33 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Alarm Sesi

Mart 2017, 483 30 Görüntülenme Eklenme Tarih: 18 Eylül 2019 13:57 Ayten Yadigâr

 

Gecenin sessizliğini bölen tiz bir ses. Şarjı biten cep telefonunun alarmı ara vermeden çalıyor. Uykunun en tatlı anında bu sesle uyanmak ne kadar da rahatsız edici. Yorganı başıma çekip uykuya devam edeyim deseniz faydası yok. Kalkıp kapatılmazsa veya şarja takılmazsa birkaç dakika arayla aynı sesi yaymaya devam edecek. Bu durumda kalkıp gerekeni yapmaktan başka çare yok.

“Günlük hayatımızın vazgeçilmezlerinden biri haline gelen cep telefonları iletişim çağında insanlığa sunulan bir imkân. Özellikle internet üzerinden işlerimizi kolaylaştırdığı, bize zaman kazandırdığı kadar sağlık ve aile bütçesi üzerinde olumsuz etkileri olduğu herkesin malûmu. İletişim teknolojisi sürekli yenilenmekte ve her geçen gün piyasaya sürülen üst modeller nedeniyle bir önceki ürün popülerliğini çok çabuk yitirmekte. Reklamlar yoluyla da sürekli körüklenen bu tüketim rüzgârına kapılmaktan kendini koruyabilmenin yolu, cep telefonunun asıl işlevinin başkaları ile ihtiyaç anında iletişim sağlamak olduğu gerçeğini unutmamaktan geçiyor. Allanıp pullanıp önümüze konan her bir teknik özellik, bizi elimizde olandan vazgeçip yeni olanı almaya sevk ediyor. Hâlbuki şarjı biten bir telefon hangi marka veya teknik özellikte olursa olsun asıl işlevini yapamayan bir alete dönüşüyor işte. Ona artı değer kattığı düşünülen ve pahasını yükselten her şey o anda sıfırlanmış oluyor. Çok elzem bir zamanda böyle bir durumla karşılaşmak hiç hoş olmaz herhalde.”

Alarmı durmak bilmeyen cep telefonunu şarja takarken bunlar geçiyordu aklından. Tam bu sırada gün boyunca ne kadar çok haber bombardımanına maruz kalındığı geldi hatırına. Gazeteler, televizyon ve internet aracılığı ile dünyanın dört bir yanından her an haber yağmakta adeta. Gerekli-gereksiz, faydalı-zararlı ayırımı yapılmadan çoğu kez. Bu haberlerin pek azı insanın yüzünde tebessüm bırakan, içine ferahlık veren türden üstelik. Çoğu ise insanın içini daraltmaktan, üzüntü ve kaygıya sevk etmekten başka bir işe yaramıyor haberlerin.

Şarja takılan telefonun ekranında artık dolmakta olduğunu gösteren ışıklı göstergeye takıldı gözleri ve şunları düşündü:

“İnsan, Âlemlerin Rabbi tarafından yoktan var edilip kulluk etmek üzere dünya misafirhanesinde ağırlanan müstesna bir varlık. Türlü nimetlerle donatıldığı gibi başıboş da bırakılmış değil. İnsanlığın kutluları eliyle ulaştırılan vahiyle kendisine kılavuzluk edilmiş tarih boyunca. ‘Âlemlere Rahmet Olan’ da vazifesini tamamlamış, “Benden sonra sımsıkı sarıldığınız takdirde sapmayacağınız iki şeyi size bırakıyorum; bunlardan biri Kur’an-ı Kerîm ve diğeri Sünnetimdir” buyurarak Yüce Dost’a dönmüştü.

Dünya bir imtihan meydanıdır. Nefis, şeytan ve şeytanlaşmış insanlarla mücadele yeridir. “Hafıza-i beşer nisyan ile malul” olduğuna göre her zaman bilgilerimizi tazelemeye, unuttuklarımızı hatırlamaya, yanlışlarımız konusunda uyarılmaya ihtiyacımız var. Aciz, fakir ve her daim Rabbi’ne muhtaç olan insanoğluna Rabbi’nden daha güzel kılavuzluk edebilecek olan var mıdır? Bu kılavuzluktan kendini mahrum bırakanların hem bu dünyada hem ahirette hüsran olmuyor mu vardıkları son nokta?

İnsan tekleri ve toplum hayatlarına dair son haberlere baktığımızda huzur, sükûnet, denge ve barışın mumla arandığı bir dönemden geçmekte olduğumuzu görüyoruz. İçimizi daraltan, bizi endişeye sevk eden her olay, gecenin karanlığında çalan ‘şarj ihtiyacı’ alarmı sanki. Vahiyden dolayısıyla insanlıktan uzak düşmüşlüğün, içi boşalmışlığın alarmı. Nasıl ki ara ara tekrarlayan alarm sesine rağmen uyumaya çalışmak mümkün değilse, bu gidişat karşısında görmezden gelmek, duymamış gibi yapmak mümkün değil. Öyleyse asıl kaynağa yönelme zamanı şimdi. Kendimizden başlayarak yürekleri akılları onunla beslemek, şarj etmek zamanı. Alarm veren insanlık, belki de sorular sormamıza, kim olduğumuzu, niçin burada olduğumuzu anlamamıza ve hayatlarımızı anlamlı kılanın ne olduğunu keşfetmemize vesile olabilir. Bu şekilde bir hayrın kapısı aralanabilir. Her türlü iletişim imkânlarına rağmen iletişim sorunlarının had safhada yaşandığı bu çağda, Rabbani terbiye müfredatına sımsıkı sarılıp onunla terbiye olma yoluna girdiğimiz takdirde, insan ve insana dair pek çok meselenin halline doğru da adımlar atabileceğimiz ümidi var çünkü.”

Bu düşüncelerle abdest aldı ve şarj olan cep telefonuna bir göz atıp “Şimdi sıra bende” diyerek Hayat Kitabı’nın sayfalarını araladı: “Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla”…

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Aile: Rakamlardan Fazlası... Bu Dünyadan Ötesi...

Bir zamanlar beyaz gelinliğinin kefeni olduğu hatırlatılarak baba ocağından yeni yuvasına uğurlanırdı gelinlerimiz. Bir hayatı paylaşmak üzere yola çıkılırken ölüm ve ötesine uzanan bir ufuk sahibi olmanın geleneğimize yansıyan yüzüydü belki de bu seremoni. Şimdilerde ise her şeyin gündelik hesap sığlığına çekildiği ve aile kurmak gibi uzun soluklu bir koşunun bile kısa sürede sonlandırılmasının tercih edildiği zamanlardayız.

Devamı »

Aile: Huzur ve Sükûn Mahalli

Güzel örneklere ne çok ihtiyacımız var. “İşte insan bu!”, “İnsana yakışan bu!” diyeceğimiz…

Devamı »

Küresel Çağda Değişen Dünya ve Aile

Mevcut hayat tarzı içinde gelişen şiddet sorununa ithal reçetelerle, insanımızın anlam dünyasında ne ifade ettiğini bilemediğimiz ithal kavramları merkeze alarak veya öne çıkararak çare aramaktayız. Oysa Batı’nın kendine özgü düşünsel ve kültürel birikimi ile tarihi tecrübesinin kadın ve aile ile ilgili sorunlara yaklaşımlarını belirlemede ve üretilen çözümlere yön vermede etkili olduğunu unutmamalıyız.

Devamı »

Şiddetin Kaynağı da Çözümü de Ailede

İnsan nedir? Niye var? Doğduğunda kucakta sevgiyle taşınan, vefat ettiğinde omuzlarda ebedi âleme uğurlanan bir muhterem varlık nasıl oluyor da bu ikisi arasındaki ömründe şiddet, cinayet, zulme bulaşabiliyor. Ya zalim oluyor ya da mazlum…

Devamı »