117 Yazı Prof. Dr. Alaaddin Başar

Yazar Profili »

Sevinç Kaynaklarımız

Mart 2017, 483 297 Görüntülenme Eklenme Tarih: 17 Eylül 2019 17:26 Prof. Dr. Alaaddin Başar

 

İNSANIN zevk ve lezzetlerinin iki temel kaynağı vardır: Beden ve ruh. Yani zevk ve lezzetleri ya duyu organlarımızla tadarız, yahut kalbimiz, aklımız ve his dünyamız vasıtasıyla. Birincilere maddî, ikincilere manevî lezzetler diyebiliriz. Ve ruhun aldığı lezzetlerin maddî lezzetlerden çok daha ileri olduğunu aklımız ve vicdanımız birlikte tasdik ederler.

Şu var ki; bu iki lezzet birbirinden tamamen ayrı da değildir. Mesela, yediğimiz bir elmayı, Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle “iltifat-ı rahmet” olarak yediğimizde, hem dilimiz hem de kalbimiz o elmadan kendilerine mahsus lezzetlerini alırlar.

Nur Külliyatında insanın “binler nev’i lezzetler ile mütelezziz ve binler çeşit elemler ile müteellim” olduğu beyan ediliyor.

Yine Külliyat’ta insanın “çok nazik, nazenin ve nazdar” yaratıldığı ders veriliyor.

İnsan soğuk havadan da rahatsız olur, soğuk muameleden de… Bedeni taş darbeleriyle yaralanırken, ruhu hakaretlerden, tenkitlerden yara alır…

Meyvelerin farklı güzellikleri ve ayrı tatları gibi sevginin, merhametin, tevazuun, tefekkürün de ayrı manevi zevkleri vardır.

Hayvanlar âleminde ise, ruh âlemiyle alınan zevkler de elemler de yok denecek kadar azdır.

Onlar sadece yavrularını sevmekten bir süre lezzet alırlar, ama insan, kendi çocuğunu sevdiği gibi başka çocukları da sever; denizleri ve nehirleri sevdiği gibi güneşi, ayı, yıldızları da sever. İnsanları, hayvanları, bitkileri de sever. Ve bu sevgi, bitmek tükenmek bilmez.

Kalb ve ruhumuzun aldığı manevî lezzetlerden bazılarını şöyle bir  hatırlayalım. Mümin olan insan Allah’a imanın ve itaatin zevkini tadar. Ve hal diliyle durmadan şu hakikatleri terennüm eder, bunların sevincini yaşar:

“Ben bütün âlemlerin Rabbinin terbiyesinden geçmiş müstesna bir sanat eseriyim.”

“Her varlığın her şeyini en güzel şekilde takdir eden Allah, benim de bütün organlarımı, bütün duygularımı ve hissiyatımı en güzel şekilde tanzim etmiş.”

“Ben O’nun misafiriyim. Semadan akan ve arzdan kaynayan sonsuz nimetleriyle beni O beslemektedir.”

“Ben ‘bu fani misafirhanede bâkiyane bir sohpet’ olan namaz ile her gün beş defa, O’nun huzuruna çıkar, ibadet ve şükür görevimi yerine getiririm.”

“Aldığım gıdaların kan, et, kemik olmalarından, okuduğum yazıların ilim ve feyiz olmalarına kadar bütün hayırlar O’nun elindedir ve O’nun ihsanıyla bana ulaşırlar.”

“Ben ancak bütün âlemleri terbiye eden Allah’a ibadet etmekten, muhtaç olduğum bütün yardımları da Rahmân ve Rahîm olan Rabbimden beklemekten, ayrı bir haz duyarım.”

“Onun sevdiği kullarının yürüdükleri ‘sırat-ı müstakimde’ yürümek benim için en büyük bir ihsan ve yine en büyük bir şereftir.” 

Bu sayılanların ve daha nice mazhariyetlerin tümü şu cümlede saklıdır:

“İman, bir manevî tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor.”

 

 


Mart 2017, 483 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Kalp Aynanız Nasıl? / Nefisle Boyanmak

İnsanların Allah’ı tanımada en yakın delilleri, içinde yaşadıkları kâinattır. Kâinat kitabını okumada ve doğru değerlendirmede ise en büyük ve yegâne rehber Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bediüzzaman hazretleri bu İlâhî Ferman için “şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi” ifadesini kullanır.

Devamı »

İnsan, Hayatının Sahibi mi? / Nefsin Yanlış Kıyası

Biz “Benim kolum” sözünü, “Bu kolu kullanmaya benim ruhum yetkili kılınmış” manasında söyleriz. Hiç kimse, kendi kolunu kendisinin yaptığını iddia etmez. Aksi halde, her şeyi bu ters mantıkla değerlendirmesi gerekecek ve “ağacın dalı” derken dalı ağacın yaptığına inanması icap edecektir.

Devamı »

Şerlerin ve Çirkinliklerin Kaynağı Nedir? / Şerlerin Esası

Mesela: Bir aynayı şuurlu kabul edelim. Işığa kavuşmaya hayır, karanlıkta kalmaya şer diyelim. Bu ayna, iradesini doğru kullanarak güneşe yüzünü döndüğünde aydınlanır ve ısınır, ama bunların meydana gelmesinde onun hissesi çok azdır. Yaptığı tek şey “vereni kabul etmek” mânâsında güneşin ışığını almayı kabul etmektir. Bu ayna güneşe sırtını çevirdiğinde ise karanlıkta kalır, ışıktan mahrum kalma bir ademdir ve o ayna bu ademin, bu şerrin faili olur. İnsanın işlediği bütün hayırlar da kalbini ve

Devamı »

Benlik Duygumuzu Kullanarak Allah'ın Mutlak Sıfatlarını Nasıl Biliriz?

“…Mutlak ve muhit bir şeyin hududu ve nihayeti olmadığı için, ona bir şekil verilmez; ve üstüne bir suret ve bir taayyün vermek için hükmedilmez, mahiyeti ne olduğu anlaşılmaz.” (Bediüzzaman, Sözler) Bu ifade, “Niçin Cenâb-ı Hakk’ın sıfât ve esmâsının marifeti enaniyete bağlıdır?” sorusunun cevabında yer alır.

Devamı »