TR EN

Dil Seçin

Ara

Mağlûbun Zaferi!..

Mağlûbun Zaferi!..

Dede ile Torun

- Dedeciğim!.. Geçen sohbetimizde, tam da Amazon Diyârını fethe çıkarken, uyku bahanesiyle filmi yarıda kesip beni yatağa yatırıverdin!.. Sanırım, Karıncalar Ülkesi’ne yapacağın şu meşhur seferde beni de yanında görmek istiyorsun… Merâkımı ve dikkatimi artırarak, daha rahat bir zamanda, bana çok önemli mesajlar vermeği plânlıyorsun… Yanılıyor muyum?..

- Sende bu hassas radar antenleri varken yanılman ne mümkün… Evet; silâh arkadaşımın daha dinlenmiş, dikkatli ve gayretli olması gerekiyordu. 

Zirâ, hasmımız olan o kızıl renkli Amazon Karıncalarının her biri, pusatı keskin, zırhı delinmez, attığı ok hedefinin şaşırmaz, yaman birer silâhşördü!..

Aslında onların bu cesur, cebbar tavrı, hoşuma gitmiyor da değil hani… Babacığım, geceleri bana “Kara Murat” romanında heyecanlı kısımları okurdu!.. Rüyâlarımızda hepimiz birer Kara Murat, Malkoçoğlu veya Ertuğrul Gâzi idik!..

- Bilmez miyim dedem; erkek çocukları vurdu kırdıya pek meraklıdır!..

- Ancak, Amazon Karıncaları’na duyduğum o beğenme hissi, zaman içinde bir kıskançlığa, küçümsemeye, hattâ hasede ve nefrete dönüştü!..

Bundan böyle Amazon Milleti, “karıncalığını” bilecekti!.. Erlik, yiğitlik sâdece biz insanların hasletiydi!.. Hem, Karakarınca’ların canı yok muydu da, sessiz sedâsız otla yaprakla yetiniyorlardı?..

Neticede, Amazon Neslini “evrimleştirmek” için yapılacak “devrim”in bütün plânları hazırdı!..

Bundan böyle, yuvaları, dikdörtgen odaklı geniş “hol”lü, “salon salamanje” ziyafet salonunu inşâ edilmeliydi. 

Giriş çıkış için ayrı iki kapı olmalıydı. Dâima sağ’dan yürünecekti; böylece gidiş gelişlerde hızlılık ve verimlilik sağlanabilirdi…

Karakarıncalar gibi, her karşılaştıklarında “burun tokuşturma” şeklindeki gereksiz ve “demode” selâmlaşmalar yasak edilmeliydi!..

Herkes “akıllı” olacaktı!..

Ayrıca, yuvanın gerekli yerlerine sertleştirilmiş çamura gömülü camdan pencereler açılmalıydı… Milyonlarca yıldan sonra nihâyet, karınca yuvalarına “gün ışığı” giriyordu!.. “Aydınlık ve kutlu” bir gelecek bekliyordu onları!.. Çok sevinecekleri,

“Yeni yuvamız doğdu, 

Karanlıkları boğdu!..”

diyerek kendi dillerinde devrim marşları söyleyecekleri ve uygun adım resmigeçit yapacakları “kesin”di!..

- Ah benim mûsikişinas dedem!.. Bence o marşın bestesini de hazır ediverseydin; açılış merâsimi için lâzım olurdu!..

- Bütün bunları onlara harfiyen öğretecek “numûne” bir yuva inşâ ettim… Ve sonra, bir vâzife ciddiyetiyle, garipçiklerin kendi yuvacıklarını başçağızlarına geçiriverdim!..

Bu arada iyi hatırlıyorum, Amazon Karıncalarıyla aramda, kaleme dökülmemiş bir “centilmenlik antlaşması” var gibiydi: 

Bir kere, hiçbir karıncayı kasten öldürmeyecektim. Bu şart benim de işime geliyordu; onları öldürürsem “modern” ve örnek karınca yuvamı kimlerle kurup sürdürebilecektim?..

Ama kazârâ bir ikisi ezilirse, onlar, “mutlu” bir gelecek uğrunda can vermiş olacaklardı!..

Olacaktı artık o kadar!..

Sonra; yuvalarını yok ederken, kazma-kürek gibi âletler kullanmayacaktım!..

Mâdem onlar “ilkel”di, âlet kullanamazlardı; ben de civanmertlik göstererek, sâdece işâret parmağımı kullanabilecektim!..

Heyhat!.. O tek parmak bile, bir yılan kıvraklığıyla yuvanın boşluklarına dalıyor ve sonra hızla yukarı kalkarak, zavallıların barınaklarını dinamitlenmiş gibi hava uçurmaya yetiyordu!..

Zulmediyordum ve üstelik, zulmümü mâzur görecek ve gösterecek türlü bahaneler uydurarak, cinayetimi bine katlıyordum!..

- Çocuk yaşlarında da olsa, benim merhametli dedeme zâlimliğin tek zerresi bulaşamaz!.. Hem, demez misin hep: “Her pişmanlık tövbedir; ve içten tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir” diye… Senin rûhunu kanatan şu yetmiş yıllık nedâmetin, Rabbimizin “Gafûr” ismiyle, bin günahı siler, bin çalılığı gül bahçesine çevirir!..

- Benim canım kızım!.. Büyüdükçe gönlü incelen, lisânı melekleşen hassas torunum!.. Böyle bir teselliye ne kadar da ihtiyacım vardı bilsen!..

- Kalbini ferah tut ve artık ne olur şu evrimleri-devrimleri yap, bitir!.. Hem bakalım, Cihân Harbi’nden falan daha mühim dediğin şu Amazon Savaşı’nın sırrı neymiş?..

- Evet… Eski köhne yuvada ne varsa, “Hârikalar Diyârı” Yeni Saray’a nakledildi!.. Elimi insafsızca ısırmalarını aldırmadan, yakalayabildiğim bütün Amazonları, kavanozla taşıyarak, özel menfezlerden yeni yuvanın içine doldurdum. 

Bütün kapakçıklar ve giriş-çıkış kapısı çamurla kapatılmıştı!..

Üç gün dışarı çıkamayacaklar!..

Tâ ki, kokuları yuvaya sinecek, onlar için binbir emekle hazırlanmış yeniliklerin ve “konfor”un tadını alarak, bu “kutlu devrim”i “içselleştirecekler”; o zaman, zafer kapısının ardına kadar açılmasıyla yepyeni bir hayata alkışlarla adım atacaklardı!..

- Yaşasın “Lüküs Hayat”!.. Aşçı, uşak, hizmetçiler, dolu mutfak, dolu kiler!..

- Keşke benim “operet”im de böyle neşeli bir finalle sona erebilseydi!..

Üç günün sonunda, kadîm Selçuklu tarzı süslü kapı, merasimle açıldı!.. Tam bando mızıka başlayacak diye ümitlenirken, birden gördüm ki zavallı Amazoncuklar, tahliye edilen mahkûmların delice sevinciyle kendilerini dışarı atıyorlar!..

Beklenmedik bir işti bu!.. Önce, o canhıraş fırlayışlarını, havasız kalmış olmalarına bağladım… Gerçi, önceden çuvaldızla birkaç hava deliği açmıştım, demek ki yeterli olmamış diye düşündüm… Acaba, gazoz kapaklarındaki su, az mı gelmişti?..

Yine kendimce birtakım bahaneler uyduruyordum… Evet… Bahane, beceriksizin, çâresizin sığınağıdır!..

Ertesi gün, beni iyice çileden çıkaracak yeni yeni işler olmaya başladı: Amazon’lu hâinler, “karşı devrim”e girişmişlerdi!.. Yumurtaları, kozaları ve yiyecekleri, özel bölme ve raflardan çalarak, eski yuvaya doğru hızlı hızlı kaçırıyorlardı!.. Bu yetmezmiş gibi, iri karıncalar, daha küçük ve tecrübesiz olanları, kıskaçlarında dertop ederek o “ilkel” harabeye taşıyorlardı!..

O kocakafalı, densiz, “gerici”, “mürteci” eylemcileri yakalayarak, bağın altındaki sık böğürtlen çalılarının içine attım, “sürgün” ettim!.. Ancak o “vicdânî antlaşma” îcâbı, artık işe daha fazla müdâhale etmemem gerekiyordu… Ne olacaksa olacaktı!..

Uzaktan, arzularımın, plânlarımın ve renkli hayâllerimin, yıktığım yuvanınkinden beter bir hüsran infilâkıyla, dağılıp çöküşünü acı acı seyrettim!..

- Peki nerede kaldı o kâinat çapındaki dâvâ ve en büyük kâr, en kûdsî kazanç?..

- Karıncalar bana önce yaradılışı, “fıtrat”ı öğretti; oradan Fâtır-ı Hakîm’i buldum!.. Basit, sâde gibi görünende mükemmeliyeti gösterdi; Mutlak Kemâl Sahibini bildirdi!.. Dalâletin başı olan “Evrim”i devirdi; Hâlık’ımızı tanıttırdı!..

Onlarda, zulme direnci, hemcinsine merhameti, yuva sevgisini, örfe âdete sadâkati de yakînen gördüm, bildim!.. Sûretâ yenildim ama, hakikatte kazandım!.. Yaşım ilerledikçe onlardan ve diğer mahlûkattan “mastır”, “doktora” seviyesinde Nûr’lu dersler aldım!..

- Eh artık Amazon Karınca Bey’i imzâlı iman diplomasını hak ettin güzel dedem!..

-İnşâallah yavrum!.. İşte o diploma, ebedî hayat ve saâdet-i dâreyn için kırmızı pasaport hükmünde!.. Kurtuluşumuzun tek çâresi de o!.. Rabbimiz, cümlemize lütfetsin!..