48 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Hayat ve Haneler

Şubat 2018, 494 1046 Görüntülenme Eklenme Tarih: 18 Şubat 2018 00:48 Ayten Yadigâr

Hayat koşuşturması içinde genelde bir yorgunluk ve bezginlik var insanlarda… Maddi sıkıntılar, yetiştirilecek işler… Dünyanın bitmek bilmeyen işleri peşinde hız kesmeden koşan bedenler; ona yetişemeyen ve geride kalan ruhlar, itminan bulmayan kalpler, manevi tatminsizlik… Dış dünyaya yorgunluk, bezginlik olarak yansıyan sorun da bundan kaynaklanıyor aslında.

Şeker Portakalı’nda çocuk kahraman Zeze, “Orası her gün insanları yutan, akşam olunca da çok yorulmuş insanlar kusan bir canavardı” benzetmesini yapıyordu annesinin çalıştığı fabrika ile ilgili olarak. Bugün özellikle büyük şehirlerde yaşanan yoğun ve stresli hayat bu benzetmeyi haklı çıkarıyor adeta. Yoğun iş temposu, güven ve samimiyete dayanmayan ilişkilerin yol açtığı yalnızlık duygusu, insanın ömründen ömür çalan trafik derken insanın bir nefeslenip rahata ereceği, kendine gelip bir sonraki gün için enerji ve moral toplayacağı yer olarak ailece yaşanılan evlerin önemi bir kat daha artmakta.

Hal böyleyken toplumda gittikçe yaygınlaşan ev tasavvuru acaba evin bu işlevi/değeri dikkate alınarak mı şekilleniyor yoksa pek çok alanda olduğu gibi evler de sadece maddi açıdan kendisine anlam yüklenen ve bu yüzden bizim için ferahlık vesilesi değil de yük haline gelen unsurlar mı oldular çoktan beridir?

Salonlar o kadar büyük ki, günün sıkıntıları yanında küçücük kalıyor” diyordu bir ev reklamı spotu. İnsanoğlu sıkıntıdan kaçmak ister ya. Olumsuzluklar olmasın hayatında. Hep rahat etsin. Kolaylaşsın her şey… Ev satın alırken de yıllar sürecek borçlanmaları göze almayı kolaylaştıran bir husus olmalı bu. Yani evin “günün sıkıntılarının küçücük kalacağı büyük salonlara” sahip olması. Oysa uzun dönem borçlanmanın bizatihi kendisi başlı başına bir stres ve sıkıntı kaynağı değil midir? Mekân büyüdükçe günlük sıkıntılar gözümüzde küçülür mü gerçekten? Görünürde ihtişamlı, renkli hayatların yaşandığı düşünülen imrenilesi evler hep mutlu, huzurlu, aradığını bulmuş aile bireylerini mi barındırmaktadır? Öyle olmadığını biliyoruz.

Aile hayatının sığınağı olan mekânlardır evler. Kimileri için cennet bahçelerinden bir bahçe, kimileri içinse cehennem çukurlarından bir çukur. Sevginin, saygının, sadakatin, iletişim ve paylaşımın yaşandığı haneler bir tarafta, bunların olmadığı veya mumla arandığı haneler diğer tarafta… Ne kadar farklı iki fotoğraf çıkıyor karşımıza değil mi? Peki evin genişliği, maddi değeri, oda sayısı, salonların büyüklüğü gibi unsurlar bunun neresinde?.. Bilmem kaç metre kare lüks evlerde yaşayıp, aile fertlerinin hayatı birbirine zindan ettiği evlerin bir kıymet-i harbiyesi var mıdır?

“Allah’ı tanıyan ve itaat eden, zindanda da olsa bahtiyardır… Onu unutan, sarayda da olsa, zindandadır, bedbahttır.” sözü ne kadar da manidar bu bağlamda. Mekânı değil yüreği öncelemektir bu. Mekâna anlam katan yürektir çünkü. Nerede nasıl olduğunuz değil, içinde bulunduğunuz hali nasıl okuduğunuz önemli… Yüreği önceleyen, manevi dünyanın zenginliğiyle hayatı okumak… Vahyin ilk emri olan Yaratan Rabbin adıyla okumak bir başka deyişle…

Hayat dediğin bir imtihansa, dünyada türlü sıkıntılarla karşılaşacağız demektir. Bu sıkıntıları göğüsleyebilmek için imanı kuşanmalı, yüreği geniş tutmalı, gönül dünyasını büyütmeli insan… Nitekim “Biz iman nasip ettiğimiz kişinin göğsünü genişletiriz” buyrulmuyor mu Kur’an’da? 

Modern hayatın dayattığı sıkıntıların gözümüzde küçülmesi, odaların değil yüreklerin büyümesinden ve aydınlanmasından geçiyor vesselam. 

Ne mutlu imanla nasiplenmiş, asıl olanın bilincine varmış ve dünya sıkıntıları gözlerinde küçülmüş geniş yürekli barış insanlarına.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Unuttuklarımız ve Hayata Yansımaları

Huzurda olduğumuzu unuttuğumuz içindir, bunca huzursuzluğumuz...

Devamı »

Kış Düşünceleri

Televizyon günümüzde sadece vakit geçirmeye yarayan bir araç haline gelmişse de farklı dünyaları ayağımıza getirmesi açısından hala önemli bir işleve sahip.

Devamı »

Mus'ab'ın (ra) İzini Sürmek

Bir kutlu neslin yaşadıklarına tanıklık etti yeryüzü. Onlar bir şefkat peygamberinin eline tutunarak cahilliye karanlıklarından nura çıkarıldılar. Kolay bir çıkış süreci değildi söz konusu olan. Çünkü Allah Rasulü’nün (sav) tebliğine uyup “Biz Müslüman olduk” dedikten sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorlardı.

Devamı »

Aile: Rakamlardan Fazlası... Bu Dünyadan Ötesi...

Bir zamanlar beyaz gelinliğinin kefeni olduğu hatırlatılarak baba ocağından yeni yuvasına uğurlanırdı gelinlerimiz. Bir hayatı paylaşmak üzere yola çıkılırken ölüm ve ötesine uzanan bir ufuk sahibi olmanın geleneğimize yansıyan yüzüydü belki de bu seremoni. Şimdilerde ise her şeyin gündelik hesap sığlığına çekildiği ve aile kurmak gibi uzun soluklu bir koşunun bile kısa sürede sonlandırılmasının tercih edildiği zamanlardayız.

Devamı »