9 Yazı İsmail Çolak
Tarihçi, Araştırmacı

Yazar Profili »

Kudüs! Neredesin Ey Osmanlı?

Ocak 2018, 493 560 Görüntülenme Eklenme Tarih: 08 Şubat 2018 14:22 İsmail Çolak

(Resim 1: Osmanlı zamanında Kudüs ve Mescid-i Aksa’yı gösteren büyüleyici bir tasvir.) 

Kudüs, “gökte yapılıp yere indirilmiş,” yeryüzünün mukaddes şehirlerden biri. Hilâl’in “bereketlendirilmiş” toprağı. Bir peygamberler şehri.

Hz. İsa (as) Kudüs yakınlarındaki Nasıra’da dünyaya geldi. Topraklarına, Hz. Musa’nın (as) mübarek alın teri, Hz. Yakup’un (as) billurdan gözyaşı, Hz. Zekeriya’nın (as) berrak kanı karıştı. Miraç’ta, Kâinatın Serveri Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) aziz nuru ve müstesna ruhaniyeti ile şereflendi. Ve makamların en yücesine erişti.

(Resim 2: 1890’lı yıllarda Kudüs.)

Kudüs merkezli Filistin toprakları, tarih boyunca hak ile bâtılın, Hilâl ile Haç ve Siyon’un amansız mücadelesine sahne oldu. Müslümanların/Osmanlı’nın elinden çıktığından beri Batılı emperyalistlerin ve Siyonist Yahudilerin zulüm ve esaretinden kurtulamadı. İsrail’in kaos, ölüm ve işgal stratejileri hâlâ sürüyor.

Yaşanan hadiseler dünden bugüne Müslümanlara sürekli olarak Asrı Saadet’i, Hz. Ömer’i, Selahaddin Eyyûbi’yi, Yavuz’u, Kanuni’yi ve nitekim Abdülhamid Han’ı hatırlatmakta ve “Neredesin ey Nebi (sav), ey Ömer, ey Selahaddin, ey Yavuz ve ey Abdülhamid?..” dedirtmekte. 

Zira bütün bu dönemler, üç ilahî kökenli din mensuplarının Kudüs’te barış ve istikrarı yaşadıkları dönemlerdi. Bugün Kudüs, İslam’ın/Osmanlı’nın huzur ve merhamet iklimini hasretle arıyor. 

(Resim 3: 1900’lerde Kubbetü’s-Sahra.)

 

OSMANLI HÂKİMİYETİNDE KUDÜS

Yavuz Sultan Selim 30 Aralık 1516’da Kudüs’ü Osmanlı’nın koruyucu kanatları altına aldı. 1517’de bir ferman yayınlayarak, Hz. Ömer ve Sultan Selahaddin zamanlarından beri geçerli olan hoşgörü anlayışının devam edeceğini bildirdi. Ancak, Yahudilerin mukaddes topraklara yerleşmesini yasaklamaktan da çekinmedi. Aynı tavrı oğlu Kanuni de 1520’deki fermanıyla devam ettirdi.

Osmanlı, buranın idaresinde ayrı bir titizlik gösterdi. Kutsal mekânların kullanımını kargaşaya meydan vermeyecek şekilde düzenledi. Mesela Kamame Kilisesi’nin kuzey kapısını Ermenilere, güney kapısını Rumlara, büyük kapısını da Frenklere tahsis etti. 

(Resim 4: 1890’larda Osmanlı askerlerinin korumasında Kamame Kilisesi’nde yapılan bir Ortodoks ayini.) 

 

SULTAN ABDÜLHAMİD VE KUDÜS

Sultan II. Abdülhamid, Müslümanların Kudüs’le irtibatını kuvvetlendirmek için Hicaz Demiryolu’nu Kudüs’ten geçirdi. 

(Resim 5: 1900’de Kudüs Tren İstasyonu.)

Osmanlı, Siyonistler Filistin’i ele geçirmek isteyince de karşılarına adeta Everest Dağı gibi dikildi. Devletin dış borçlarını kapatma karşılığında Filistin’den toprak talep eden siyonist lider Theodor Herzl’ın karşısına II. Abdülhamid Han heybetle dikildi ve şöyle dedi:  

“Ülkemin bir çakıl taşını bile satamam. Bu devlet onu kanı pahasına aldı, kanı pahasına yaşattı. Birilerinin gasp etmesine izin vermeksizin kanımız pahasına da koruruz. Hiçbir parçasını veremem. Ne için olursa olsun, biz ölmeden kimse bizi birbirimizden ayıramaz.”

(Belge 6: Theodor Herzl’in Filistin’de toprak verilmesi karşılığında Osmanlı’ya mali yardımda bulunulacağına dair 30 Nisan 1899 tarihli teklifi.)

(Belge 7: Sultan Abdülhamid’in reddettiği Theodor Herzl’in teklifinin devamı (BOA, Y.MTV, 285-162)

(Belge 8: Theodor Herlz’in 25 Temmuz 1902 tarihli başka bir mektubunun orijinali.)

II. Abdülhamid Han, İslam Dünyasının selameti, kalıcı barış ve istikrar adına buranın Osmanlı’da ve Müslümanlarda kalması gerektiğini savunuyordu: “Hıristiyan hacıların Kudüs’ü ziyaret etmelerine her zaman müsaade etmedik mi? Hazret-i Davut’un memleketindeki Hazret-i Ömer Camii pek mübarek saydığımız bir ibadethanedir. Etrafı Müslümanlarla çevrili olan bu şehri neden Hıristiyanlara terk edelim? Mukaddes toprakların sahibi olmak hakkı her zaman bizim olmuştur ve böyle kalacaktır.”

(Resim 9: 1901 yılına ait Sultan Abdülhamid ve Theodor Herzl’in bulunduğu ‘Sultanın kalbi Tanrının elinde’ yazılı Yahudi yeni yıl kartı.)

 

YAHUDİLERİN KUDÜS’E GİRMELERİ YASAK

Sultan Abdülhamid, Yahudilerin Filistin’e girmesini 1882’den itibaren yasakladı. İktidarı boyunca Siyonistlere göz açtırmadı. İşte bu noktada Siyonistler öncelikle Sultan Abdülhamid’i devirmeyi, sonra da Osmanlı’yı yıkmayı planlamaya koyuldular.

(Belge 10: Siyonist Yahudilerin Filistin’e göç etmesini yasaklayan 13 Ekim 1901 tarihli karar.)

(Belge 11: Yahudilerin Filistin’e girmelerinin men edildiğini içeren bir vesika.)

(Belge 12: Yahudilerin Filistin’de Osmanlı tebaası sıfatıyla toprak alıp Siyonistlere sattıkları ve buna mani olunmasına dair vesika.

 

KUDÜS’Ü ALMAK İÇİN OSMANLI’YI YIKTILAR

Siyonistler I. Dünya Savaşı’nda Kudüs ve Filistin’i Osmanlı’dan almak için İngilizlerle işbirliğine giriştiler. Sina-Filistin Cephesinde Siyonist lider Weizman’ın emriyle Vlademir Jabodinsky’nin organizatörlüğünde, ‘Kral Askerleri’ ismiyle 5000 kişilik 4 alay tesis ettiler. İngiliz General Allenby’nin 9 Aralık 1917’de Kudüs’ü işgal etmesinde aktif görev üstlendiler. 

(Belge 13: Allenby’nin Kudüs’te Sıkıyönetim ilanı Aralık 1917.)

İngilizler savaş sonrasında Filistin’de manda idaresi kurdular. Osmanlı’nın bıraktığı boşluğu sonuna kadar değerlendiren Siyonistler, İngilizlerin desteğiyle Filistin’de bir Yahudi Devleti kurabilmek için kolları sıvadılar. Ne kadar fazla Filistinli katledilirse kâr düşüncesiyle hareket ederek şu parolayı benimsediler: “Vatansız bir halk için halksız bir vatan!” 

(Resim 14: General Allenby komutasındaki İngiliz birlikleri Yafa kapısından Kudüs’e girerken.)

(Resim 15: Kudüs ve Mescid-i Aksa’da bir zamanlar Osmanlı Askerleri dolaşırdı.)

1947-1948 arasında 500’den fazla kent, kasaba ve köye kanlı baskınlar tertipleyip haritadan sildiler. 950 bin olan Filistinli sayısını 138 bine düşürdüler. Arap-İsrail Savaşı’na kadar yurtlarından sürülen Filistinli sayısı 5 milyona ulaştı. 

Filistin’i Müslüman’dan arındırma çabası birbirinden kanlı katliamlarla devam etti: Kral Davut Katliamı, Deir Yasin Katliamı, Saf Saf Köyü Katliamı, Kibya Köyü Katliamı ve Sabra-Şatila Katliamı...

Filistin, barbarlıkta sınır tanımayan Siyonistler eliyle kan gölleriyle doldu. Koca bir kabristana döndü. Hıristiyanlar ve Yahudiler bahis konusu olunca kıyametler kopartan sözde çağdaş Batı/ABD ne yaptı? Her defasında sağır sultan kesilmeyi daha da fazla alışkanlık haline getirdi. 

İslam Dünyası’nın göbeğindeki bu terör ve zulüm odağının temizlenmemesi, medenî dünyanın ve bu arada bütün Müslümanların sırtında ağır bir vebaldir. 

 

KUDÜS ESARETTEN KURTARILMAYI BEKLİYOR

Son tahlilde Kudüs’ün, üç dinin aynı ölçüde kutsal merkezi olduğu gerçeği ve statüsü korunmalıdır. Kudüs, İsrail’in başkenti olmaktan çıkarılmalıdır. Filistin, ırkçı Siyonizm’in terör ve zulmünden kurtarılmalıdır.

Bütün bunlar sadece Filistin’in ve Ortadoğu’nun değil, dünyanın barış ve istikrarının temel şartlarındandır. Dünyanın kıyametlerinden birinin de Kudüs ve çevresinde saklı olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.

 

Dipnot: Geniş bilgi için bkz. İsmail Çolak, Son İmparator: Abdülhamid Han’ın Gizemli Dünyası, 9. Baskı, Nesil Yayınları, İstanbul, 2017, s. 133-144, 198-204; Bitmeyen Hesaplaşma, 4. Baskı, Nesil Yayınları, İstanbul, 2014, s. 111, 217-291.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Dünyada Hayvan Haklarını İlk Defa Osmanlı Düzenledi

İslamiyet’ten aldığı dersler sayesinde, Osmanlı’nın sevgi ve şefkati yalnızca insanları değil, cümle hayvanatı da kuşatmıştı.

Devamı »

Osmanlı'nın Şefkat Seferleri II

Geçen sayıda Osmanlı’nın, dünyanın dört bir tarafında yaşayan mazlum ve mağdur milletlere yardım etmek gayesiyle gerçekleştirdiği, sevgi ve şefkat yüklü insanlık seferlerinden örnekler vermiştik. Bu sayımızda da gönülleri fetheden ve unutulması imkânsız bu gönül seferlerinden birkaç tanesini hatırlayıp, ecdadımızı rahmetlerle yâd edelim.

Devamı »

Osmanlı'nın Şefkat Seferleri

Osmanlı, kanatları altındaki milletler-dinler topluluğunu yüzyıllarca sevgi ve hoşgörüyle yönetti. Dünyanın dört bir tarafındaki elini uzatabildiği milletleri de bundan nasipsiz bırakmadı.

Devamı »

Feth-i Mübin Sadece Bir Fetih mi?

Hz. Peygamberin (sav) övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmed, fetihleri, projeleri ve icraatları ile tarihin akışını ve geleceği tayin etti. Yahya Kemal’in deyişiyle İstanbul’da sadece mekânı değil, zamanı da fethetti. İstanbul’un Fethi, yalnızca bir savaşın kazanılması, bir şehrin ele geçirilmesi değildir. Etkileri bugün de süren, insanlık ve medeniyet tarihinde köklü değişikliklere yol açan muazzam bir hadisedir.

Devamı »