66 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Modernleşme Baskısı ve Eğitim: Ladakh Örneği

Mart 2019, 507 229 Görüntülenme Eklenme Tarih: 03 Mart 2019 15:38 Ayten Yadigâr

 

Helena Norberg Hodge. İsveçli felsefeci, öğretmen ve aktivist. Otuz yıldır, üç kıtada günümüz ekonomik gelişme modelleri, özellikle de bunların geleneksel toplumlar ve yerel kültürler üzerindeki etkilerine karşı mücadele etmekte. Keşmir’in Hint yönetimi altında bulunan Ladakh bölgesinde ikamet etmesine izin verilen ilk yabancı. Bölge halkının yerel dilini de öğrenen Hodge, modernleşmenin kültürel alandaki yıkıcı etkilerine karşı bilinçlenme ve karşı koyma hareketlerine liderlik ediyor. Bunların yanı sıra Avrupa ve Amerika’da da küreselleşme karşıtı sivil çalışmalarda imzası bulunmakta.

Batı dışı toplumlarda genellikle yukarıdan yapılandırma şeklinde gerçekleştirilen modernleşme hareketlerine karşı yerli bir muhalefeti dile getirenlerin hep olageldiği hepimizce malum. Çünkü modernleşme ve küreselleşme kültürel kimliklerin ve değerlerin zamanla dönüştürülmesi tehlikesini beraberinde getiriyor. Birbirinden çok uzak coğrafyalarda bile hayatın hemen her alanında “tek tipleşmiş” insan toplulukları fıtratların çeşitlilik ve renkliliğine vurulmuş büyük bir darbe aslında. Bu yüzden olsa gerek dünya üzerindeki varlığını başka bir kimlik içinde eriyerek değil, “kendi” olarak sürdürmek isteyenler doğal olarak yerli bir muhalefet ortaya koymaktalar.

Ancak Hodge örneğinde farklı bir durumla karşı karşıyayız. Bir “Batılı” olmasına rağmen, otuz yıldır yaşadığı Ladakh’da modernleşme süreciyle birlikte tanık olduğu değişimleri dile getirdiği bir yazısında dikkat çekici tespitlerde bulunuyor. Modernleşme ile birlikte değişen insan ilişkileri, ekonomik yapı, kadın ve eğitim algısı hakkındaki düşüncelerini ve eleştirilerini dile getiriyor yazılarında.

Helena Norberg Hodge’un  eğitimle ilgili düşüncelerine kulak verelim:

“Bilginin yaygınlaşması ve zenginleşmesi noktasında gerçek eğitimin önemi tartışılmaz. Ancak günümüz Üçüncü Dünya ülkelerinde eğitim oldukça farklı bir anlam kazanmıştır. Çocuklar eğitimle kendi kültürlerinden ve tabiattan koparılmakta,  Batılı kalıplarla şekillenmiş bir şehir hayatında istihdam edilecek uzmanlar olarak yetiştirilmektedir. Bu durum Ladakh’da çok belirgindir. Bu nedenle Ladakhlı çocuklar okullarından mezun olduklarında içinde yaşadıkları çevreye yabancılaşmış, kendi kaynaklarını kullanma ve hayatlarını devam ettirecekleri dünyaya intibak etme yeteneğinden yoksun kişiler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Geleneksel Ladakh kültüründe ise hayatın dışında “eğitim” diye adlandırılan farklı bir süreç yoktur. Eğitim insanın diğer insanlar ve ekosistemle karşılıklı ilişkileriyle şekillenen bir öğrenme ve hayata hazırlanma sürecidir. Mesela tohum ekmede ailesine yardımcı olan bir çocuk, köyün bir tarafının biraz daha ılıman diğer tarafının ise biraz daha soğuk olduğunu öğrenir. Yine toprakla uğraştığı sırada edindiği tecrübelerle arpa bitkisinin farklı soylarını ve her bir çeşidin yetişme şartlarını ayırt eder hale gelir. En küçük yabani bitkileri bile nasıl tanıyacağını veya uzak bir dağ eteğinde belirli bir hayvanı nasıl seçip ayıracağını bilir. Etraflarını saran doğal dünyanın değişken ilişkilerini, bunlar arasındaki bağlantıları, süreçleri ve değişimleri hep tecrübeyle yaşayarak öğrenir.

Bilginin kuşaktan kuşağa aktarılması da eğitimin bir başka boyutudur. Ladakhlılar büyüklerini izleyerek giyim ve barınak ihtiyaçlarını kendilerince nasıl karşılayabileceklerini öğrenirler. Yak derisinden ayakkabı yapma, koyun yününden ip eğirme, taş ve çamurla ev inşa etme hep bu yolla öğrenilir. Eğitim yerel odaklı ve yaşanan hayatla iç içedir. Bu da çocuklara büyüme süreçlerinde içinde yaşadıkları çevreyle ilgili bir farkındalık kazandırır ve mevcut imkânları en etkili şekilde kullanma konusunda bilinçlenmiş olurlar.

Modern okullarda ise bu tür bilgi verilmez. Çocuklar ekolojik toplumdan ziyade teknolojik toplum şartlarına göre yetiştirilir. Okul geleneksel yeteneklerin unutulduğu, daha kötüsü küçümsendiği yerlerdir.

Batılı eğitim Ladakh köylerine 1970’lerde geldi. Bugün yaklaşık iki yüz kadar okul var. Ana müfredat Hindistan’ın diğer bölgelerinde uygulanan müfredatın zayıf bir taklidi niteliğindedir. Zaten o da İngiliz eğitim sisteminden kopya edilmiştir. Bu müfredatın içinde yerel olana ait hemen hemen hiçbir şey yok gibidir. Okul kitaplarının çoğu gereksiz ve Ladakhlılar’ın gerçekleriyle örtüşmeyen bilgilerle doludur. Bu okullarda öğrendikleri şeyler Ladakhlı çocukların gerçek hayatta faydalanabilecekleri mahiyette değildir. Çünkü aldıkları eğitim daha çok bir New Yorklu, Berlinli veya Parisli’ye uygun olarak hazırlanmış bir eğitimin ikinci dereceden bir versiyonudur o kadar. Onlar Ladakh’a hiç ayak basmamış, 12000 feet yükseklikte arpa yetiştirme veya güneşte kurutulmuş tuğlalarla ev yapma konularında hiçbir şey bilmeyen insanların yazdıkları kitaplardan bir şeyler öğrenmeye çalışmaktalar.” Böyle bir eğitim neye hizmet eder sizce?

“Bu durum sadece Ladakh’a özgü değil. Bugün aynı ön kabullere dayalı Avrupa merkezli bir eğitim anlayışının dünyanın her köşesinde geçerli olduğunu biliyoruz. Bu merkezde edinilen bilginin “evrensel” olduğu propagandası yapılıyor. Hâlbuki çok farklı ekosistem ve kültür ortamlarında edinilen bu bilgi, uzaklardaki çocuklar için sentetik ve hayattan kopuk bir özellik arz ediyor. Bu çocukların yüksek öğrenime devam edip inşaat mühendisliği okuduklarını düşünsek, o aşamada beton ve çelik kullanarak inşa edilen evler hakkında eğitim alacaklardır. Ya da ziraat üzerine eğitimlerine devam edecek olsalar, bu kez kimyasal gübreler, tarım ilaçları, büyük makineler ve melez tohumlar gibi endüstriyel tarımla ilgili konularda uzmanlaşacaklardır. Batılı eğitim sistemi, doğal çevre kaynaklarını göz ardı edip herkesin aynı küresel kaynakları kullanması gerektiğini öğreterek tüm insanlığı daha fakir hale getirmektedir. Bu yolla da suni bir kıtlık meydana getirmekte ve rekabeti körüklemektedir. Daha kötüsü yerli halkların özsaygısı törpülenmekte, okuldaki her şey Batılı modeli yücelttiğinden çocuklar kendilerinden ve geleneklerinden soğumaktadırlar.

Batı tipi eğitim insanları tarımdan koparıp şehre çekmekte ve insanlar para ekonomisine bağımlı hale gelmektedirler. Aslında geleneksel hayatta işsizlik diye bir sorun yoktur. Hâlbuki modern sektörde sınırlı sayıdaki ücretli işler özellikle memuriyet için yoğun bir rekabet yaşanmaktadır. Sonuçta işsizlik ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Modern eğitimin okuma yazma oranlarının yükselmesi gibi birtakım olumlu getirileri de oldu kuşkusuz. Yine Ladakhlılar için de dış dünyanın farklı güçlerini böylece tanıma fırsatı buldular. Ancak bu gerçekleşirken Ladakhlılar birbirlerinden ve topraktan koptular, küresel ekonomi merdiveninin de en alt basamağına yerleştirilmiş oldular.”

Hodge şu vurucu ifadelerle yazısını tamamlıyor:

“Kendi kültürünü ve köklerini reddetmek, kendi kimliğini reddetmek demektir. Bunun kaçınılmaz sonucu yabancılaşma, içerleme ve öfkedir. Bugün dünyayı saran tüm şiddet içeren radikal hareketlerin bu sürecin sonucu olduğunu düşünüyorum.

Uyum ve dengenin muhafazası esas olmalıdır. Yaşadığım coğrafyada arkadaşlarımın son derece dramatik bir şekilde değişimlerine tanık olduktan sonra şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, geleneksel toplum ilişkilerinin ve sorumluluk anlayışının insan için bir yük olarak algılanması yanlıştır. Aksine bunlar insanda engin bir güvenlik hissi sağlayan hususlardır. İnsanda iç huzuru ve gönül hoşluğunun ön şartı da bu değil midir? Şuna da yürekten inanıyorum ki, insanlar gelişme ve küreselleşme öncesi bugünkünden daha mutluydular. İnsanlarla ilgileniliyordu, çevre korunuyordu. Bir toplum hakkında hüküm verirken başka hangi kriter daha önemli olabilir?”

 

Kaynak: “The Pressure to Modernise”,13 Mayıs 2010 https://www.localfutures.org/the-pressure-to-modernise/

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Hatırlama ve Öğrenme İmkânı Olarak Pandemi Süreci

Korona virüs tehdidi nedeniyle maruz kaldığımız pandemi süreci yerel ve küresel çapta toplumsal hayatın işleyişini epey etkiledi. Makro planda olup bitenler, yeni şartlara uyum sağlama, hayatın idamesini mümkün kılmak için alınan tedbirler, yeni uygulamalar vs. Aylardır farklı bir insanlık tecrübesi yaşanmakta kısacası...

Devamı »

Hem “Uzaktan Eğitim” Hem “Yakından Eğitim”

Farklı bir hayat tecrübesinin içinden geçiyoruz bir süredir. Hem fertler hem kurumlar düzeyinde… Gözle görülmeyen bir virüs nedeniyle tüm dünyada hayatın akışı değişti malumunuz.

Devamı »

Kutlu Ay Ramazan

Ramazan, “kuluna şahdamarından yakın” olduğunu bildiren Âlemlerin Rabbi’nin rahmet tecellileri ile dopdolu, günlük hayatın koşturmalarından yorgun düşmüş yürekler için bir dinlenme ve arınma imkânı sunan kutlu bir zaman dilimi.

Devamı »

Zeytin Ağaçları ve Mülteci Kampları

Zeytin ağacı… Kutsallığın, bolluğun, adaletin, sağlığın, zaferin, refahın ve bilgeliğin sembolü… İnsanlık için en önemli erdem ve değerlerin simgesi bir başka deyişle.

Devamı »