139 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Kader Şişesi

Mart 2015, 459 692 Görüntülenme Eklenme Tarih: 05 Ekim 2018 15:58 Selim Gündüzalp

 

Gecenin bir vakti elindeki boş şişeyi, herkesin geçtiği sokağın bir köşesine doğru fırlatıp attı. 

Hem de hiç umursamaz bir edayla…

Taşlara çarpan şişe, paramparça oldu.

Bir an “böyle yapmamalıydım” diye düşündü ama içinden aykırı bir ses yükseldi:

“Ne olmuş yani elindeki şişeyi atan, bir tek sen misin bu sokakta?”

Bu sese uydu, yürüdü gitti..

O şişenin kırık parçalarından bir tanesi, sabah erkenden okuluna giden bir kız çocuğunun ayağına battı. Çocuk, ağlaya sızlaya, kan revan içinde evine döndü. 

Annesi, kızını acilen bir hastaneye yetiştirdi.

“Çok önemli bir şey değil” demişti sağlık görevlisi ama işler ters gitti...

Kızın ayağı enfeksiyon kaptı, tedavisi de uzadıkça uzadı. 

O dönem okuluna gidemedi. Aldığı raporla durumu idare ettiler.

Bir süre sonra kız iyileşti ama ayağı topal kaldı. Tahsili de yarım kalmıştı... 

Ve kız büyüdü. Evlenecek çağa geldi. Temiz bir delikanlı ile hayatını birleştirdi.

Çocuğun babası, oğluna her defasında laf sokuşturuyordu:

“Evladım; gençsin, güzelsin. Sen kendine uygun birini bulduğundan emin misin? Çevrene bir bak neler var. Bula bula bir ayağı topal bu kızı mı buldun!..” diye habire söylenip durdu.

Genç adam:

“Bu iş, nasip kısmet işi babacığım. Sen de bilirsin. Hem biz, birbirimizi sahiden sevdik. Özü temiz, yüzü temiz birini buldum ya, gerisi çok önemli değil,” dedi.

Adam çocuğuna fazla bir şey diyemese de, bu durumu hiçbir vakit içine sindiremedi.

Oysa her şeyin olduğu gibi, bu olayın da bir arka planı vardı.

Bir zamanlar, bir gece vakti elindeki boş şişeyi umursamadan yol kenarına fırlatıp atan adam, çocuğun babasından başkası değildi…

...

Çocuklarımızın ayaklarına batacak dikenler:

Ya ektiklerimizdir, ya sökmediklerimiz.

- M. Selahaddin Şimşek

 

 


Mart 2015, 459 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Haydi Bakalım

Neyi dinlesen, kendine özel bir dille konuşur. Her şey ses verir anlayana, geçip gitmeyene… Yıldızı dinlesen, dereyi dinlesen; ağacı dinlesen, kuşu dinlesen… “Nerede beni dinleyen, nerede sesimi duyan?” der adeta. Ve bin bir gecenin içinden bir ses gelir: “Ben seni dinliyorum.” der. Ve açılır sırlar, hikmetler… Dinleyen anlar!.. Düşünün bir yayla başındasınız, bir gece vakti bir ağacın tepesindesiniz, herkesten uzak, her şeye yakınsınız… Yalnızlık! Dışı yalnızlaştıkça, içi kalabalıklaşıyor

Devamı »

Rabbimizin Nimetleri Saymakla Biter mi!

Dün neredeydik, bugün nerede… Günbegün ağacın başındaki bir meyve gibi olgunlaşan hayatımız, dört bir yandan akıp gelen nimetler. Neler neler… Saymakla bitmez. Hangi birini sayabiliriz ki? Rabbimizin bizi yok iken yaratıp var ettiğini mi, bitki ya da hayvan değil bir insan olarak yaratmasını mı?.. Hayat verip sürdürmesini mi? Belki her gün ne kazalar, ne hastalıklardan korunuyoruz da haberimiz bile olmuyor…

Devamı »

Tohumdan Çınara

Ne acayip değil mi! Cenab-ı Hak tohumu ve ağacı bir makine gibi yapmış. Bir küçücük tohum, koca ağacı içinde saklıyor; adeta bir ağaç makinesi gibi çalışıp ağaç üretiyor. Ağaç da meyve makinesi gibi çalışıp lütf-u ilahi ile meyve üretiyor.

Devamı »

Rabbim, Her İşine Hayretteyim

Beyaz ve tatlı meyveleri olan bir dut ağacının altındayım. Sanki tüm varlığın odak noktasındayım...

Devamı »