıyordu. İstekli ve sevinçli halleri dikkatimi çekiyordu. Bu sosyal faaliyeti gerçekleştirenlere karşı kendimi borçlu hissediyor ve onlara yürekten bir minnet duyuyordum. Zaman zaman tebrik ve teşvik için de olsa aralarında olmalıydım…Onların işine yarayacak dergi, kitap ne var ise üzerime düşen bu malzemeleri temin etmek suretiyle bu hizmetteki katkımı arttırmaya çabalıyordum. Yazdan kalma derler ya, işte öyle bir günde yine zelzele yadigarı bisikletime atlamış, şehri bir uçtan bir uca katetmiştim. Bisikletimi çadırın bir kenarına dayayıp, çocuklarla ilgilenen bu güzel gençlerin yanına ben de çöktüm. Gençlerin arasında sevimli bir palyaço vardı. Çocukların da çok sevdiği o komik kıyafetiyle herkesin ilgi odağıydı. Doğrusu onu makyajsız haliyle hiç göremedim. Yuvarlak, kırmızı boyalı burnuyla yerlerde sürünen rengarenk elbisesi, iri ayakkabılarıyla ve de sempatik hareketleriyle herkesin sevgisini kazanmıştı. Zaman zaman konuşurduk. Onu, ilk defa bugün çok dalgın ve düşünceli bir halde gördüm. Ama huzurlu ve duygu yüklüydü, birazda kıpır kıpır. Ne var ne yok demeye zaman kalmadan yaşadığı coşkuyu ve sevinci paylaşacak bir kalp aradığı her halinden belliydi. Herhalde tam zamanında gelmiş olmalıydım. Gözlerinde damla salıncaklar, ha düştü ha düşecek. Olağanüstü bir şeylerin yaşandığı belli idi ama bu ne idi? “Abi, dün inanılmaz bir olay yaşadım burada, bu çadırda. Ve bu olayı, yaşadığım sürece hiç ama hiç unutmayacağım, unutamıyacağım. Günlerdir memleketimden, ailemden uzak, buralarda çektiğim dertleri, acıları her şeyi ama her şeyi işte bugün yaşadığım bu olay bana bir anda unutturdu. Bunu, Yüce Yaratanın bana büyük bir armağanı bildim…”dedi. “Biraz sakinleş, şunu bir de ben dinleyim” dedim. Palyaço ağlıyordu. Kendini şöyle bir toparlayıp, parmaklarını birbirine kenetleyip, derin bir iç çektikten sonra başladı anlatmaya... “Her günkü programımızı yapıyor çadırımızın içinde öteye beriye koşuşuyor, şakalaşıyor, şarkılar söylüyor, oyunlar oynuyorduk çocuklarla. Programın sonuna doğru bizim grupla, her zamanki gibi küçük bir halka oluşturup, kapanış şarkımızı söyledik hep bir ağızdan… Mini mini bir kuş donmuştu. Pencereme konmuştu. Aldım onu içeriye Cik cik, cik cik ötsün diye Pır pır ederken canlandı Ellerim bak boş kaldı. Çocukların arasında 5-6 yaşlarında bukle bukle sarı saçlı, mavi gözlü bir kız çocuğu hep dikkatimi çekmişti. Biz bu şarkıyı söylerken o yine susuyordu. Ama gözlerinin içi gülüyordu adeta. Bugün dayanamadım grubun arasından bir çırpıda sıyrılıp ona doğru uzandım, kucaklayıp, yanıma aldım. Aynı şarkıyı beraber söylemeyi ve onun da katılmasını çok arzu ediyordum. Bütün çabalarıma rağmen küçük kız ağzını açmıyordu. Bende de bir inat, çocuklara “hadi son bir defa daha söyleyelim” diye tutturdum. Ama gözüm ufaklığın üzerindeydi, işte ne olduysa bu son söyleyişte oldu. Kızın o küçücük dudakları önce ağır ağır açıldı, şarkının bu son söyleyişine katılmak istediği her halinden belliydi, en azından arzuluydu. Çocuk kendini zorluyor sesini çıkarmaya çalışıyordu. Sonunda başardı ve o da bize katıldı. Hepimiz şaşırmıştık ama büyük bir sevinçle şarkıyı söylemeye devam ediyorduk. Küçük kızın sesini ilk defa o gün duymuştuk. Grupta acayip bir neşe hâkimdi. İşte tam bu sırada çocuklarını seyretmek için gelen kalabalığın arasından genç bir adamın heyecanla yaklaştığını gördüm. Bu adam küçük kızın babasıymış meğer. Çocuğu kaptığı gibi sıkı sıkı bağrına basıyor, öpüyor, kokluyor ve sevincinden ağlıyordu. Ben dahil gruptaki herkes, ne olduğundan habersiz şaşkın bir haldeydik. Adam biraz sakinleştikten sonra boşta kalan eliyle bir yandan gözyaşlarını silip bana doğru dönüp: ‘Sen ne yaptığının farkında mısın delikanlı? Bu çocuk, o zelzele gecesinden beri ilk defa bugün konuştu. Üç aydır hiç konuşmuyordu. Bir şarkıyla dilini çözdünüz kızımın. Allah sizden razı olsun’ demez mi. Ben hayretten mi sevinçten mi bilmem ama donakalmıştım. Çocuklar bu mutluluk tablosunu âdeta ölümsüzleştirmek istercesine aynı şarkıyı defalarca söylüyorlardı. Herkes sevinçliydi. Şu uçsuz bucaksız evrende dünyamızın küçük bir noktasında yaşanan bu mutlu tabloya bu yeryüzü melekleri gibi, gökyüzü meleklerinin de katıldığından hiç kuşkum yoktu.” Palyaçodan dinlediğim bu unutulmaz hatırayı sizinle paylaşmak istedim. selimgunduzalp@zaferdergisi.com


KADERİN HER ŞEYİ GÜZELDİR
  Sayı: 394   Yazan: Selim Gündüzalp
BİR GÜNE BİN İYİLİK YETMEZ
  Sayı: 385   Yazan: Selim Gündüzalp
GÜL TUTAN ELLER GÜL KOKAR
  Sayı: 384   Yazan: Selim Gündüzalp
Acı Bir Kurban Hatırası
  Sayı: 384   Yazan: Selim Gündüzalp
Editör'den
  Sayı: 384   Yazan: Selim Gündüzalp
Hayat Yolu Düz Değil
  Sayı: 383   Yazan: Selim Gündüzalp
SÖZÜN BİTTİĞİ YER
  Sayı: 382   Yazan: Selim Gündüzalp
Bir Bilsen Ne Kadar Özledik Seni
  Sayı: 381   Yazan: Selim Gündüzalp
Bu Sırrı Kim Çözebilir?
  Sayı: 380   Yazan: Selim Gündüzalp
Hayat bir ümittir
  Sayı: 379   Yazan: Selim Gündüzalp
 
 
Zafer Yayınları © 2009