TR EN

Dil Seçin

Ara

Saman

Saman

Fotoblog Kasım 2020

Otoyolda, sol şeritte seyrederken, karanlıkta önüme aniden kocaman bir karaltı çıktı. Çoluk çocuk arabada uyuyor. Kaçamadım; büyük bir gürültüyle o karaltıya çarptım. Kaçamazdım. Herkes dehşet içinde uyandı. Şükür ki araba devrilmedi, takla atmadı. Telaşla da olsa, en sağa, emniyet şeridine kaçırabildim arabayı. Motor durdu; direksiyon ağırlaştı. İçimden “Motor kesin dağıldı!” diye düşündüm. 

Emniyet şeridinde dışarı çıktım; arabayı tahliye ettik. Garip ki arabada ne bir çarpma izi ne bir çizik ne bir çökme vardı. Bir şeye çarpmıştım ama ben! O gürültü hayal olamazdı. Hem araba niye çalışmıyor ki... Çarptığım ‘şey’i arabanın altında aradım. Yok! Polis memurları trafiği durdurup geride yol üzerinde, karşı şeritte aradılar. Yine yok!

Anlattığım trafik kazası 15 yıl kadar önce oldu.

Fotoğrafta saman balyasını canla başla, kan ter içinde kamyonun sırtına atan adamın benim kazamla bir ilişkisi yok. Ama o benim o kaza gecesi bilmediğimi biliyor: Saman dağılabilir, uçuşabilir bir şeydir. 

Fotoğrafçı bize “dağılabilir” olandan umut devşirildiğini, “uçuşabilir” şeylerden hayat umulduğunu fısıldamak istiyor. 

Bu fotoğrafı ve benzerlerini çeken Dr. Bekir Tuğcu bir beyin cerrahı. 

Anladığım kadarıyla açtığı her kafatasında dağılabilir bir şey görüyor Dr. Bekir. Nezaketle dokunduğu, bisturisini dikkatle dolaştırdığı o et kıvrımlarında hayat saklı, müjde besleniyor, umut ve sevinç akışıyor. Saman balyası gibi insanın bedeni de beyni de. Dağılabilir ama her şeyi toplayan. Uçuşabilir ama umut bahşeden. 

O gece sol şeritte önüme çıkan saman balyasıymış meğer. Kurban Bayramı öncesi saman taşıyan bir kamyondan düşmüş. Arabayla vurunca dağılmış ve hemen sonra uçuşup gitmiş.

Hayatlarımız ve sevinçlerimiz işte böyle. Tozlaşabilir sarı kuru şeyler üzerinde. Dağılması da hayat toplanması da. Sonuçta her fotoğraf da saman balyası değil mi? Zamanla dağılacakları toplama çabası. Beyin cerrahının yaptığını yapıyor fotoğrafçı da. 

...

Fotoğraf: Bekir Tuğcu