TR EN

Dil Seçin

Ara

Satır Arası

Satır Arası

Satır Arası Kasım 2020

Nuri Pakdil, 

ağır bir tecrübenin damıtılmış meyvelerini sunuyor. 

Yaşama sorumluluğunun altını çiziyor: 

“Hayat, 

hem yürünülen yoldur, 

hem taşınan dağ.”

 

 

Schopenhauer’ın dikkat çektiği ‘diken’ ne kadar çok gülü eskitti, 

ne kadar çok gülümsemeyi erteletti: 

“Endişelerimizin ve kaygılarımızın yarısı 

başkalarının bizim hakkımızda düşündüklerinden kaynaklanır; 

bu dikeni tenimizden çıkarmalıyız.”

 

 

Andrey Tarkovski, 

‘Mühürlenmiş Zaman’da hayatın anlamını mühürlüyor:

“Yaşam 

mutlu olmak ve hep kazanmak için değil; 

var olmak ve bir ruh geliştirmek için 

insana tanınmış 

bir süreden başka bir şey değildir.”

 

 

Borges, Kum Kitabı’nda 

görmek için ışığın yetmediğini hatırlatır. 

Daha fazlasına ihtiyaç vardır: 

“Işığın iyi aydınlatmasına rağmen 

odadaki eşyaları iyi görebildiğime emin değilim. 

Bir şeyi görebilmek için onu anlamak gerekir. 

Bir gemi yolcusu, halatları tayfalar gibi göremez.” 

Hz. Âdem’e [as] esmâyı öğretmek, 

eşyayı anlamak için ve 

sahiden görmek için gerekliydi demek ki…

 

 

Hay, 

haya ve 

haysiyete işaret ediyor İbrahim Tenekeci. 

Şiirin kalbine çağırırken, 

Hay isminin iki merkez tecellisi olarak haya ve haysiyeti keşfediyor.

Arkadaşlarla otururken, konuşurken, 

‘şiir ve yazıdan ziyade, evvela insanlığa çalışmamız gerekiyor’ 

diyorum: 

‘Menfaatlerimize yahut bir başkasına değil; 

derdimize, davamıza kölelik edelim. 

Yaşama gerekçemiz 

Hay, haya ve haysiyet olsun.’

 

 

Şükrü Erbaş 

kalbinin sızısına kulak veriyor, 

dünya ötesini hece hece çağırıyor: 

“Ey güzelliğin ölümden büyük yaşama gücü 

Yalnız ölenler unutur birbirini 

Seni sevmeye yeni başladım.”