ARAMA SAYFASI

Unutmayı Unutma

Unutmayı Unutma

İnsan, herkesten saklanabilir ama kendinden saklanamaz...

 

İnsan, herkesten saklanabilir ama kendinden saklanamaz. Kendi gözlerinden kaçıramaz yüzünü. Aynada gözlerinin içine bakan adam ya da kadın, onun her sırrını bilir, her ayıbını görür, her kaçamağını hatırlar, her kıvırtmasını anlar. Kınayan bir göz arıyorsa insan, en çok da kendi gözleridir. Kınayıcı olarak başkasının bakışına gerek yok.

Ama…

En çok da kendi yüzüne bakmak ister insan. En çok o yüzün serinliğinde unutmak ister ağır suçluluklarını. Kendi gözlerinin göğünde küllendirmek ister ateşli utançlarını. Kendisini sahiden arayan ve özleyen o gözlerde, kendisini ‘olduğu gibi gören’ o biricik bakışta, doyasıya var olmak ister. En çok merhamet umduğu yerden anlayışlı bir bakış umar.

Peki nasıl olacak bu?

Bize cevabı bir kadının acılı hayatı veriyor. Adı Jill Price. Şu sıralar 54 yaşlarında olan Price, 14 yaşından beri hyperthymesia yaşıyor. “Unutamama hastalığı” diye anlatabileceğim bu rahatsızlık, Jill’in dramından sonra yeryüzünde yaklaşık 50 kişide daha keşfedilmiş. Hyperthymesia hastaları yaşadıkları her olayı olduğu gibi hatırlıyor ve asla unutmuyor. Daha doğrusu, unut-a-mıyor. Diyor ki Price: “Verdiğim kötü kararları, uğradığım hakaretleri ve acı verici, utandırıcı şeyleri sürekli hatırlıyorum. Bu beni yıllardır yiyip bitiriyor.”

Unutamayınca insanın kendine bakışı keskin ve insafsız bir kınamaya dönüşüyor. Her tanıdık dokunuş eski bir utancın közünü alazlıyor. Alışılmış bir koku, aşina bir ses, bir manzara köşesi eski bir utancı uyandırıyor. Kan ter içinde kalıyor insan.

Tam da buradan bakınca, unutmanın nimet olduğunu hatırlıyor insan. Unutmanın güzelliğini unuttuğunu fark ediyor. Unutmak, insanın kendi kendisinden saklanmasıdır. Unutabilen insan, kendi kınayıcı gözlerinden perdeleniyor. Ayıplarını çekiştiren yaralayıcı bakıştan uzak tutuluyor. Kendisini taciz edemiyor. Bir aynanın yansımasında, bir koltuğun köşesinde, bir kahvenin sıcak dumanında olduğu gibi var olabiliyor.

Unutmak, anlaşılan o ki, insanın kendisini kendi kınamasından korumak için. En kaçınılmaz ve kaçılmaz kınamaya karşı şeffaf bir örtü olarak iş görüyor. Ayıbımızı başkalarından saklayan Settâr, kendimizden de saklıyor bizi. Utanmayalım kendimizden diye. Utandırmayalım kendimizi diye.