97 Yazı Zafer Araştırma Grubu

Yazar Profili »

ÇANAKKALE / Hatırladıkça Canlanıyor, Anladıkça Büyüyoruz

Mart 2017, 483 34 Görüntülenme Eklenme Tarih: 17 Eylül 2019 17:50 Zafer Araştırma Grubu

 

Tarih, sıradan kronolojik bilgiler yığını değildir. Güçlü bir köprüdür. Bize kim olduğumuzu söyler. Milletler tarihleriyle var olup şahsiyet kazanabilirler. Tarihini unutan, yok sayan milletlerin geleceği de olmaz. Tarih onları çarklarında öğütüp dünya sahnesinden silip atar.

Tarih milletleri şuurlu kılar. Potansiyel enerjiyi, fiile dönüştürür. Bu manevî güç üzerinde yaşadığımız toprağı vatan yapan şeyin bize ne olduğunu öğretir. Aynı zamanda o toprak üzerinde yaşayanları bir ideal etrafında toplar, onları millet yapar.

Ne mutlu bize ki, şanlı bir mazimiz ve tarihimiz var. Asırlarca geriye uzanıyor. Bunu gayet iyi bilen düşmanlarımız dün de bugün de bizi geçmişimizden koparmak, hayatî dinamiklerimizi yıkmak, bize özümüzü unutturmak için ellerinden geleni yaptılar ve halen de yapıyorlar.

Bu sayımızda Çanakkale’ye yoğunlaştık. Çünkü Çanakkale ateş ile çeliğe karşı piyade tüfeği ve süngüyle, kanla canla yazılmış bir destandır. 

O Çanakkale, Osmanlı’yı parçalayıp tarih sahnesinden silmek isteyen düşmanların yüzünde patlayan bir tokattır. O tokadın izini, bugün de düşmanlarımızın bize olan kinlerinde görürsünüz. 

Sözde medenî denilen o milletlerin bizden medeniyet ve insanlık dersi aldıkları muhteşem bir direniştir Çanakkale. 

Vatan için şehit olmayı göze alanlardan bize miras bu mübarek topraklar. Bu aziz Anadolu evlatlarının, yani dedelerimizin haysiyet mücadelesidir Çanakkale. Çanakkale yakın tarihin en önemli hadiselerindendir.

Bu zaferi, bu dirilişi unutmamamız gerekiyor. Çünkü kök ne kadar derinse, gövde o kadar sağlıklıdır, meyveler o kadar verimlidir. Köksüz olanlar öksüz olurlar.

Metrekareye 6000 merminin düştüğü eşi görülmemiş bir can pazarıdır Çanakkale.

Tarih boyunca yaşadığımız en yoğun teknolojik ve stratejik bir savaştır.

Karada, denizde ve havada tarihin o güne kadar şahit olmadığı ve yazmadığı bir yakınlıkta siper savaşlarının yaşandığı bir savaştır.

Balkan hezimetinden sonra bir daha ayağa kalkamaz denen kahraman bir milletin şahlanışıdır, yeniden uyanışı ve dirilişidir. 

Hiç ilgili olmadıkları halde İngilizler tarafından dünyanın öbür ucundan getirilip acımasızca kullanılan Avustralya, Yeni Zelanda gibi sömürge milletlere millet olma şuurunu kazandırmakta da önemli bir sebep oldu Çanakkale. 

Çarlık Rusyası’nın yıkılışını hazırladı.

Avustralya Canberra Savaş Müzesi’nin girişinde anlamlı bir cümle vardır:

“Avustralya Gelibolu kıyılarında doğdu.”

Çanakkale savaşına katılmayan ülkeler de başlarını önüne alıp düşünmek zorunda kaldılar: İyi ki bu tokadı biz yemedik, diye.

Çanakkale, zaferin sadece maddi güçle kazanılamayacağını, stratejik manevraların önemini gösteren, iman, azim, akıl ve iradenin bayraklaştığı bir savaştır.

Millet olma şuurumuzun perçinlendiği, imanla yazılmış bir destandır.

Her devletin, kendi tarih koleksiyonunda olmasını arzu ettiği ve bir milletin gelecek kuşaklarına armağan etmekle şeref duyacağı bir fazilet abidesidir Çanakkale. Ecdadımızı rahmetle anıyoruz. Böyle mübarek topraklarda bize böyle bir mübarek vatan bıraktıkları için.

Bir milletin önemli şahsiyetleri, zor zamanlarda ortaya çıkar. Çanakkale böyle sayısız kahramanlarla ve onların destansı hayatlarıyla doludur.

Evet buhranlı ve zor zamanlarda nice kahramanlar çıkar. Felâketlerin önüne geçer onların fedakârlık duyguları. Milletin içindeki o duygu da dirilir, tohum gibi yeniden boy atar fışkırır.

Her ruhta uyanır.

...

Sayılamayacak kadar çok kazanımları vardır Çanakkale’nin. 

Balkan savaşları sonrasındaki kahramanlık, fedakârlık ve cesaret duygularımızdan şüphe edilmeye başlanmıştı. Millet, içindeki eski kahramanları görememekten doğan bir hüzünle yaşıyordu. Ama Çanakkale; tepe, kale ve sayısız cephe mücadeleleriyle ve zaferleriyle bu düşünceyi yok etti. Düşmanın büyük toplarıyla dövülen dar alanlarda askerlerimiz düşmanın bile hayret ettiği büyük işler yaptı.

Yılmayan, ölümden çekinmeyen, şehadete koşarak giden kahramanlar çıktı bu mübarek milletin sinesinden.

Milletimizin asil evlatları, dedelerimiz, Çanakkale destanını yazdılar. Bugünün genç kuşakları da o destanı okuyup aradıkları seçkin şahsiyetleri ve önderleri orada bulacaklar.

Çanakkale Zaferi, milli terbiyemiz için millet olabilme şuuruna yükselmek için Cenab-ı Hakk’ın bize nasip ettiği unutulmaz bir değerdir. Bu milletin büyük bir millet olma uğrunda yaşadığı bayramdır Çanakkale.

Çocuklarımız bugün şanlı mazisinden örnek sayfaları yerinde okumak için oraya akın akın gidiyorlar. Yaşananların hayal değil, gerçek olduğunu, tarihin tanıklığını ve taşıdığı izleri o yerde görüyorlar.

Kitaplarda, dergilerde, duvarları süsleyen posterlerde o unutulmaz kahramanların resimleri var şimdi. Onların bazıları dedemiz, bazısı yakınımız. 

Ne kahramanlar çıktı o Çanakkale mahşerinden ne kahramanlar.

Patlamak üzere olan bombayı eliyle düşmana geri gönderen, 10 kişiyle koca taburları deviren, denize atlayıp düşman subayını kurtararak insanlığını gösteren, küçücük torpidoyla koca zırhlıları batıran dedelerimiz, bugünkü yavrularımıza ve gençlerimize en güzel örneklerdir.

Çanakkale, bu milletin mazideki evlatlarının gelecek nesillere unutulmaz armağanıdır. Onlar bize maziye bakın, geleceğinizi görün diyorlar.

Allah’ın armağanı olan bu güzel günü, geleceğin ümmeti için ışıltılı bir yol haritası olarak görüyoruz.

Kader konuşunca herkes susar. Evet, kader bize parlak bir gelecek hazırlıyor. Çanakkale bu yüce davanın tohumunun toprağa düştüğü mübarek yerdir.

Çanakkale’yi anladıkça yeniden doğuyoruz.

Dirilişimiz başlıyor.

Dün Çanakkale’de tarih yazan o ruh, o kahramanlık, bugün de yedi düvelle mücadelede bizi ayakta tutuyor…

Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun. Onlara Mehmet Akif’in duasıyla seslenelim:

“Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber.

Sana ağuşunu açmış duruyor peygamber.”

 

***

ÇANAKKALE SAVAŞINDAN ÇARPICI KARELER

 

Parmak

 

Er Halil Helvacı, Çanakkale savaşı sırasında yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor:

“(...) Bir gün mevzilerden ateş ediyoruz. Arıburnu ‘nda düşmana doğru... Çekiyorum tetiği, çekiyorum… Tüfek patlamıyor; ateş etmiyor. Tüfek bozuldu herhalde, diye düşündüm. Bir arkadaş vardı yanımda, ona dedim: “Bak hele benim tüfek bozulmuş, ateşlemiyor.” Arkadaş bir baktı, benden yana, “Ne bozulmuşu, senin parmak gitmiş” dedi. Ben o zaman acısını duydum işte. Cız etti içim, bir kurşun gelmiş, tetiği çektiğim parmağı alıp götürmüş.” 

 

***

 

Tüfek Namlusundan Teşekkür

1332-1333 Cihadiye yüzükleri

 

Çanakkale yangını başladığında İstanbul’un hanımları da, “İş başa düştü! Bugün bizler de birşeyler yapmalıyız…” diyerek hastanelere koştular. Günler boyunca bitkin ve uykusuz olarak yaralılarla ilgilendiler. Tarihin yazmaktan aciz olduğu fedakârlık örnekleri sergilediler.

Savaş sonunda devlet geleneği olarak, bu emekleri karşılığında bu fedakâr hanımların ödüllendirilmesi gündeme geldi, fakat imkânlar el vermedi. Bunun üzerine esir alınan İngilizlerin tüfeklerinin namlularını kesip hatıra yüzükler yaptırılması fikri kabul edildi.

Ve ‘Cihadiye’ ismi verilen yüzükler, emeği geçen fedakâr hanımlara bir teşekkür hatırası olarak dağıtıldı. Bu yüzüklerin üzerinde o günlerin anısına işareten “1332-1333 Cihadiye” yazılıdır.

Resimdeki yüzük Kolleksiyoner Nedim Çolak’ın bir müzayedede aldığı yüzüktür. Çolak, bu tarihi hatıranın ne olduğunu ise, İstanbul’daki Osmanlı arşivlerinde araştırma yaparken yüzüklerle ilgili belgelere ulaştığında farketmiş ve bu özel hatıranın tekrar hatırlanmasını sağlamıştır.

 

***

 

Seyit Onbaşı’nın kaldırdığı top gibi büyük topların parçaları. 

Buradaki büyük parçanın ağırlığı 80 kg gelmektedir. 

 

***

 

Taş Düğmeli Mehmetçikler 

 

Kursağına koyacak bir lokma, ayağına giyecek bir postal bulmakta zorlanan Anadolu’nun cefakâr çocukları, bu yokluk denizinden cihanı sarsan bir zafer çıkarmasını bilmiştir. 

Aşağıdaki resimde gördüğünüz, Mehmetçiğin taştan yaparak üniformasının eksiğini tamamladığı taş düğme de, Çanakkale zaferinin ne tür imkânlar altında kazanıldığını gösteren ibretlik belgelerden biridir.

 

***

 

500 bin kişinin çarpıştığı ve kurşunların yağmur gibi havada uçuştuğu muharebelerde havada çarpışan iki mermi. 

 

***

 

Askerlerimizin, sapını kırarak kullandığı ahşap kaşık. Kaşık sapları, ayak bileğiyle diz arasına sarılan dolakta daha rahat taşımak için kırılırdı. 

 

***

 

Müze girişindeki savaşta Osmanlı askerlerinin sosyal hayatını anlatan resme ilham kaynağı olan fotoğraf. 

 

***

 

Bataryada görevli bir Mehmetçik, niçin ateş etmediğini soran Alman subayına verdiği cevap şöyleydi:

“Efendim, bugün savaş için bataryama beş mermi tahsis edildi. İkisini sabahki savaşlarda kullandım. Karanlığa daha 6-7 saat var. Üç mermiyi öğleden sonra için ayırdım.” 

 

*** 

 

“Ben şimdi bu mezarda değil, milletimin kalbinde yaşıyorum.” 

 

(İstanbul Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’nde medfun Şehit Mehmet Nesed’in mezar taşındaki yazı.) 

 

*** 

Gemiler, 24 Nisan akşamı bandolar eşliğinde sanki bir festivale gidermişçesine Limni’den ayrılmaya başladılar. Bir savaş gemisi yanımızdan süzülüp geçerken, yan tarafına büyük harflerle yazdıkları yazı dikkatimizi çekti: “Önce Konstantinopolis’e, sonra haremlere hücum!” Çok güldük tabii. Gülmekten karnımız ağrıdı. Fakat şimdi düşünüyorum, İngilizlerin asıl amacı Konstantinopolis’i mi almak sahiden? Biz şimdi Gelibolu cehenneminde bunun için mi bulunuyoruz yani?” 

(Bir Anzak askerinin 3 Mayıs 1915 tarihinde ailesine gönderdiği mektuptan...) 

 

***

 

“Sakın ha! Ali Çavuş... Gavur-mavur dersiniz beni başka yere gömersiniz. Beni sizlerden ayırmayın!..” 

 

(Bu topraklarda doğan, bu toprakın insanını seven, bu toprakların insanı gibi yaşayan, Çanakkale’ye bizimle birlikte koşan Rum doktor Dimitriyati’nin ölmeden önce sıhhiye çavuşuna söylediği son sözler.) 

 

***

 

Ne için savaştılar? 

Bir gün oğlu, “Baba, savaşa giden gitmeyen alıyor. Sen neden madalya almıyorsun?” diye sorar babasına.

İbrahim Çavuş bahane nevinden: “Oğlum zahmetli iş. Önce yazı yazdırmak lâzım... Dilekçe vermek lâzım…” Ve birden öfkelenir: “Ben Allah için, vatan için, bayrak için, millet için savaştım... Madalya için, para için değil.” 

 

***

 

JAPON ÖĞRETİSİ 

 

Yeni öğrendik, Japonların bir “şoklama sistemi” varmış. Her yaştaki Japonun “eğitimi için” çok önemli bir sistem. Japonlar önce ülkelerinde “atom bombasının düştüğü yerlerden birine” gidiyor ve götürülüyorlarmış. “Güçlü olmazsak, başımıza yine bunlar gelir” diye. Sonra teknoloji harikası olan bir fabrikaya. “Çok çalışırsak bütün dünya ile yarışırız” diye. Ve bir süredir de “şoklamanın üçüncü ayağı olarak” Çanakkale’ye geliyorlarmış. “Boğazı, Gelibolu’yu, savaş alanını” geziyorlarmış. “Vatan böyle korunur” diye. 

(Yavuz Donat, Sabah, 17.3.2005) 

 

***

 

Düşmanın Cebindeki Kur’an 

 

Çanakkale savunmasını destanlaştıran şanlı gazilerimizden biri olan Mülazım Ahmet Halit Üngör’ün, 28 Nisan 1915 tarihli bu hatırası İslam düşmanlarının gerçek yüzlerini ortaya koyan acı ve acı olduğu kadar da oldukça ibretli bir vesikadır: 

Ahmet Halil Üngör, Fransız askerinin üzerinde bulduğu Kur’an-ı Kerîm’in kapağına şunları yazmıştı: (Bu Kur’an şu anda Abide altı müzesindedir) ‘İş bu Kelâm-ı Kadîm, Çanakkale Muharebesi’nde Kumkale’de karaya çıkarılan Fransızlara icra ettiğim 24 saatlik muharebeden sonra bir siyahi (zenci) Müslüman askerin üzerinden çıkmıştır.” (15 Nisan 1321, 28 Nisan 1915, yazan Halit)

 

***

 

1916-1917 yılı kayıtlarında şöyle bir ibare bulunmaktadır; 

“1332-1333 ders yılı mektep mevcudu:

Bu ders yılı Harbi Umumi (Birinci Dünya Savaşı) münasebetiyle mektebin 12., 11. ve 10. sınıflarında talebe bulunmadığından sınıflar 9. sınıfla başlıyor.”

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Satır Arası

Satır Arası Ekim 2019

Devamı »

Hazır Cevaplar

Hazır Cevaplar Ekim 2019

Devamı »

Sayılı Sözler

Sayılı Sözler Ekim 2019

Devamı »

Düşünceler

Düşünceler Ekim 2019

Devamı »