30 Yazı Zafer Dergisi

Yazar Profili »

Kur’ân, Kadının Miras Payını Eksik mi Vermiştir?

Aralık 1992, 192 54 Görüntülenme Eklenme Tarih: 18 Nisan 2018 12:25 Zafer Dergisi

İslâm Hukukunda kadının miras hakkının erkeğe göre daha az ve hatta ikili birli yâni erkeğe iki ve kadına bir pay olarak tespit edildiği ve böylece zayıf fıtratı olan kadına zulüm yapıldığı, asrımızda, bilen bilmeyen herkes tarafından ileri sürülen bir iddiadır. Meseleyi bilmeyen ehl-i imana izah etmek ve bilip de ısrarla İslâm'ın aleyhine konuşmak için bu mevzuyu malzeme yapan belli kesimleri de susturmak için, konuyu kısaca aydınlatmak ve meseleyi bilinmeyen yönleriyle gözler önüne seriyoruz.

Evvelâ şunu arzetmek istiyoruz ki, bir makinenin en iyi çalıştırma programı ve esasları, herhalde ustası tarafından hazırlanan kataloğunda yazılıdır. Katalog dışında makinenin çalışma esaslarıyla ilgili söylenen sözler ve ileri sürülen görüşler, sadece ve sadece makinenin bozulmasına veya patırtı gürültü yaparak kendinden isteneni vermemesine yol açacaktır. Basit bir çamaşır makinesinde durum böyle olduğu gibi, en ileri teknolojiye sahip bir bilgisayarda da durum böyledir. İşte insan, kudret i ilâhiyyenin antika bir san’atı ve rabbani bir makinesidir. Bu kâinat içinde en kıymetli makine olan insanın patırtısız ve gürültüsüz çalışabilmesi için. Sâni'i Zül-Celâli olan Allah tarafından Kur’ân denilen bir katalog gönderilmiştir İnsan makinesi, bu kataloğa göre çalıştırıldıkça, huzur ve saadete erişecektir; bu katalog içindeki kâidelere aykırı bir şekilde muâmele yapıldıkça, huzursuzluklar, ihtilâller ve anarşi devam edip gidecektir.

İşte miras paylarının tespiti de Kur’ân denilen insan ve kâinât kataloğunda yazılı esaslara göre İslâm Hukuku tarafından yapılmıştır. Hikmetini bilmesek de ve sebebini anlamasak da, konulan kâidelerin insan lehine olduğunu, zaman denilen büyük müfessir şerh edip gözlerimizin önüne sermektedir. Bu sebepledir ki, Kur’ân kataloğu, vefât eden müteveffânın mirasını taksime yönelik kâideleri vaz' ettikten sonra, insanların her zaman bu kaidelerin hikmetlerini anlayamayacaklarını çok iyi bildiği için bakınız miras âyetini nasıl hikmetli cümlelerle bitirmektedir:

“…(bu mirasçı olanlar)babalarınız ve oğullarınız; bunların hangisi menfaatçe size daha yakındır bunu bilemezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından bir makinenin kesin çalıştırma esasları gibi fariza yâni mutlaka takip edilmesi gereken esaslar olarak takdir ve tavsiye olunmuştur. Şüphe yok ki, bu miras paylarını (farizaları) takdir eden Allah, hem herşeyi bilen Alimdir ve hem de her hükmünü mutlaka bir hikmete mebni takdir eden Hakimdir.”1

İşte Kur’ân denilen insan ve kâinât kataloğunun isabetli olduğunu gösteren bir meseleyi ve özellikle de âyetin dikkat çektiği meseleyi beraber mütâlaa edelim.

 

KUR’ÂN, KADININ MİRAS PAYINI EKSİK Mİ VERMİŞTİR?

Önce bu sualin yanlışlığını ve dolayısıyla buna binâ edilen bazı yanlışlıkları sizlere açıklamak istiyoruz. Bu iddiayı ileri sürenler, kadın denilince akla ne geldiğini, herhalde bilmemektedirler. Zira Kuran, sadece murisin evlâtları arasında kız ve erkek beraber bulunması halinde, erkeğe iki pay ve kıza bir pay vermektedir. Halbuki, kadın demek, sadece murisin evlâtları değildir. Murisin annesi de kadındır; karısı da kadındır; ana baba bir veya baba bir yahut ana bir kız- kardeşleri de kadındır; ninesi de kadındır. Halbuki Kur’ân’ın dışındaki birçok hukuk sistemleri ve meselâ Türk Medeni Kanunu, bahsettiğimiz kadınlara, Kur’ân mirastan pay verirken, onlar tamamen mirastan mahrum bırakmaktadır. Neden sadece Kur’ân’ın evlâtlar arasındaki taksim tarzı gündeme getiriliyor da, meselâ Türk Medeni Kanununun diğer kadınları meselâ anneyi mirastan mahrum bıraktığı haller hesaba katılmıyor? Her meselede olduğu gibi, bu mevzuda da yine çifte stantart uygulanıyor.

Kuran, çocukları bulunsa da anneye mirastan mutlaka südüs yâni altıda bir pay ayırmaktadır.

O halde evvelâ kadın nedir ve bunların hem İslâm Hukukundaki ve hem de Türk Medeni Hukukundaki miras durumları nasıldır? Bu suallerin cevabını verip, sonra da ikili birli taksimi açıklayalım.

MİRAS BIRAKANIN KADIN MİRASÇILARI VE  MUKAYESELİ OLARAK PAY DURUMLARI

Vefât eden geride miras bırakan murisin mirasçıları arasında şu kadın mirasçılar bulunabilir:

I- ANNENİN MİRASÇILIĞI

Türk Medeni Kanunu ve bunun esasını teşkil eden diğer hukuk sistemleri, bir asra yakındır. murisin evlâtları bulunması halinde, bırakınız anneyi mirasçı sayıp eksik de olsa bir pay vermeyi, anneyi ve hatta babayı adamdan dahi saymamış ve mirastan mahrum bırakmıştır. Ancak murisin fü- rû’u yâni çocukları ve onların çocukları... çocuklarının çocukları bulunmaması halinde, anne ve babaya miras intikâl edebilmektedir. Bu yüzdendir ki, bugün huzurevlerine düşen veya buralara da gelemeyip sokaklarda kalan yaşlıların çoğu, Medeni Kanunun bu hükmünün zulmüne maruz kalmışlardır. Gidin huzurevlerine sorun. Çocuğu sağ iken bütün malvarlığını kendi yavrusuna tapulayıp da, sonradan bir kaza ve hastalık sonucu çocuğunun vefât etmesi ve bu kanun hükmü gereği ana ve babanın mirastan mahrum kalması sebebiyle perişan olan ana babaların hallerini görün. Şimdi sormak hakkımız değil mi? Acaba ana kadın sayılmıyor mu? Eğer sayılıyor ise, neden beşerî sistemlerin anayı yâni bir kadını tamamen mirastan mahrum bırakması değil de, sadece Kur’ân’ın evlâtlar arasındaki ikili birli taksimi itirazlara hedef oluyor?2

Kur’ân, çocukları bulunsa da anneye mirastan mutlaka südüs yâni altıda bir pay ayırmaktadır. Avrupa hukuk sistemleri son zamanlarda bu adâletsizliği anladıklarından dolayı, anneye ve babaya, evlâtların varlığı halinde dahi, tıpkı Kur’ân gibi, altıda bir pay vermeye başlamışlardır. Yeni hazırlanan ve bir türlü kanunlaşamayan Türk Medeni Kanunu Tasarısında da bu hüküm, dinimizin esası olan Kur’ân’da bulunduğundan dolayı değil, Avrupalılar kabul etmeye başladıklarından dolayı kabul edilmiştir.

 

Kadın denince sadece mûrisin evlâtları akla gelmemelidir. Anne, nine, kız kardeşler ve benzerleri de kadın ise ve bunları da hesaba katacak olursak. Türk Medeni Kanunu bunları mirastan tamamen mahrum ederken. Kur'ân bunlara merhameten pay vermektedir.

İşte beşerî hukuk sistemleri, biraz sonra izah edeceğimiz gibi, “nasıl kız hakkında, hakkından fazla verdiğinden böyle bir haksızlığa sebep oluyor, öyle de, vâlide hakkında hakkını kesmekle daha dehşetli haksızlık ediyor. Evet Rahmet-i Rabbâniyyenin en hürmetli, en halâvetli, en lâtif ve en şirin bir cilvesi olan validelerin şefkati, hakâık-ı kâinat içinde en muhterem ve en mükerrem bir hakikattir. Ve vâlide, en kerîm, en rahîm, öyle fedâkâr bir dosttur ki, o şefkat sebebiyle bir vâlide, bütün dünyasını, hayatını ve rahatını, çocuğu için fedâ eder. Hatta vâlideliğin en basit ve ednâ derecesinde olan korkak tavuk, o şefkatin küçücük bir parıltısıyla yavrusunu müdâfa’a için ite atılır ve arslana saldırır..

İşte böyle muhterem ve muazzez bir hakikati taşıyan bir vâlideyi, evlâdının malından mahrum etmek, o muhterem hakikata karşı ne kadar dehşetli bir haksızlık, ne derece vahşetli bir hürmetsizlik, ne mertebe cinâyetli bir hakâret, arş-ı rahmeti titreten bir küfrân-ı ni’met ve insanoğlunun sosyal hayatının gâyet parlak ve faydalı bir tiryâkına zehir katmak olduğunu, insaniyet-perverlik iddia eden insan canavarları anlamazlarsa da, elbette hakiki insanlar anlar ve Kur’ân’ın hükmünün mahzâ hak ve adâlet olduğunu bilirler.”3

II- NİNENİN MİRASÇILIĞI

Annenin olmaması halinde ninenin durumu da yukarıda izah edildiği gibidir. Günümüz Medeni Kanunu, ancak evlâtların ve buba ile ananın olmaması hallerinde nineye pay verirken, Kur’ân, evlâtlar bulunsa da, baba ile annenin olmamaları halinde bunları da mirastan mahdum bırakmamaktadır. Yine soruyoruz: Acaba nine kadın değil midir? Neden bu mesele gündeme getirilmemektedir?

III- KIZ KARDEŞLER

Kur’ân, erkek fürûun veya erkek usûlün bulunması hali dışında, mahfuz hisse diyebileceğimiz belli hisselerle kız kardeşlere mirastan pay vermektedir. Halbuki Türk Medeni Kanunu, kız veya erkek füru’ yâni mûrisin erkek çocuklarının bulunması halinde, kız kardeşleri tamamen mirastan mahrum bırakmaktadır. Meselâ, iki kız evlât ve iki tane de kız kardeş bırakarak vefât eden bir şahsın terekesi Kur’ân’a göre şöyle paylaşılır: İki kız çocuk terekenin 2/3’ünü alırlar, geriye kalan 1/3’ü ise aralarında eşit paylaşmak üzere kız kardeşlere kalır. Halbuki Türk Medeni Kanununa göre ise, terekenin tamamı kız evlatlara bırakılırken. kız kardeşler, mirastan mahrum kalmaktadır.

Buraya kadar yapılan tahlillerden anlaşılmaktadır ki, kadın denince sadece mûrisin evlâtları akla gelmemelidir. Anne, nine, kız kardeşler ve benzerleri de kadın ise ve bun- lan da hesaba katacak olursak, Türk Medeni Kanunu bunları mirastan tamamen mahrum ederken, Kur’ân bunlara merhameten pay vermektedir. O halde kadının miras payı eksik demek, meseleyi bilmemek demektir. Ayrıca kadına bir ve erkeğe iki pay şeklindeki taksim, yukarıdaki izahlardan anlaşılacağı üzere, sadece ve sadece kız ve erkek evlâtlar arasında mevzubahistir. Bütün kadınların miras paylarında gözetilen umumî bir kaida değildir.

Kur'ân'ın hükümleri ve kanunları. o kadar sabit ve râsihdir ki asırlar geçtikçe daha ziyâde kuvvetini gösteriyor.

 

Erkek ve kız evlâtlar arasında bu kaidenin uygulanmasının ise sayısız hikmetleri vardır. Şimdi kısaca bu hikmetleri görelim:

IV- KIZ EVLÂTLARIN MİRAS PAYLARI

İnsan denilen İlâhî makinenin kataloğu olan Kur’ân, Medeni Kanunun tamamen mirastan mahrum ettiği anne ve kızkardeşler gibi kadınlara belli nisbetlerde miras payları verirken, mûrisin çocukları arasında ikili birli taksimi emretmesi, anlamasak da, elbetteki birçok hikmetlere mebnî... Ancak bu hikmetlerden bazılarını bizler de anlayabilmekteyiz.

Beşerin hükümleri ve kanunları beşer gibi ihtiyar oluyor: değişiyor, tebdîl ediliyor.

Meselenin bütün yönlerini bilmeden ve sadece Bektaşi misillû bir meselenin sadece kulağa hoş gelmeyen bir yönünü nazara vererek. insanın Allah tarafından hazırlanan kataloğu demek olan Kur' ân daki esasları tenkit etmek, hakka ve hakikata muhaliftir.

 “Muhâkemesiz medeniyet, Kur’ân, kadına yâni sadece erkek kardeşiyle beraber bulunan kız evlâtlara veya erkek kardeşiyle beraber asabe olan kız kardeşlere, üçte bir miras payı verdiği için, âyeti tenkid etmektedir. Halbuki; cemiyet hayatında ekseri hukukî hükümler, ekseriyete göre tespit ve tayin olunur. Ekseriyet itibariyle de, bir kadın, kendini himâye edecek ve nafakasını temin edecek bir erkekle evlenir. Erkek ise, ona yük olacak ve nafakasını ona bırakacak birisiyle teşrîk-i mesâî etmeye mecbur olur. İşte bu durumda bir kadın, babasından erkeğe göre yarım pay alsa, kocası tam pay aldığı için eksiğini tamamlar. Erkek ise, babasından iki pay alsa da, bir parçasını evlendiği kadının nafakasına harcar; böylece yarım pay alan kız kardeşine eşit hale gelir. İşte Kur’ân’ın adaleti böyle iktizâ eder ve böyle hükmetmiştir.”4

Gerçekten İslâm Hukukunda karı ile koca arasında mal ayrılığı rejimi vardır. Yâni erkek kendi malvarlığı üzerinde ve kadın da kendi malvarlığı üzerinde tasarruf haklarına sahiptirler. Kadın tasarruf hakkı bulunan maldan, ailenin müşterek giderlerine katılmak mecburiyetinde değildir. Erkek ise, kadının ve çocukların nafakalarını temin etmekle şer’an mükelleftir.

Netice olarak, meseleyi bir bütün olarak ele almadan peşin hükümler vermek İlmî olamaz. Eğer siz sadece gözü esas alarak bir ceylan yavrusunu, sırf gözünün güzelliğinden dolayı kendi yavrunuza tercih ederseniz, büyük hata işlemiş olursunuz. Zira bütünüyle mukâyese olunduğunda, en çirkin bir insan yavrusu, en güzel ceylandan daha güzeldir. İşte hukuk sistemleri de böyledir. Meselenin bütün yönlerini bilmeden ve sadece Bektaşi misillû, bir meselenin sadece kulağa hoş gelmeyen bir yönünü nazara vererek, insanın Allah tarafından hazırlanan kataloğu demek olan Kur’ân’daki esasları tenkit etmek, hakka ve hakikata muhâlifdir.

Kısaca beşerin hükümleri ve kanunları, beşer gibi ihtiyâr oluyor: değişiyor, tebdîl ediliyor. Fakat Kur’ân’ın hükümleri ve kanunları, o kadar sâbit ve râsihdir ki, asırlar geçtikçe daha ziyâde kuvvetini gösteriyor. İşte deryâdan bir damla ve işte kısa bir işâret! Gerçekten ârif olana da bir işâret yetiyor.

1. Kur’ân, Nisa Sûresi, Âyet, 11; Elmalı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, sh. 1308-1309.

2. TMK. md. 439-442

3. Bediüzzaman, Mektûbât, 11. Mektûb. sh. 41den.

4. Bediüzzaman, Sözler, 25. Söz, sh. 409-410'dan faydalanarak


Aralık 1992, 192 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Hazır Cevaplar

Hazır Cevaplar

Devamı »

Düşünceler

Düşünceler, Seçme Sözler

Devamı »

Hakikati Bulmakta Akıl Yeterli mi? Akıl İnsanın Neresinde?

Felsefe, “insan aklının hakikati bulma gayreti” olarak bilinir. Peki, insan aklının hakikatin ölçüsü olduğunu nereden biliyoruz?

Devamı »

Şeytan Üçgeninin Sırrı

Bölgedeki uçak ve gemileri esrarengiz bir şekilde yutan Bermuda Şeytan Üçgeni’nin ismini hepimiz duymuşuzdur.

Devamı »