119 Yazı Prof. Dr. Alaaddin Başar

Yazar Profili »

Şiddet-i Zuhurdan Gizlenme

Ekim 2018, 502 850 Görüntülenme Eklenme Tarih: 01 Ekim 2018 23:58 Prof. Dr. Alaaddin Başar

 

“Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş olan Kadir-i Zülcelâl...” (Bediüzzaman, Münacat Risalesi)

 

Allah’ın bir ismi Nur ve bütün isimleri ve sıfatları nuranî olduğu için bu âlemde Allah’ın zâtını da görmek mümkün olmaz, nuranî varlıklar olan melekleri de...

Bu dünyada ancak imanın nuruyla ve Kur’ân’ın bildirmesiyle Allah’ın varlığı, sıfatları, isimleri, fiilleri ve şuûnatı bilinir.

Onun mukaddes zâtı bu âlemde görünmemekle birlikte sıfatlarının ve isimlerinin tecellileri her tarafı kaplamıştır.

Allah’ın bir ismi Muhit’tir. Onun sonsuz ve mutlak sıfatları şu sınırlı varlık âlemini bütünüyle kuşatmıştır.

“Mülk umumen Onundur.” (Mektubat)

Her şeyde ve her yerde iş gören Onun kudretidir. Her şeyi dileyen Onun iradesi, her şeyi ihsan eden Onun merhametidir. Bu sıfatların ve isimlerin tecellileri her tarafı kapladığından Allah’ın varlığı mahlûkâtın varlığından daha açıktır. Ancak bu şiddet-i zuhura rağmen, zâtının bu dünyada görünmemesi müminleri Cennetteki rüyet iştiyakına sevk etmektedir.

“Bir harf kâtipsiz olmaz.” kaidesince bu kâinat kitabındaki bütün kudret kelimeleri Allah’ın varlığını ilân ederler.

İstanbul’a gelen bir misâfir Süleymaniye Camii’ni hayretle seyrederken hep Sinan’ı hatırlar, Şehzadebaşı Camii’nde de, Mimar Sinan Köprüsü’nde de yine Sinan’ı hatırlar. Başka yapıları ve eserleri seyrettiğinde o büyük mimar aklına gelmez.

Bir an için İstanbul’un bütün binalarını, yollarını, evlerini, camilerini, köprülerini Sinan’ın yaptığını hayal edelim. Bu şehirde doğup büyüyen bir insan, her şeyin ve her eserin Sinan’dan haber vermesine rağmen, onu hiç aklına getirmeden yaşıyorsa, burada Sinan’ın şiddet-i zuhurundan gizlenmesi söz konusu demektir.

Şiddet-i zuhurdan gizlenmenin bazı örneklerine günlük hayatımızda da şahit oluruz.

Mesela, her yemekten sonra yemek duası yapar ve Allah’a hamd ederiz. Ama, hava nimeti için hamd etmek hiç hatırımıza gelmez. Yemek nimetine günde bir-iki defa muhatap olduğumuzdan şükretmeyi hatırlarız, ancak hiçbir anımız havasız geçmediğinden bu büyük nimet nazarımızdan saklanabilir.

Keza, uçaktan yahut otobüsten indiğimizde yolculuğumuzun salimen geçtiğine şükrederiz. Ancak, dünya üzerinde devamlı seyahat ettiğimiz için, bu çok büyük ve tehlikeli yolculuk için şükür aklımıza gelmez.

Bu iki örnekte de şiddet-i zuhurdan gizlenmenin birer küçük örneği vardır.

Yüksek frekanslı seslerin işitilmemesi de şiddet-i zuhurdandır.

Bir derste, dinlediğim çok güzel bir örnek:

Güneşi hayalen büyütüp bütün semâyı kaplattığımızda artık güneşi göremez oluruz ve güneş şiddet-i zuhurundan gizlenir.

Son olarak bir konuya da değinelim:

Âhirette müminler rüyete mazhar olacaklardır. Âhirette Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları en ileri derecede zuhur edecektir. Bu şiddet-i zuhura rağmen o âlemde rüyet mümkün olacağına göre, bu dünyada şiddet-i zuhurdan gizlenme, bir yönüyle de insan gözünün, bu dünyada sadece maddî eşyayı görebilmesiyle ilgilidir. Melekleri bu âlemde göremiyoruz, ama vefat eder etmez sorgu meleklerini göreceğiz.

Peygamber Efendimizin (asm) Miraç mucizesiyle rüyete mazhar olması konusunda Nur Külliyatı’nda çok önemli bir noktaya işaret edilir: “Miraç yoluyla beka âlemine girdi.” (Mesnevî-i Nuriye)

Buna göre rüyet hadisesi bu dünyada değil, beka âleminde gerçekleşmiş oluyor.

Beka âleminde müminler de bu büyük nimete ve şerefe mazhar olacaklardır.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ahlâk-ı İlâhiye / Allah'ın Razı Olduğu Ahlâk

Ahlâk-ı İlâhiye, “Allah’ın razı olduğu ahlâk” yani “Kur’ân ahlâkı” demektir. Bütün sıfatlarını, kabiliyetlerini ve duygularını Allah’ın razı olduğu şekilde kullanan insan, ahlâk-ı İlâhiye sahibi olur. Bunun ana maddeleri “iman, salih amel, takva ve güzel ahlak”tır. Bunlara sahip olan bir kul, bu dünyada bir nevi cennet hayatı yaşadığı gibi, ahirette de ebedî sadete mazhar olur.

Devamı »

Kalp Aynanız Nasıl? / Nefisle Boyanmak

İnsanların Allah’ı tanımada en yakın delilleri, içinde yaşadıkları kâinattır. Kâinat kitabını okumada ve doğru değerlendirmede ise en büyük ve yegâne rehber Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bediüzzaman hazretleri bu İlâhî Ferman için “şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi” ifadesini kullanır.

Devamı »

İnsan, Hayatının Sahibi mi? / Nefsin Yanlış Kıyası

Biz “Benim kolum” sözünü, “Bu kolu kullanmaya benim ruhum yetkili kılınmış” manasında söyleriz. Hiç kimse, kendi kolunu kendisinin yaptığını iddia etmez. Aksi halde, her şeyi bu ters mantıkla değerlendirmesi gerekecek ve “ağacın dalı” derken dalı ağacın yaptığına inanması icap edecektir.

Devamı »

Şerlerin ve Çirkinliklerin Kaynağı Nedir? / Şerlerin Esası

Mesela: Bir aynayı şuurlu kabul edelim. Işığa kavuşmaya hayır, karanlıkta kalmaya şer diyelim. Bu ayna, iradesini doğru kullanarak güneşe yüzünü döndüğünde aydınlanır ve ısınır, ama bunların meydana gelmesinde onun hissesi çok azdır. Yaptığı tek şey “vereni kabul etmek” mânâsında güneşin ışığını almayı kabul etmektir. Bu ayna güneşe sırtını çevirdiğinde ise karanlıkta kalır, ışıktan mahrum kalma bir ademdir ve o ayna bu ademin, bu şerrin faili olur. İnsanın işlediği bütün hayırlar da kalbini ve

Devamı »