ARAMA SAYFASI

Allah Bilir, Yaratır ve Korur / Hıfzetme Fiili

Allah Bilir, Yaratır ve Korur / Hıfzetme Fiili

Yaratma ve rızık verme gibi “hıfzetme” de İlâhî bir fiildir. Bu fiilin, “muhafaza etme, mahlûkun bütün özelliklerini genetik şifrelerde yazma, insanların bütün amellerini levh-i mahfuzda kaydetme” gibi sayılamayacak kadar çok icraatı ve şahitleri vardır. Allah’ın bütün fiilleri gibi hıfzetme fiili de insanlarınkine hiç benzemez. Her hakikati kendi istidat ve kabiliyetinin ölçüleriyle tartan bir insan, bu İlâhî hıfzı da aklına sığıştıramaz.

 

Yaratma ve rızık verme gibi “hıfzetme” de İlâhî bir fiildir. Bu fiilin, “muhafaza etme, mahlûkun bütün özelliklerini genetik şifrelerde yazma, insanların bütün amellerini levh-i mahfuzda kaydetme” gibi sayılamayacak kadar çok icraatı ve şahitleri vardır.

Allah’ın bütün fiilleri gibi hıfzetme fiili de insanlarınkine hiç benzemez. Her hakikati kendi istidat ve kabiliyetinin ölçüleriyle tartan bir insan, bu İlâhî hıfzı da aklına sığıştıramaz.

Allah; bir ağacın bütün yaptıklarını çekirdeğinde özetleyerek muhafaza eder. Biz de okuduğumuz bir kitabın özetini çıkarırız. Bizim özetimizde kitabın bütün ayrıntıları yoktur. Onu bir başkasına okutsak, kitaptaki bilgilerin büyük kısmından mahrum kalır. Ama, Allah’ın çekirdeklerdeki kaydı böyle değildir. Koca bir ağacı küçük bir çekirdekte özetlediği halde, o ağacın hiçbir özelliği bu özetin dışında kalmaz.

 

 

LEVH-İ MAHFUZ NE DEMEKTİR?

Allah’ın hıfzetme fiiline ve Hafîz ismine en büyük ayna “Levh-i Mahfuz”dur. Sonsuz ilmiyle her şeyi, her şeyiyle ve her haliyle bilen Cenâb-ı Hak, bütün bunları levh-i mahfuzda kaydetmiş, hıfz ve muhafaza etmiştir. Rezzak ismi rızıkların yaratılmasıyla tecelli ettiği gibi, Hafîz ismi de, başta levh-i mahfuz olmak üzere sayısız tecellilerle kendini göstermiş, bildirmiş, okutturmuştur. 

Levh-i mahfuza, “bütün tohumlar, çekirdekler, nutfeler” ayna olmakla birlikte, bu konuda da yine  en güzel örnek “ahsen-i takvimde” yaratılan insandadır.

Hafızada her şey kaydedilir, fakat bizim yazı ile kaydetmemiz gibi değildir. Hâfızadaki bu harika kaydı anlamaktaki aczimiz, levh-i mahfuzu anlama konusunda da aynen geçerlidir.

Hafızamızda bir olayın bütün safhaları kaydolduğu gibi, olayla ilgili şahısların şekilleri, sesleri de kayıtlıdır. Levh-i mahfuzda da her şey, her şeyiyle, en mükemmel şekilde kayıt altına alınmıştır.

… 

Mahlûkat Allah’ın bir sıfatı olan kudretle yazıldığı gibi, onların bütün halleri ve işleri de diğer bir İlâhî sıfat olan ilimle bilinmekte ve kaydedilmektedir.    

Allah’ın yaratması, beşerin bir eseri yapmasına benzemediği gibi, O’nun kaydetmesi de insanın kayıtlarına benzemiyor.

Vacibü’l-Vücud, zâtında, mahiyetinde mümkine benzemediği gibi, ef’alinde de benzemiyor.” (Mesnevî-i Nuriye, Zerre)

Ezelden ebede kadar her şey Allah’ın ilmindedir. Yine ezelden ebede her şey Allah’ın irade ve kudretiyle yaratılır. Şu kâinat, Allah’ın kudretine ayna olduğu ve onu gösterdiği gibi, levh-i mahfuz da O’nun ilmine ve hafîziyetine aynadır. Kâinatı yaratmak Allah’a mahsus bir mucize olduğu gibi, onda cereyan eden her şeyi kaydetmek de O’nun ayrı bir mucizesidir.

Yeryüzündeki mahlûklar bu büyük mucizenin küçük misalleriyle adeta dolup taşmaktadır. Bir meyve ağacının plan ve programını bütün çekirdeklerine yerleştirmek, hayretle tefekkür edilmesi gereken büyük bir hadisedir.

Aynı şekilde bütün kuşların ve balıkların planları yumurtalarında yazılmakta, insanlar ve diğer birçok canlıların nutfeleri de onlardan çıkacak mahlûkun bütün özelliklerini şifre olarak taşımaktadır.

İnsanın beden yapısı nutfede, özet olarak yazılmakla birlikte, cüz’i iradesini hayır veya şerde kullanarak işlediği ameller de levh-i mahfuzun en güzel örneği olan hafızasında kaydedilir.

Nutfeler neslin devamına hizmet ettikleri gibi, hafızalar da mahşer meydanındaki büyük muhasebede birer senet olacaklardır.

“...İnsanın bin cihazatına takılan hikmetlerinden, yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hafızasında bütün tarihçe-i hayatını ve ona temas eden hadsiz hâdisâtı o kuvvecikte yazıp, onu bir kütüphane hükmüne getirip ve insanın haşirde muhakemesi için neşir olacak olan defter-i a’mâlinin bir küçük senedi olarak her vakit hatırlatmak sırrı ile, her insanın eline vererek dimağının cebine koyan bir ezelî hikmet...” (Âsâ-yı Mûsâ, Meyve Risalesi)

 

 

İNSANA NİÇİN HAFIZA VERİLMİŞTİR?

Hafızanın bu dünyadaki önemli bir fonksiyonu ise insanlık âleminin ilim ve teknikteki terakkisine hizmet etmesidir. Hayvanlar âlemi böyle değildir. İlk arı ne yapmışsa bugünkü arı da aynı şeyleri yapmaktadır. İlk arının günah ve isyandan uzak olan ruhu ne kadar saf ve berrak ise, günümüzün arıları da öyledir.

İnsanlar ise bir yandan ilim ve teknikte yeni harikalar ortaya koyarken, öte yandan mazide emsali görülmemiş isyanlara ve zulümlere de imza atmaktadırlar.

İnsanın son nefesine kadar iyi veya kötü işler yapabilmesi gösteriyor ki, insana akıl ve hafıza verilmesinin en önemli hikmeti ölüm ötesine ve hesap gününe bakmaktadır.