64 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Mus'ab'ın (ra) İzini Sürmek

Aralık 2019, 516 339 Görüntülenme Eklenme Tarih: 26 Kasım 2019 00:45 Ayten Yadigâr

 

Bir kutlu neslin yaşadıklarına tanıklık etti yeryüzü. Onlar bir şefkat peygamberinin eline tutunarak cahilliye karanlıklarından nura çıkarıldılar. Kolay bir çıkış süreci değildi söz konusu olan. Çünkü Allah Rasulü’nün (sav) tebliğine uyup “Biz Müslüman olduk” dedikten sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorlardı. Yeni bir yola girmişlerdi, yeni bir hayatın eşiğindeydiler. İnsan nefsine en ağır gelen değişimi, yani öncelikle “kendini değiştirmeyi” yaşayacaklardı. Bu zorluğa talip olmasalardı, her şey yine cahilliye dönemindeki adet ve alışkanlıklar üzere devam etseydi, bugün onları “Saadet Asrı’nı yaşayan ve yaşatan bir nesil” olarak anmak durumunda olamayacaktık. Onlar değiştiler ve değiştirdiler. Bunun içindir ki Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz’in (sav) “Ashabım gökteki yıldızlar gibidirler” diyerek taltif buyurduğu bir nesil oldular.

Bugün bu sözden hareketle daha iyi bir Müslüman olma yolunda her bir sahabeden alacağımız nice dersler olduğunu anlıyoruz. Değerlerin alt üst edildiği, zihinlerin ve gönüllerin bulandığı, mutlu olmak ve huzur bulmak adına türlü yanlışlara sapıldığı asrımızda iyi ve güzel yaşanmış hayatları örnek almaya ne kadar muhtacız. İşte gökteki yıldızlar nasıl yolunu kaybetmişlere kılavuz vazifesi görüyorsa, tarih göğünde yıldızlar misali hayatlar bırakan Ashab-ı Kiram da okunmayı, tanınmayı, anlaşılmayı ve örnek alınmayı bekliyor ki muzdarip insanlık hak yolu bulsun ve iki dünya saadetine nail olsun.

Ashab-ı Kiram’ın her biri ayrı bir kıymet. Onların meziyetlerini, sahip oldukları üstün vasıfları layıkıyla dile getirmemizin mümkün olmadığını öncelikle itiraf etmek gerek. Anlayabildiğimiz ölçüde anlatabiliriz ancak. Bunları ifade ettikten sonra bir yıldızın gönül dünyamızdaki yansımalarından artık bahsedebiliriz.

Adı Mus’ab b. Umeyr (ra). Mekke’nin en zengin ailelerinden birine mensup, güzel giyinmeyi seven bir genç. Mus’ab, Allah Rasulü’nün (sav) tebliğ ettiği dine iman edip Müslüman olur. Ailesi, oğullarının “atalarının dininden” dönüş yapması ve putları inkâr ederek bir tek Allah’a iman ettiğini açıklamasının şaşkınlığını yaşar önce. Sonra baskı ve dayatma ile onu bu yoldan geri çevirebileceklerini düşünürler. Çabaları bir sonuç vermeyince baskılar şiddetlenir, hatta Mus’ab hapsedilir. Bunların hiç biri işe yaramaz. Çünkü o Hakk’a teslim olmuş ve imanın tadını tatmış bir gençtir. Bu kez ailesi kendisini reddetme yoluna gider, Mus’ab’ın imkânları elinden alınıverir. Olur da dayanamaz, alışageldiği hayat tarzını özler her şey eskisi gibi olur beklentisi içinde. Oysa yanılmaktadırlar. Çünkü Mus’ab için yepyeni bir hayat başlamıştır artık. İmanla nurlanmış ve salih amellerle ziynetlenmiş bir hayatı bulmuş olmak söz konusu iken, maddi anlamda zenginlik ve rahatlık ne anlam ifade edebilirdi ki? Birinde ebedi saadete erme imkânı, diğerinde ise sadece geçici dünya hayatında bir zaman için lezzet veren ancak sonuçta yok olmaya mahkûm bir aldanış. Haliyle Mus’ab yüreğinin sesini dinledi ve tercihini yaptı. Bundan sonra o alışılageldiği haliyle güzel giysiler içinde görülemeyecekti. Ne gam! “Nice insanlar gördüm üzerlerinde elbise yok. Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok” demiş ya Mevlana.

Yaradan insanı “eşref-i mahlûkat” olarak tavsif etmiş Kitab’ında. Sakın ola ki insan olmaktan öte bir şeyle şereflendiğiniz zannına kapılmayın. Ne üst baş, ne makam mevki ne de zenginlik tek başına insanı şerefli kılmaz. Bunlarda izzet ve şeref arayan ne büyük bir yanılgı içindedir. İşte tüketim çılgınlığının sürekli körüklendiği ve insanların marka bağımlısı haline getirildiği günümüzde Mus’ab’ın bu tavrının üzerinde çokça düşünülmesi gerekiyor. Özellikle özgüven problemi yaşayan ve her bir isyanı aslında arayış çığlıklarının farklı şekillerde dışa vurumu olarak algılanması gereken gençlerimizin bu kutlu sahabeyi daha yakından tanımaya ve örnek almaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Mus’ab eğitimci kimliği ile de tarih göğünde parlayan bir yıldız. Zaten bütün peygamberler insanlığa gönderilmiş en büyük eğitimciler değil midir? Ashabın, tedrisinden geçtiği ve yıldızlaştığı Hatemü’l-Enbiya (sav) da hepsinin içinde ayrı bir değere sahipti. Çünkü o “Dürr-i yekta” Âlemlerin Rabbi tarafından terbiye edilmiş, kendisi de “Rabbim beni ne güzel terbiye etti” diyerek şahsına yönelik müstesna lütfu ikrar eylemişti. Böylesine özel bir talim terbiyeden geçen gaye insan, ufuk peygamber de ilahi görev omuzlarına yüklendikten sonra, öncelikle etrafındakileri insan etmek için çabalamıştı. İnsanlığını unutan, insanlık onuruna yakışmayan hal ve hareketleriyle hayatı zindan haline getiren ve kendinden daha değersiz ve aciz varlıklara kulluk etmeleri nedeniyle zillete düşmüş olanlara yeniden insan olduklarını hatırlatma çabası…

Tarih boyunca hak peygamberlerin gönderilme nedeni de bu büyük unutuş değil midir? Kıyamete kadar gelecek bütün insanlara elçi olarak gönderilen Allah Rasulü (sav) de aynı çabayla cahiliye dönemine ait ne varsa reddetmiş ve vahyin kılavuzluğunda yepyeni insanlar, yepyeni kimlikler, yepyeni kişilikler inşa etmiştir. Onun rahle-i tedrisinden geçenler önce insan olmanın ne olduğunu idrak etmişler, değişmişler, sonra da diğerlerini aynı idrake ulaştırmak ve değiştirmek adına yola düşmüşlerdir. İşte Mus’ab onlardan biriydi. Çünkü Yesrib’in Medine olabilmesi için, dahası Mekke’den Medine’ye, medeniyete geçebilmek için Mus’ab gibilerin yola düşmesi gerekiyordu. Hicretin gerçek manada gerçekleştirilmesi bu yürek hazırlığının yapılması ile mümkün olacaktı. Nitekim Yesrib halkına İslam’ı tanıtan, yürekleri Allah ve Peygamber sevgisiyle işleyen Mus’ab’ın gayretleri sonuçsuz kalmadı. Kutlu yolcuyu ve sadık arkadaşını dört gözle bekleyen şehir halkı onları karşılarken heyecan ve sevinçlerini yansıtan “Ay doğdu üzerimize Veda tepesinden. Şükür gerekti bizlere Allah’a davetinden…” sözleriyle etrafı çınlattılar. Bu ifadeler çağlar boyunca yankılandı ve bu asrın yolcuları olan bizlere kadar ulaştı.

Bugün insanlığın yaşadığı maddi ve manevi problemlerin temelinde eğitim eksikliğinin yattığı gerçeği çoğunluğun dile getirdiği bir husustur. Allah’ın rahmeti ve lütfu ile insanların varlıklarına devam ettikleri bir dünya üzerinde “İnsanlık nerede?” dedirten manzaralar günlük hayatın bir parçası haline gelmişse, o büyük unutuşun sebep olduğu zilletten payımıza düşeni yaşamaktayız demektir. Bu nedenle Mus’ab gibilerin yürek fetihlerine girişmelerinin elzem olduğu bu dönemde, o kutlu sahabiyi daha çok anıp izini sürerek hayır hizmetlerine koşmak, yirmi birinci asrın insanını kendisi ve hayatla barışık kılacak bir medeniyetle tanıştırmada çok önemli bir rol oynayacaktır. Bu eğitim seferberliğinde sloganımız “Haydi kızlar okula!” gibi dar bir çerçeveye de mahkûm edilmemeli. “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz” tavsiyesi ışığında “Haydi insanlar kendinizi okumaya, Kitab’ı okumaya, kâinatı okumaya! Haydi kurtuluşa!” diyerek harekete geçilmeli.

Mus’ab b. Umeyr sureten Rasulallah’a (sav) en çok benzeyen sahabe olarak da anılmaktadır. Bu özelliği onu zihinlerimizde daha bir sevimli ve sıcak kılmaktadır. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, bütün sahabeler gibi Mus’ab’ın da “gökteki yıldızlar” benzetmesine muhatap kılınmasının asıl sebebi suret güzelliğinden çok hal olarak Allah Rasulü’nü örnek alma ve ona benzeme gayretleridir. Hiç şüphesiz Âlemlere Rahmet Efendimiz’in (sav) kendine has ve kimseye benzemeyen eşsiz bir güzelliği vardı. Ancak O (sav), Allah’a ve ahiret gününe inanan ve Rablerine kavuşmayı ümit edenler için “üsve-i hasene” olarak tavsif edilmişti.

Dünyaya gönderilen her bir insanın ahsen-i takvim üzere yaratıldığını da biliyoruz. O halde bugün bizler de bizi en güzel surette yaratan Rabbimize şükürlerle yönelmeli ve cismani güzellik peşinde koşmak yerine Peygamber Efendimiz’i (sav) örnek alarak ruhen güzelleşmeye çalışmalıyız. Gözlerimiz şeklen Ona benzemeyebilir ama hayata Onun gibi bakabilme niyetini taşıyıp bu yolda gayret gösterebiliriz. Bu da zamanla bizi Ona benzer kılabilir. Yine düşüncede, davranışta, hissedişte, tavır almada ve tercihlerde hep Onu hatırda tutarak cehdimizi sürdürürsek Mus’ab gibi hisse alanlardan olabiliriz Allah’ın izniyle.

Mus’ab’ın (ra) ölümünden de alacağımız nice dersler var. O bir Uhud şehidi. Allah Rasulü’nün (sav) selam verdiği ve “O bizi sever biz onu severiz” buyurduğu dağın koynunda sakladığı bir şehit. Onun Mekke’deki İslam öncesi hayatında güzel elbiseler içinde gezmesiyle tanınan biri olduğunu daha önce ifade etmiştik. Oysa Rabbine kavuştuğu, şehit olduğu vakit üzerini tamamen örtecek bir örtünün bile bulunamadığını öğreniyoruz rivayetlerden. Yaşadığı hayatla zaten Hakk’a şahit olan Mus’ab, Allah’ın vermiş olduğu en tatlı emanet olan canını yine onun yolunda gözünü kırpmadan vermekle en üst düzeyde şahitliğini yaparak son nefesini teslim etmişti. Artık o, Kur’an’da yer alan “Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir” ayet-i kerimesini lisan-ı halle dillendirerek tarih göğünde yerini alan bir yıldızdır.

Bilginin her alanı kuşattığı ve teknoloji sayesinde çok kolay ulaşılabilir hale geldiği günümüzde ümmetçe olmamız gereken noktada değilsek bir yerlerde hata yaptığımız muhakkak. En büyük hatamız ise bilginin sadece insana yüklenen bir unsur gibi algılanması ve hayata geçirilmemesi. Allah Rasulü (sav) bir duasında “Faydası olmayan ilimden Sana sığınırım” buyuruyor. Bu nedenle Mus’ab’ın (ra) şahsında gördüğümüz gibi yaşantımızla Hakk’a şahitlik edenlerden olma gayretini kuşanmalıyız. Biz atalete rıza göstermez, her an yenilenme ve tazelenme cehdimizi sürdürür isek “Sabır ve namazla Allah’tan yardım talebimiz” cevap bulacaktır. İşte o zaman tüm insanlığın ıstıraplarını dindirecek yepyeni bir dünya kurulması mümkün olacaktır.

Değişmeden değiştirilemeyeceği bilinciyle hareket edip “cahiliye dönemi”nin ardından “saadet asrı”nı inşa eden ve bize güzel bir örneklik bırakan Rasulullah (sav) ve Onun kutlu ashabına selam olsun. Rabbim onların hallerinden bir nebze olsun nasiplendirdiklerinden eylesin. Bizim onları hayırla yâd ettiğimiz gibi gelecek nesillerce hayırla yâd edilenlerden olmayı nasip etsin.

 

 


Aralık 2019, 516 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Hem “Uzaktan Eğitim” Hem “Yakından Eğitim”

Farklı bir hayat tecrübesinin içinden geçiyoruz bir süredir. Hem fertler hem kurumlar düzeyinde… Gözle görülmeyen bir virüs nedeniyle tüm dünyada hayatın akışı değişti malumunuz.

Devamı »

Kutlu Ay Ramazan

Ramazan, “kuluna şahdamarından yakın” olduğunu bildiren Âlemlerin Rabbi’nin rahmet tecellileri ile dopdolu, günlük hayatın koşturmalarından yorgun düşmüş yürekler için bir dinlenme ve arınma imkânı sunan kutlu bir zaman dilimi.

Devamı »

Zeytin Ağaçları ve Mülteci Kampları

Zeytin ağacı… Kutsallığın, bolluğun, adaletin, sağlığın, zaferin, refahın ve bilgeliğin sembolü… İnsanlık için en önemli erdem ve değerlerin simgesi bir başka deyişle.

Devamı »

Çocukluğa Dair

Bir çocuğun kendini tanıma ve hayatı anlama yolunda ilk basamakları tırmanırken bunca sayısal değere ihtiyacı yok aslında. Onun en büyük ihtiyacı sevgi, ilgi ve şefkatle yoğrulduğu, kabul gördüğü, kendini güvende hissettiği bir aile ortamı. Hangi sayısal büyüklük onun bu ihtiyacına cevap verebilir ki? Evin oda sayısı mı? Kendine ait odasının son moda eşyalarla dekore edilmiş olması mı? Pahalı giysi ve oyuncaklar mı? Ona anne baba hasreti çektirerek kazanılan yüksek kazançlar mı?..

Devamı »