TR EN

Dil Seçin

Ara

Hayatınızı Hangi Duygularınız Yönlendiriyor? / İnsanın Üç Duygusu

Hayatınızı Hangi Duygularınız Yönlendiriyor? / İnsanın Üç Duygusu

İnsan ruhuna konulmuş üç temel kuvve (duygu, güç, yetenek) vardır: Kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye. Birincisi menfaatleri celb etme; ikincisi zararları def etme kuvvesidir. Bu kuvvelerin hikmet ve adalet üzere kullanılmasını ise kuvve-i akliye temin eder.

“İşte, o şecerenin kuvve-i şeheviye-i behîmiye dalında 

beşerin enzârına verdiği meyveler ise, 

asnamlar ve âlihelerdir.” 

(Bediüzzaman, Sözler)

 

İnsan ruhuna konulmuş üç temel kuvve (duygu, güç, yetenek) vardır: Kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye.

Birincisi menfaatleri celb etme; ikincisi zararları def etme kuvvesidir. Bu kuvvelerin hikmet ve adalet üzere kullanılmasını ise kuvve-i akliye temin eder.

Alıntı metinde, “kuvve-i şeheviye-i behimiye” dalının meyvelerinin “asnamlar ve âliheler” olduğu ifade ediliyor.

Servet ve makam sahibi olma, başkalarına üstün gelme, onlara hükmetme duygusu da kuvve-i şeheviye ile ilgilidir. Bu kuvvenin ölçüsüz kullanılmasından tahakkümler ve zulümler meydana gelir. Zalim hükümdarlar ahaliye o derece zulmeder ve onları o kadar aşağılarlar ki, kendilerine kayıtsız ve şartsız itaat ettirirler ve sanki bir ilah gibi onları sevk ve idare etme yolunu tutarlar. Böylece kendilerini putlaştırmış olurlar. İşte asnam, yani sanemler (putlar) ifadesi bu zulümlere bakar. O da şehvet kuvvesinin ölçüsüz ve adaletsiz kullanılmasına dayanır.

Bugünün kısır ve hayvanî şehvet anlayışıyla, kadın aslî mahiyetinden çok uzak bir sahaya itilmiş ve bu yanlış anlayışla ibadetvari ama birbirine zıt iki ayrı hal ortaya çıkmıştır. Birincisi, o sanem-misâllere perestiş eden erkeklerin onlara ibadet derecesinde aşırı ve ölçüsüz bir muhabbet göstermeleri, ikincisi de kadınların onların teveccühlerini kazanma noktasında onlara “hoş görünmek” için “ibadet gibi bir vaziyet takınmalarıdır.”

Kadın ve erkek aynı maksat için bu dünyaya gönderilmişlerdir. Bu maksat, Allah’ı tanımaları ve Ona ibadet ederek ebedî saadete vasıl olmalarıdır. Ayrı birer cins olarak yaratılmaları insan neslinin devamı içindir. Ne kadının dünyaya gönderilmesinin gayesi erkeği memnun etmek, ne de erkeğinki kadını memnun etmektir. Mesut bir aile hayatı içerisinde her ikisi de “cennete lâyık bir kıymet” alırlar. Çocuklarına yaptıkları bütün hizmetler, her ikisi için de sadaka hükmüne geçer. Onlara Kur’anî bir terbiye vermekle bütün peygamberlerin ortak vazifesi olan “hakkı tebliğ” şerefine onlar da küçük bir dairede iştirak etmiş olurlar. Bunun yanı sıra, yetiştirdikleri hayırlı çocuklarının bütün sevaplarına ortak olmakla ahiretlerine ayrı bir sermaye tedarik ederler.

Dünya hayatından daha çok faydalanmak, her türlü zevkinden olasıya istifade etmek, makam, şöhret ve servet noktasında bütün isteklerini yerine getirmek isteyen insan nefsi, bütün bunları kuvve-i şeheviyesini söz konusu sahalara yönlendirmekle gerçekleştirir. Bu noktada şehvet duygusu, kötülüğü emreden nefis ile el ele verdiklerinde, o insan her türlü günaha, isyana ve zulme seve seve girer. Bu ise kişinin şu kısa dünya hayatını biraz zevkli ve neşeli geçirmesine karşılık, ebedî saadetini mahveder ve onu cehennem azabına maruz bırakır.

Nefis ve şeytan bu noktada kuvve-i gadabiyeyi de istimal ederler. Ancak bu istimal birinciye nazaran çok cüz’i ve sınırlı kalır. O da yine, kuvve-i şeheviyenin tatminine engel olmak istendiğinde kendini gösterir. Bunun neticesi bazen zulüm, haksızlık hatta cinayet olsa da bunlar, arz ettiğimiz gibi, sınırlı zararlardır. Kuvve-i şeheviyenin zararları ise sınır tanımaz. Kumar, hırsızlık, ihtikar ve faiz ile haksız kazanç sağlamaktan, rüşvet ile haksız yere makam sahibi olmaya, sefahat ile nice isyanlar sergilemeye kadar uzanan bu sonsuz yıkım faaliyetleri yanında kuvve-i gadabiye ile yapılan haksızlıklar ve işlenen günahlar çok cüzi kalır.

Allah Resulü (asm), Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.” buyururlar. Bu sevgi, kuvve-i şeheviyeden geldiğine göre, bütün hatalar bu kuvvenin yanlış kullanılmasından doğuyor demektir.

Burada şu hususun altını önemle çizmek gerekiyor:

Bediüzzaman Hazretleri dünya sevgisini üç yönüyle ele alır. Birisi, esmâ-i İlâhiyeye ayine olma cihetiyle dünyayı sevmek. İkincisi, ahirete tarla olma yönüyle sevmek. Üçüncüsü ise ehl-i hevesatın oyun ve eğlence yeri olmaları dolayısıyla sevmek.

İşte hadis-i şerifte “hataların başı” olarak haber verilen sevgi, şehvet kuvvesinin yanlış kullanılmasından doğan bu üçüncü sevgidir.