ARAMA SAYFASI

Allah’ın Renkleri

Allah’ın Renkleri

Her şeyin bir şekli, bir dokusu, bir tadı, bir kokusu, bir ağırlığı, bir hacmi olduğu gibi, bir de rengi vardır...

 

Başkaları ne isim verir bilmiyorum ama bana göre biz, (şu sıralar kırklı yaşların ilk yarısında olanlar) E KUŞAĞI idik.

E kuşağı, yani EZİK KUŞAK!

Tezgahında kaynana dili, horoz ibiği gibi korkutucu isimleri olan birtakım kötü şekerler ve bol miktarda bayat leblebi tozundan başka dişe dokunur hiçbir şeyi olmayan mahalle bakkalının önünde bile ezim ezim ezilen, Köle Isaura kadar özgüveni olmayan, 80’li yılların piskevit arasına, piskeviti kırmadan lokum sıkıştıran çocuklarıydık.

Ya o “Afro Amerikan” saçlı Ressam Bob Ross’a ne demeli peki?

Siz Ressam Bob’u bir tür Facebook-Twitter geyiği olarak biliyorsunuz. Ama biz o abinin canlısına yetiştik.

“Şuraya da mutlu bir tahtakurusu çizelim!” repliği ile zihinlerimize, alizarin kırmızısı yahut ultramarin mavi tonlarında bir imza çakmış Ressam Bob, özellikle resim mesim işlerine meraklı olanlar için, tam bir efsaneydi.

Efsaneydi ama toprağı bol olasıca o da bizi az ezmedi...

Tuvalinin başına geçer boy boy fırçaları, tüp tüp boyaları ile şuraya bi ağaç, buraya bir inek, öteki tarafa bir dere, beriki tarafa üç beş fırça darbesi ile pembe pancurlu bir ev çizerdi; biz hep bakardık, nasıl da çabuk ve nasıl da güzel çizerdi...

Bugün böceklerle ilgili bir kitapta, kelebeklerin renk renk, desen desen kanatlarına hayran hayran bakarken, aklıma Ressam Bob Ross geldi.

 

 

“Şuraya çizdiğin o mesut ve bahtiyar eşekmarulunun yaprakları üzerine, bir de kelebek çizsene Bob!” deyiverdim içimden...

– Bobidin sen kelebeğin resmini çizebilir misin?

– A hahaha! Çizerim tabi?

– Hadi bi çiz bakalım? Ama bak o kırmızı benekler senin o sağa sola sürüştürdüğün alizarin kırmızısına benziyor mu? Ya şu sarı? Hint sarısı mı, kehribar mı, amber mi? Nasıl sıcak bir şey! Yanarlı dönerli! Bak o benekler de, buradan bakınca mor, öteki taraftan bakınca kırmızı görünüyor, ona göre!

– Şimdiii! Bunlar böyle bildiğimiz renkler değil tabi! Bu kelebek kanatlarında başka bir teknoloji(!) kullanılmış besbelli. O bakımdan çizeriz ama aynısı olmaz!

– Olmaz değil mi?

– Olmaz! Sanayi işi olur. O desenler benim fırçamın harcı değil... O renkler benim boya tüplerimden çıkmaz.

– Çıkmaz değil mi?

– Çıkmaz!

– Vay be!

 

Kelebek kanatları renklidir!

Peki ama renk nedir?

 

 

İçinde yedi rengi saklayan beyaz ışık taa Güneş’ten gele gele bir yaprağın üzerine düşüverdiğinde, yaprak yeşil; bir kiraz tanesinin pırıltılı tenine değdiğinde, kiraz tanesi kırmızı; bir portakalın pütürüklü kabuğu üzerinde gezindiğinde, portakal turuncu; bir menekşenin narin yüzeyine iliştiğinde, menekşe mor; minicik bir bebeciğin yanaklarına dokunduğunda ise, bebeciğin yanakları pespembe oluyor... Ve bir kelebeğin kanatlarına iliştiğinde aynı beyaz ışık, kelebeğin kanatları desen desen, renk renk, benek benek görünür gözlerimize.

Peki ama niçin?

Aslında bunun tek bir cevabı vardır. Allah, yaprakları yeşil, portakalı turuncu, menekşeyi mor, bebeciklerin yanaklarını pespembe ve kelebeklerin kanatlarını rengarenk yaratmıştır da ondan...

Her şeyin bir şekli, bir dokusu, bir tadı, bir kokusu, bir ağırlığı, bir hacmi olduğu gibi, bir de rengi vardır...

 

 

Pigmentler

Güneş’ten saniyede 300.000 kilometre hızla gelen ışık, atmosferin kat kat perdelerinden süzüle süzüle yeryüzüne inip de bir Makaw papağanının kafasındaki tüylere değdiğinde, biz o tüyleri kıpkırmızı görürüz. Çünkü Makaw papağanının kafasındaki tüylerin üzerinde bununan pigment molekülleri sadece kırmızı ışığı yansıtacak şekilde yaratılmışlardır.

Görülebilir beyaz güneş ışığındaki renkler kırmızı pigment molekülleri tarafından çekilip alınır. Sadece kırmızı renk dışarıya yansıtılır.

İşte bu dışarıya yansıtılan yani pigmentlerin kabul etmedikleri renk bizim gözümüze ulaştığında yani papağana baktığımızda onun kafasındaki tüyleri kırmızı görmemizi sağlar...

Yani kırmızı rengin içinde aslında bütün renkler vardır da, sadece kırmızı yoktur!

Nasıl? İlginç değil mi?

Makaw papağanının kuyruğundaki mavi tüylerindeki pigmentler ise, bütün renklere kapılarını ardına kadar açmakla birlikte, bir tek maviyi içeriye almayacak şekilde yaratıldığı için, papağanın kuyruğunu mavi görürüz... Evet! Mavinin içinde de bütün renkler vardır da bir tek mavi yoktur.

 

 

Kısaca pigment moleküllerini makarna süzgeci gibi düşünürsek, bizim gördüğümüz renk süzgeçten geçemeyen renktir.

Peki bir zebra neden siyah beyaz çizgilidir?

 

 

Zebranın beyaz çizgilerindeki pigmentler bütün renkleri yansıtacak şekilde yaratılmıştır. Bu yüzden biz oraları beyaz görürüz. Çünkü daha önce de söylediğim gibi beyazın içinde bütün renkler vardır.

Peki ya siyah çizgiler?

Siyah çizgili tüylerdeki pigmentler ise beyaz olanların tam aksine hiçbir rengi yansıtmaz. Bütün renkleri içine alır. Dışarıya hiçbir renk yansımadığı için, biz oraları siyah görürüz. Yani siyahın içinde bütün renkler vardır...

Peki bitkiler neden genellikle yeşildir?

Bitkiler yeşildir çünkü yüzeylerinde klorofil adı verilen pigmentler bulunur. Klorofil pigmentleri, yeşil rengi yansıtır diğerlerini emer.

Peki ama neden?

 

 

“Yeşillik olsun” diye mi?

Klorofillerin tek görevi bitkilere yeşil renk vermek değildir. Asıl görevleri o muhteşem fotosentez hadisesi için gerekli enerjiyi toplamaktır.

Fotosentez için bitkilere çok fazla enerji gerekir. Güneş ışığı renkleri arasında, renk tayfında en çok enerji taşıyan mavi-mor, en az enerji taşıyanlar ise kırmızı-turuncu renklerdir. Klorofil pigmentleri bu renkleri doya doya çekip alırken, geriye tayfın ortasındaki orta enerjili yeşil kalır. Yeşil yansıtılınca da, biz bitkileri yeşil yeşil görürüz...

 

 

Elbette bütün bitkiler yeşil değildir...

Havuç turuncudur mesela... Çünkü havuçta bulunan karoten adındaki pigment, onu turuncu görmemizi sağlayan renkleri yansıtır, diğerlerini tutar.

Renklerin nasıl yaratıldığını ve pigmentlerin ne işe yaradığını hatırladığımıza göre, kelebek kanatlarına geri dönebiliriz artık...

 

Bambaşka bir teknoloji!

Aslında şeffaf yani cam gibi zardan kanatları olan kelebeklerin, bu zar kanatları pullarla kaplıdır ve bu pullar, kelebeğin yaratılıştan gelen özelliğine göre, yani kanatlarının hangi renklerde nasıl desenlerle yaratılmışsa o tür pigmentler taşırlar. İşte o muhteşem kanatlara, o muhteşem desenler bu pigmentlerle nakış nakış işlenir...

Pullar bir şekilde kanatlardan kopup düşecek olsa, kelebekçik pek çok şeyle birlikte rengini de kaybediverir.

Ancak bazı kelebeklerin renkleri ve desenleri diğerlerinden oldukça farklıdır. Sabun köpüklerinin üzerinde oluşan, gökkuşağı renklerine benzeyen, sanki baktığımız açıya göre değişen, dalgalanan ışıl ışıl yanan, yanardöner renklerdir bunlar. İşte bu acayip renkler, pigment molekülleri ile yaratılmaz—bunu daha kolay anlayalım diye söylüyorum—Allah böyle renkleri, “bambaşka bir teknoloji ile” yaratır!

Avustralya’daki bir kelebek müzesinde, görevliler üzüntü verici ve şaşırtıcı bir şey keşfettiler. Koleksiyonlarındaki bazı kelebeklerin renkleri, tıpkı aile albümlerindeki eski fotoğraflar gibi zamanla solup, canlılığını yitirirken, bazı kelebeklerin kanatları, kozalarından çıkıp dünyaya kanatlarını açtıkları o ilk günkü gibi canlı ve pırıl pırıl durmaktaydı!

Müze görevlileri neden bazı kelebeklerin renkleri solarken bazılarının solmadığını merak etti! Üstelik renkleri solmayan kelebek kanatları diğerlerinden çok daha farklı, mor, mavi ya da beyaz renklerde yanardöner desenlerdi. Yani insan, “Eğer solacaksa, hepsinden önce bunlar solar!” derdi.

Konu ile ilgilenen bilim adamlarının, hiç solmayan o menevişli renklerin şaşırtıcı sırrını ortaya çıkarmaları çok uzun sürmedi.

Renkleri zamanla soluklaşan kelebeklerin kanatları, “Gerçek renkler” ile boyalıydı. Yani, o renk ve desenler, kanatlarındaki pulcuklarda bulunan pigment molekülleri ile yaratılmıştı. Ve pigment molekülleri, özelliklerini zaman içinde kaybediyorlar, her şey ve bütün eşya gibi eskiyorlardı!

Yanar döner ve bakılan açıya göre renk değiştiren, parlaklığını hiç yitirmeyen renkler ise aslında gerçek renkler değildi! Yani pigment moleküllerinden oluşmuyorlardı. Bunlar “yapısal renklerdi” ve “fotonik sistem” adı verilen bir yaratılış harikası ile ışığın belirlenmiş yansıma açılarına göre ortaya çıkıyorlardı!

 

 

Boyasız boya, renksiz renk

Bob Ross da olsanız bir resim, hele de olağanüstü renkleri olan, hani neredeyse resim defterinizin içinden fırlayıp çıkacakmış gibi capcanlı renkleri olan bir resim, mesela bir kelebek resmi yapmak istiyorsanız; içinde pigment moleküllerinin bulunduğu renkli boyalara ihtiyaç duyarsınız. Sulu olur, kuru olur, yağlı olur, toz olur ama ille de bir boya olmalıdır!

Fakat bazı kelebeklerin kanatlarında hiç pigment molekülü olmadığı halde olağanüstü güzel ve rengarenk desenler, capcanlı renkler vardır. Ve bu renkler pigmentler olmadan yaratılmıştır. Aslında gerçekte olmayan bu renkler, kelebek kanatlarındaki pulcukların üzerlerinde bulunan mikroskobik kat kat tabakalar ve bu tabakalar üzerindeki boşlukların kusursuz bir düzenle dizilmelerinden meydana gelir.

Bilim adamlarının Fotonik kristal dediği bu yapılar üzerlerine düşen ışığın bazı dalga boylarını geçirdiği halde bazılarını geçirmez. Mesela Morpho rhetenor türü kelebeklerin kanatları neredeyse 1 kilometre öteden bile farkedilecek derece parlak, yanardöner ve göz alıcı bir maviliktedir. Çünkü kanatlarındaki fotonik kristaller, ışığın bütün dalga boylarını içine alıp sadece maviyi yansıtacak şekilde düzenlenmiştir.

Bu arada mavi ve mor renkler, ışığın en küçük dalga boyuna denk gelir. Bu yüzden mavi rengi yansıtacak fotonik kristallerin birkaç yüz nanometre kadar küçük olması gerekir. Birkaç yüz nanometre ne kadar küçüktür peki? Ben size “bir nanometre, bir milimetrenin milyonda biridir” diyeyim, gerisini hayal etmeye çalışın.

Eğer günün birinde, güneşli güzel bir yaz öğlesinde mesela, kanatlarındaki büyülü maviliği ile gözünüzü alan, pırıl pırıl parlayan ve oldukça ötelerden bile farkedebildiğiniz bir kelebek görürseniz, onun o göz alıcı mavi kanatlarında birkaç yüz nanometre boyunda sayısız fotonik kristal yapı ile yaratılıp donatıldığı için böyle göründüğünü hatırlayıverin.

Kendi küçük, pul kanatlarında taşıdığı sanat büyük bu mucizeyi hayranlıkla seyredin. Allah’ın boyasız da boyamasına, renksiz de renklendirmesine, bir kelebeğin kanatlarında, dalgalana dalgalana ışıldarken, şahit olun...