TR EN

Dil Seçin

Ara

Artık TV Sadece Bir Seyir Aracı Değildir

Artık TV Sadece Bir Seyir Aracı Değildir

“Şiddet” medyada artık bir eğlence unsuru olarak sunulmaya ve modern dünyanın vazgeçilmez bir gerçekliği zannedilmeye başlandı.

Sinemada Quentin Tarantino ile başlayan şiddette estetik akımı ki, bu anlayışa birçok eleştiriler yapılsa da “şiddet” medyada artık bir eğlence unsuru olarak sunulmaya ve modern dünyanın vazgeçilmez bir gerçekliği zannedilmeye başlandı.

Şiddetin estetize edilmesi ve pazarlanması ile egemen değerleri ve “yeni gelenekler”i oluşturan Batı dünyası, bu oluşumda erdemler ve manevi değerlerden daha çok, seyirciden para kazanma yollarını ön planda tutmuştur. İnsanî zaaflardan faydalanan bir drama anlayışıyla haber kurgulamakta, sinema ve dizi yapmaktadır.

Bir ülkeyi ekonomik olarak ele geçirmenin yolu artık kültürden geçmektedir. Silah zoruyla kimse size Mcdonalds kültürü ya da Hamburger endüstrisi ithal edemez ama sinema ve TV ile sağladığı imaj sizin onu çağırmanızı sağlar.

 

Artık TV sadece bir seyir aracı değildir

Yeni gelenekler derken, her akşam evde oturulup TV izlenmesi gibi yeni toplumsal alışkanlıklardan bahsediyoruz. TV sadece bir seyir aracı değildir. Kültürel kodları oluşturur ve şuursuz izleyicinin beynine örnek-rol modeller yükler. İnsanların zevki, dünyaya bakışı ve arzuları buna göre şekillenir ve bunları elde etmek için şiddet dahil her türlü yola başvurabilir.

Aslında Bediüzzaman, “Beşerin şimdiki seyyiat-alud hırçın ruhunda, mütebessim küçük cenazeler olan suretlerin rolü ehemmiyetlidir.”1 derken buna dikkat çeker.

Lemaat’da özellikle “Güneşi gösterirse, sarı saçlı güzel bir aktrisi karie ihtar eder. Zâhiren der: sefahet fenadır, insanlara yakışmaz. Netice-i muzırrayı gösterir. Halbuki sefahete öyle müşevvikâne bir tasviri yapar ki, ağız suyu akıtır, akıl hâkim kalamaz. İştihayı kabartır, hevesi tehyic eder, his daha söz dinlemez.”2

İşte burada artık söz dinlemeyen his, TV’de ya da sinemada izlediği ve mutlaka sahip olması gerektiğini düşündüğü şeye şehvetle yönelip, sahip olabilme adına gerekirse şiddete de başvurabilmektedir.

Ve maalesef genç dimağlara şiddeti zerk eden sinema, dizi ve çizgi film kahramanları örnek tipler olarak verilmektedir.

Şiddet, film ve TV’lerdeki iyi karakterler aracılığıyla bir sorun çözme biçimi olarak meşrulaştırılmakta hatta normal bir çözüm yolu olarak kanıksanmaktadır.

Bu Batılı anlayışı Bediüzzaman “İşte yabanî edebse hamaset noktasında hakperestliği etmez. Belki zalim nev-i beşerin gaddarlıklarını alkışlamakla kuvvetperestlik hissini telkin eder.”3 diyerek vurgular.

Burada hâkim değerleri üreten ana motor, kitle iletişim araçları diye de özetleyebileceğimiz medyadır.

Yeryüzünün Amerikanlaşması ya da Batılılaşmasını kültürel ve ekonomik hegemonya ile başlatan, hakkı değil, menfaati üstün tutan bu mantaliteden nasıl kurtulacağız?

Artık okullarda yetişen bireylerdeki idealsizlik bizlere üstadın “Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenasi edilse, ezhan (düşünceler) enelere dönüp etrafında gezerler.”4 sözündeki tehlikeyi hatırlatır.

Peki kişinin ülküsünün, idealinin “ene”ye dönmesinin ne gibi zararları olur?

Bu ene Kur’anî rahmetle sulanmazsa zararlı bir unsura dönüşür, “Koca bir ejderha gibi, vücud-u insanı bel’eder. Bütün o insan, bütün letaifiyle adeta ene olur.”5

 

 

NOTLAR VE DİPNOT

1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat (Hakikat Çekirdekleri) Sh.542

2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Sh. 931 ve Kastamonu Lahikası, Sh. 306. 

3. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Sh. 930.

4. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Sh. 536. 

5. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Sh. 672.