ARAMA SAYFASI

Hac

Hac

Söz İncileri

 

“Hacc-ı şerif bil’asale herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubudiyettir.”

(Bediüzzaman)

 

Hac, “bir yol bulanlara, Beyt’i (Kabeyi) haccetmeleri, Allah’ın insanlar üzerinde hakkıdır” ayetinin hükmüyle, imkânı olan Müslümanlara farz olan bir ibadettir. (Âl-i İmran, 97)

Kelime-i şehadet kalbî, namaz bedenî, zekât malî bir ibadet olduğu gibi, hac dahi hem bedenî, hem malî özellikler taşır.

Hac, Müslümanların yıllık kongreleri gibidir. Dünyanın her tarafından insanlar, hac mevsiminde akın akın Kâbe’ye koşarlar. Rengi ayrı, dili ayrı bu insanlar, aynı inanç, aynı heyecanla Kâbe’de Allah’a ibadet ederler. Aynı “lebbeyk” sözleriyle, İslâm’ın tevhid inancını aksettirirler.

Pek çok din ve felsefî ekolün bir türlü halledilmediği ırkçılık illetinin, İslâm’da tedavi edildiği hacda daha iyi anlaşılır. Rengarenk insanlar, aynı sade kıyafetler içinde, yan yana ibadet ederler. İslâm’ın evrenselliği hacda daha bariz bir şekilde görülür.

Hac, kul ile Allah arasında muazzam bir irtibat vesilesi olması yanında, ekonomik, siyasi, kültürel pek çok etkinliklere de uygun bir zemin meydana getirir. İslâm ülkeleri, mamüllerini hacda pazarlayabilir, problemlerini beraberce tartışabilir, birbirlerinin güzel yönlerinden etkilenebilirler.

Günümüzde haccın bu boyutunun ihmali neticesi olarak, pek çok Müslüman haccı mücerret bir ibadet olarak görmekte, İslâm âlemi haccın küllî neticelerinden mahrum kalmaktadır. Hatta denilebilir ki, haccı Müslümanlardan ziyade gayr-ı müslimler beklemektedirler. Zira, İslâm ülkelerinin kendi aralarında kuvvetli ekonomik bağlar kuramaması neticesinde, hacda başka ülkelerin malları pazarlanmakta ve kârı onlar kazanmaktadır.