139 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Güzel Günler Yola Çıkmış Geliyorlar

Aralık 2015, 468 192 Görüntülenme Eklenme Tarih: 27 Mart 2020 19:45 Selim Gündüzalp

 

Gezdim diyar diyar.

Dolaştım çiçek çiçek.

Süzdüm yudum yudum.

Renklerin, kokuların en hasını sundum sana.

Ey insan, uyansana.

Oysa ben şafakla uyandım.

Ne bahçeler geçtim, ne dağlar aştım.

Sadece ballar değil, çiçek çiçek dualar da getirdim sana.

Ey insan! Uyansana…

Hâlâ melâl içindesin, üzgünsün.

Hâlâ düşünmüyorsun. Düşünemiyorsun.

Bunca nimet içinde yüzdüğünü niye göremiyorsun?

Bahanen ne senin?

...

Bir arı..

Üç günlük ömrünü adamış sana.

Sen ne yapıyorsun peki.

Bunca ümidin, şevkin ve hizmetin içindesin.

Sultanlar gibisin.

Hayat dolu bir hayatın içindesin.

Ama sen, hâlâ firardasın, kayıplardasın.

Görevinden uzaklardasın.

Sanki seni bilen yok. Sesine kulak veren yok. Sanki sana değer veren yok sanıyorsun.

Nedir bu sitem? Nedir bu naz? 

Aldanma kalabalıklara.. Bakma onların çokluğuna..

Yolu kalabalıklar değil, yaradan belirler.

Bir kişi dahi olsa hak yolunun yolcusu, o kişi çoktur.

Bakma etrafının çok değişken olduğuna.

Unutulmuş değilsin. Asla ihmal edilmiş değilsin.

...

Her çiçeğin açma vakti var.

Her kuşun uçma vakti var.

Herkesin hayata uyanma vakti var.

Vaktin geliyor artık uyansana.

Senin suyunun kaynama derecesi farklı, o kadar.

Kimi yüz derecede, kimi bin derecede kaynar.

Unutma, üzerine sadece rahmet değil, ümitler de yağar.

Sen arkanı dönünce kayboluyor onlar, kapanıyor kapılar.

Belki de sana öyle geliyor.

Bak, güneş dokunuyor omuzuna.

“Sana en güzel ışıkları getirdim” diyor.

Hamd etsene, şükretsene Yaradan’a!

Bak, hâlâ rengi solmuş gözlerinden manzaralar sunuyor sana.

Hamd etsene, şükretsene Yaradan’a!

Her şeye yakın olan kalbin, yaradana yakın olmayınca, başlıyor işte bitmek bilmeyen dertler…

Bak, ne diyor bir türküde:

 

“Neylersin de elin gülün ararsın

Sana has bahçede bunca güller var…

Eğilip de her çeşmeden su içme 

Sana ab-ı hayat bunca göller var.”

 

Kurumuş dudaklar bir yudum suya hasret

Ya kurumuş gönüller neye hasret?

Kalbini yokladın mı hiç? Yerinde mi?

Kalbin saati çalışıyor mu, tık tık atıyor mu?

“Allah” de hemen… 

Güncelle bakalım hayatını.

Hani güngörmüş insanlar vardır ya.

Severim söylediklerini.

Nasıl onlar birden “Allah” derlerse,

Sende öyle “Allah” de…

Boz bakalım şeytanın oyununu.

Gözünün önüne serilen gri-siyah tabloları değiştir bakalım. Bir cümleyle beyaza boya. 

“Buna da takatim yok” deme artık.

Her dil bir değil, her göz bir değil, her gönül bir değil.

Ancak Onunla olan gönül birdir, göz birdir, “Allah” diyen dil birdir.

Kendisini içine, kozasına hapsetmekte çok mahirdir insan.

Dün dualarına cevap veren, bugün de veriyor. 

...

Sen istemeden dünyayı ve içindekileri sana veren Allah.

Sen istedikten sonra neler vermez ki!..

...

Mızıldanmayı bırak.

Unutulmuş değilsin.

Dün de bugün de hep Onun tasarrufundasın.

Her nefes, her an Onun himayesi ve inayeti altındasın.

Yağmurdan saçakların altına sığındığın gibi.

Sığın şimdi de Onun rahmet deryasına. İltica et. Sen de mülteci ol.

Sığın ona. Rahmeti yâr olsun sana.

...

Bazen öyle darlanır ki insan; “bitsin bu hayat,” der.

Eee, zaten bitecek.

İstesen de bitecek, istemesen de.

Nedir bu sitem? Nedir bu naz? Kime? Neden?

Kalbin duası, ümidin nağmesidir.

Solmuş bir çiçeğe benzetmeye hakkın yok hayatını.

Güz gülleri gibi de değilsin, hiç sevilmemiş de değilsin.

Kendi kendine bozgun akşamları hazırlama.

Şeytan kazdığı kuyuya, bırak kendisi düşsün, sen düşme…

Nefsine uyma… Şeytana kulak asma…

Kalk, elini yüzünü bir yıka da aynaya bir bak, dilinde bir güzel duayla:

“Yâ Rab! Affeder misin beni?”

Her şeyin değiştiğini ve değişeceğini gör.

Unutulmuş, oraya buraya savrulmuş biri değilsin sen. Ayaklar altında ezilen bir yaprak değilsin sen.

Kâinatın gözbebeğisin sen. 

Eşrefi mahlûkatsın sen…

Hangi halde olursan ol, Allah’ın kulusun sen.

Acaba bunun farkında mısın?

Hiçbir şeyi kaçırmış, hiçbir şeyi kaybetmiş değilsin.

Senin yaşadığın hali, milyonlar yaşıyor.

Çıkmazlarda olanlar da çıkıyor.

Önemli olan, düştüğü kuyudan çıkabilmesidir insanın. 

Uzanan Rahmanî ipe el atabilmesidir.

Hâlâ yaşıyorsan, nefes alıyorsan, konuşuyorsan, ümit var.

Hem de kâinat kadar ümit var.

Çünkü ümidi yaratan var.

“Allah” var…

Böyle güzel bir ümidi Kur’an’ın ışığında kalbimize koyduğu için Rabbimize hamd ederiz. Peygamber Efendimize de salat-u selâm ederiz.

...

Burası dünya, burada işler hep yarımdır. 

Sen üzerine düşeni güzelce yap yeter.

Bir gün yarım kalanı senin adına tamamlayan çıkar.

Merak etme, sen görevini güzelce yap yeter.

Unutma; tüm çiçekleri kopartsalar da baharın gelmesini asla engelleyemezler.

Baharın yakındır. Şafakla uyanma zamanıdır.

...

Senin için yazıldı bu yazı.

Senin için kaleme alındı.

Oturup bir kenarda okuyup ağlayasın diye.

Gözyaşların sel olsun diye.

Bu yazı senin olsun diye.

Kalbine yakın olasın diye…

Biliyorsun, kalbine yakın olan, Rabbine yakın olur.

Kendini hapsettiğin o zindandan çık artık.

Bak, birazdan ayakların yere basmayacak.

Koşacaksın engin maviliklerde, bir arı gibi uçacaksın çiçekten çiçeğe.

Bir kuş gibi konacaksın daldan dala.

Bir bulut olup koşacaksın kuruyan topraklara.

Yağmur olup, rahmet olup yağacaksın kuruyan dudaklara.

Haydi bakalım, sitemi, nazlanmayı bırak; yapacak çok işimiz var.

İmdadına koşulacak daha çok insan var.

Gebersin yeis, yaşasın ümit!

Ölsün yeis, yaşasın ümit!

Ümit bir daldır. 

İnsan, o dalda şakıyan bir kuştur.

Kuş kuşu çağırır, bir araya toplanır.

Aynı dertten muzdarip olanlar seni bulacaktır.

Sen de bu halinle onlara ümit şarkıları söyleyeceksin. 

Sen yalnız kendi derdini düşünme; nice gönüller var senin gibi belki senden beter…

Onlara ulaşmak sana da iyi gelecek.

Zafer sana ulaştı, sen de Zafer’le onlara ulaş...

Haydi bakalım, kendi kozasından çıkmak istemeyen daha niceleri var.

Bul onları. Bulalım Zafer Dergimizle onları.

Gidemediğimiz yere bırakalım o gitsin.

Giremediğimiz bir gönüle bırakalım o girsin.

...

Ümidin şarkısını söylemeye var mısın?

İşte iman böyle bir nimettir.

İşte imanın içinde ne ümitler var.

Kırıntısı bile onun, koca dünyaya değer.

Bir damlası kâinata bedeldir.

Haydi bakalım, nura, ışığa çağrılacak daha nice gönüller var.

Onlara bir ışık da sen tutuver.

Haydi bakalım.

Bir gönüle daha Zafer’le girelim.

Bir adım atsak nice kapılar açılacak.

Nice bekleyenler var.

Bir adım atsak çabucak ulaşılacak.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Haydi Bakalım

Neyi dinlesen, kendine özel bir dille konuşur. Her şey ses verir anlayana, geçip gitmeyene… Yıldızı dinlesen, dereyi dinlesen; ağacı dinlesen, kuşu dinlesen… “Nerede beni dinleyen, nerede sesimi duyan?” der adeta. Ve bin bir gecenin içinden bir ses gelir: “Ben seni dinliyorum.” der. Ve açılır sırlar, hikmetler… Dinleyen anlar!.. Düşünün bir yayla başındasınız, bir gece vakti bir ağacın tepesindesiniz, herkesten uzak, her şeye yakınsınız… Yalnızlık! Dışı yalnızlaştıkça, içi kalabalıklaşıyor

Devamı »

Rabbimizin Nimetleri Saymakla Biter mi!

Dün neredeydik, bugün nerede… Günbegün ağacın başındaki bir meyve gibi olgunlaşan hayatımız, dört bir yandan akıp gelen nimetler. Neler neler… Saymakla bitmez. Hangi birini sayabiliriz ki? Rabbimizin bizi yok iken yaratıp var ettiğini mi, bitki ya da hayvan değil bir insan olarak yaratmasını mı?.. Hayat verip sürdürmesini mi? Belki her gün ne kazalar, ne hastalıklardan korunuyoruz da haberimiz bile olmuyor…

Devamı »

Tohumdan Çınara

Ne acayip değil mi! Cenab-ı Hak tohumu ve ağacı bir makine gibi yapmış. Bir küçücük tohum, koca ağacı içinde saklıyor; adeta bir ağaç makinesi gibi çalışıp ağaç üretiyor. Ağaç da meyve makinesi gibi çalışıp lütf-u ilahi ile meyve üretiyor.

Devamı »

Rabbim, Her İşine Hayretteyim

Beyaz ve tatlı meyveleri olan bir dut ağacının altındayım. Sanki tüm varlığın odak noktasındayım...

Devamı »