28 Yazı İsmail Çolak
Tarihçi, Araştırmacı

Yazar Profili »

Payitaht Mekteplerinin Çanakkale İle İmtihanı

Mart 2017, 483 53 Görüntülenme Eklenme Tarih: 18 Eylül 2019 14:00 İsmail Çolak

 

 

1915 Çanakkale Savaşı’nda milletçe fedakârlıkların tüm sınırlarını zorladık. En büyük fedakârlıklarımızdan biri de geleceğin aydın ve yönetici tabakasını bir mum gibi yakmak oldu. Bir hilâl uğruna nice güneşler, Çanakkale ufuklarında aydınlık yarınlarımızın teminatı olmak ve cümle mukaddesatımızın müdafaası adına ebediyete kanat çırptı.

Çanakkale’de, İstanbul ve çevre illerden gönüllü olarak cepheye giden üniversite gençliği, lise öğrencisi, öğretmeni, medrese talebesi, müderrisi, tekke şeyhi ve dervişi ile topyekûn bir “maarif/irfan ordusu” da çarpıştı. Maarif neferlerimiz, okullarını, hayallerini ve tüm sevdiklerini geride bırakıp cepheye koştular ve tatlı canlarını vatanlarına feda ettiler.

Birinci Dünya Savaşı’nın hâsıl ettiği ağır şartlar, İstanbul ve Anadolu’daki mekteplerin neredeyse tamamının düzenli bir eğitim vermesini engellemiştir. Savaş döneminde, öğrencilerin ekseriyetinin askere gitmesi sebebiyle mekteplerin çoğu boşalmıştır.

Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) Ahmed Şükrü Bey, ordunun taleplerini içeren altı maddelik bir listeyi ülkedeki tüm maarif müdürlüklerine ve okullara göndermiş; din, devlet ve vatanın geleceği ve selâmeti için genç nesillerin savaşa teşvik edilmesi ve yüreklendirilmesi gerektiğini talep etmiştir.

 

ASIM’IN NESLİ CEPHEDE

 

Seferberlik yıllarında, askerlik çağındaki bütün gençler gibi lise, üniversite ve medrese talebeleri de silahaltına alınmış ve gönüllü, öğrenci veya darülfünun taburları adıyla çeşitli cephelerde çarpışmışlardır. Mehmet Akif’in tabiriyle “Asım’ın Nesli” bu cephelerde aslanlar gibi dövüşmüştür.

Birinci Dünya Savaşı boyunca üç milyon civarında insanın silahaltına alındığı tespit edilmiştir. Askeri Mükellefiyet Kanunu’na en fazla muhatap olan ve seferberlik yükünü en fazla çeken kesim ise, 20-27 yaş aralığındaki genç nüfus olmuştur. Savaş başlamadan önce yenilenen Mükellefiyet-i Askeriye Kanunu’na göre, “hizmet-i maksure” olarak adlandırılan kısa dönem (1 yıl) askerlik kategorisine giren yüksekokul, üniversite mezunları ve müdavimleri, lise mezunları ve son iki sınıf müdavimleri askere çağrılmıştır.

Seferberlikle birlikte Askerlik Kanunu’nun kapsamı genişletilerek 1887 ile 1894 tarihleri arasında doğan tahsilli gençler silahaltına alınmış ve ilk aşamada 20-27 yaş aralığındakiler askere çağrılmıştır. Çanakkale Savaşı’nın şiddetlendiği günlerde Rumî 1311 (1895) doğumluların muayene zamanı erkene çekilerek, silahaltına alma yetkisi Harbiye Nezareti’ne verilmiştir.

Harbiye Nezareti, 23 Ağustos 1915’te, Rumî 1312 (1896) doğumluları da silah başına çağırmak zorunda kalmıştır. Zayiatın artması üzerine 23 Eylül 1915’te, Rumî 1313 (1897) doğumluları da cepheye davet etmiştir. 1897 doğumlu 18-19 yaş grubu, doğrudan idadî ve sultanî öğrencilerini kapsamaktaydı. Bu doğrultuda, sultanî ve idadî mezunları askere alınırken, okula devam edenlerden son iki sınıf (11-12) öğrencileri de askere çağrılmıştır.

Osmanlı’nın Dünya Savaşı’na girdiği 1913-1914 eğitim-öğretim döneminde sivil okullar, askerî okullar, meslekî teknik eğitim okulları, taşra medreseleri ve yüksekokullarda toplam 45 bin dolayında öğrenci olduğu ve bunların en az yarısının silahaltına alındığı sanılmaktadır. Darülfünun ile birlikte İstanbul’daki tüm yüksekokullarda kayıtlı öğrenci sayısının da 10 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.

 

SAVAŞIN KİMSESİZ ÇOCUKLARI

 

Deniz savaşları sırasında İstanbul’daki fevkalade hal dolayısıyla okulların tatil edilmesi durumunda, yatılı öğrencilerden velisi veya yakını olmayan kimsesiz çocukların mağdur olmaması ve açlık çekmemeleri; barındıkları kurumların en az bir ay yetecek kadar un, şeker, pirinç, yağ gibi temel gıda malzemelerini stoklamaları ve yeterli personelin okullarda istihdam edilmesi için mektep idareleri ile Maarif Nezareti arasında yazışmalar yapılmıştır.

Mart 1915 itibariyle okullarda 740 adet kimsesiz ve bakıma muhtaç öğrenci bulunmaktaydı. Buna göre Çamlıca İnas (Kız) Numune Mektebi, Darülmuallimîn (Erkek Öğretmen Okulu), Darülmuallimât (Kız Öğretmen Okulu), İstanbul, Galatasaray, Kadıköy, Nişantaşı, Bezmialem Valide Sultanîleri (Liseleri) ve Darüleytam (Yetimhane) müdürlüğü gerekli hazırlığı yaparak ihtiyaçlarını ve mevcut durumlarını Maarif Nezareti’ne bildirmişlerdir.

 

EKMEKSİZ KALAN TALEBELER

 

Savaş boyunca fırınlara verilecek günlük un miktarı belliydi. Ancak halk bazen fırınlarda ekmek bulamadığı gibi yatılı okulların ekmek ihtiyacı da problem olabiliyordu. İstanbul, Galatasaray, Kadıköy, Nişantaşı, Bezmialem Valide Sultanîlerinde, Çamlıca İnas Sultanîsi’nde, Darülmuallimînde, Darülmuallimâtta ve Darüleytamlarda kayıtlı yatılı öğrencilerin aç kalmaması için Maarif Nezareti, 4 Ekim 1915 tarihinde konuyu Harbiye Nezareti’ne bildirmiş ve fırınlara, okulların ihtiyacı kadar fazladan un verilmesini talep etmiştir.

Bu çerçevede, okulların bulunduğu belediye daireleri bilgilendirilerek, okulların ekmek ihtiyacının en yakın mahaldeki fırınlardan karşılaması karara bağlanmıştır. Ancak tüm çabalara rağmen fırınlara kısıtlı miktarda un verilmesi sebebiyle Nişantaşı Sultanîsi öğrencileri 1 Kasım 1915 gecesi ekmeksiz ve aç kalmışlardır.

Maarif Nezareti, öğrencilerin aç kaldığını, 2 Kasımda Şehremaneti’ne (İstanbul Belediyesi’ne) bildirmiştir. Sultanînin bulunduğu bölgedeki Meşrutiyet Mahallesi fırıncısı Remzi Efendi’ye, okulun ekmek ihtiyacı için her gün fazladan bir çuval un verilmesi ve aksaklığın tekrarlamaması rica edilmiştir.

 

SÜPÜRGE TOHUMUNDAN EKMEK!

 

Talebeler büyük zorluklarla eğitimlerini sürdürmeye çalışmış, zaman zaman aç kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Maarif Nezareti’nin, “çok acil” ibareli 15 Ağustos 1915 tarihli yazısında buna dikkat çekilmiş ve acil önlem alınması talep edilmiştir.

Konuyla ilgili Kemal Özbay’ın aktardığı bilgiler oldukça çarpıcıdır:

“Memleketin iktisadi durumu bozulmuş, açlık ve sefalet her gün biraz daha artmıştır. Okul müdürleri yokluk içinde yürütülmesine çalıştıkları bu kurumun bu ıstıraptan kurtarılması için ellerinden geleni esirgememiş bir şeyler yapmaya çalışmışlardı. Öğretim hayatı, ıstırap, yiyecek önemli bir problem olmuştu. Yemekler kandil yağları ile pişirilmiş; ekmekler süpürge tohumu karışımından yapılmıştı. Başlıca gıdasını bu ekmekten bekleyen öğrenciler, açlıktan Kadıköy, Acıbadem taraflarındaki köşklerin bahçelerinden, bekçilerle kavga ederek sebze ve meyve toplamak zorunda kalmışlardı. Noksan gıda yüzünden bir yılda 20’ye yakın öğrenci vereme yakalanmıştı. Savaş sonlarına doğru Çanakkale’den elde edilen ganimet mallardan depolarda bulundurulan konservelerden bir kısmı okullara dağıtılınca, yiyecek işi biraz ferahlığa kavuşmuştur.”

 

SON DUA

 

Allah onlardan ebeden razı olsun; bizleri de onların hatıralarına ve mukaddes emanetlerine sahip çıkan hayırlı haleflerden eylesin! Ve bir daha ülkemizi yeni Çanakkale Savaşları ile imtihan etmesin! (Âmin)

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Osmanlı'da İlginç Vakıflar

OSMANLI ÜLKESİ, akla hayale gelmedik envai çeşit vakıfla bezenmiş bir Vakıf Cenneti gibiydi. Yedi iklim, üç kıtaya adeta çil çil serptiği, nakış nakış işlediği on binlerce hayrat müessesesiyle diğerkâmlığın zirvesini yakalayan Osmanlı insanı, cümle mahlûkata hizmet etmeyi kendisine ulvî bir gaye edinmişti. Prof. Ziya Kazıcı’nın kanaatine göre bu durum; “Müslümanların fazilet, cömertlik, diğerkâmlık ve vatanperverlik gibi millî ve manevî ruh ile heyecanın kuvvetli tezahüründen başka bir şey değil

Devamı »

Bir Mübarek Proje Hicaz Demiryolu

Devamı »

Osmanlı Su Medeniyeti

Osmanlı'da içme suyu ve havzalarını koruma bilinci

Devamı »

Osmanlı Devleti'nde Dünyanın İlk Mükemmel Çevre Düzenlemesi

Devamı »