ARAMA SAYFASI

Damarsız Dokular / Korneanın Damarsız Beslenmesi

Damarsız Dokular / Korneanın Damarsız Beslenmesi

Vücudumuzdaki tüm dokuların beslenmesi gereklidir. Bu beslenme ise kan ile olur. Ancak beslenen dokular hayatını devam ettirebilir ve fonksiyonunu yerine getirebilir. Eğer beslenmede sıkıntı olur ve sekteye uğrarsa o doku önce görevini yerine getiremez ve organın hassasiyetine göre hücreler olumsuz etkilenir. Özellikle beyindeki merkezler çok kısa bir süre dahi beslenemezse hücre ölümleri meydana gelebilir.

Atardamarlar vasıtasıyla dokuya gelen kan dokuyu besler, onun ölmesini engeller ve çalışmasını sağlar. Beslenen doku kendisine verilen vazifeyi yerine getirecektir; eğer kas ise hareket edecektir, ter bezi ise ter salgısı üretecektir, nöron ise—görev aldığı yere göre—sinyalleri iletecek, ağrıyı aktarcak, tat alacak veya görecektir. Yani kan bir organda safra üretirken, diğerinde süt, bir diğerinde insülin ve diğerinde ise görüntü üretecektir.

Hatta en sert doku olan diş ve kemikler de kan ile beslenirler. Peki bu sert dokuya damar nasıl girer? Nasıl ulaşır? Hiç düşündünüz mü? Özellikle uzun kemiklerin beslenmesi için en uygun kısmından bir delik (Foramen nutricia) açılıp—matkapla delinmiş gibi—onun içinden atardamarın geçmesi sağlanmıştır. Her şey mükemmel uyum içinde tüm sistemler birbirine yardım edecek şekilde bir yardımlaşma (teavün) hakikatine uygun yaratılmıştır. Kemikteki deliği açan da, damarı geçiren de aynı iradedir, kanı bedenin her yerinde farklı işlerde çalıştıran aynı yaratıcıdır. Bunun zıddı imkansızdır. 

Bedenin genelinde kan damarlarıyla beslenme gerçekleşirken, bazı organ ve dokulara damarların bizzat ulaşması ve onlara temas ederek beslemesi problem teşkil edebilir. Bu yüzden bazı dokularda kan damarları bizzat dokuya girmez, difüzyon denilen özel bir şekilde besin maddelerini ulaştırır. Elbette bunun önemli bir hikmeti vardır. Mesela damarsız dokulardan birkaçı; kornea, derinin örtü epiteli ve kıkırdak dokudur. Bu dokular direk kan damarı ile beslenmez yani damarsızdır.

Kornea, gözün en ön kısmında yer alan, damarsız (avasküler) ve saydam bir yapıdır ve ışığı odaklayan ve gözü dış etkenlerden koruyan bir dokudur. Bu doku dediğimiz gibi bizzat damarlar tarafından beslenmez. Damarlar ona yaklaşır ama içine girmez, kornea dokusu difüzyonla beslenir. 

İşte bu yaratılışı sayesinde gözü olan tüm canlılar gibi biz de tüm dünyayı bir damar ağının arkasından görmeyiz.

Eğer kornea da damarlı yapıda yaratılmış olsaydı, göz mükemmel olmayacak, tam bir hikmetsizlik olacaktı. Her yarattığını tüm isimleri mucibince hikmetli, faydalı ve anlamlı yaratan Cenab-ı Hak, korneayı da damarsız ve şeffaf olarak yaratmıştır. 

Eğer kornea damarlı yaratılsaydı etrafımızı üstteki resimdeki gibi damarlı olarak görecektik.

Gözümüzdeki korneada da damarlar yaratılsaydı, baktığımız her şeyi böyle damarlar arasından görecektik

 

Bulbus oculi denilen göz küremizdeki mükemmel yaratılış, görüntünün düştüğü retina, pupilla’nın açılıp kapanan kasları, görüntünün doğru yere düşmesini sağlayan lens, kirpikler, göz kapakları, göz yaşı bezi, tarsal bezler, nervus opticus ve göz kaslarının tam uyumlu çalışması mükemmel görmemize sebep olur. 

Ayrıca Yaratıcının antika sanat eserlerini görüp ayrıntılı şekilde incelemek için gözümüz hayvanlardan daha net ve daha renkli görme kabiliyetine sahiptir. Hayvanlar için ihtiyaç ne ise ona uygun cihazat (tapedum lucidum* gibi) verilmiştir, Böylece kimisi uzağı görebilir, bazıları denizin kilometrelerce altında görür, bazısı da karanlıkta görür.

Bu çok büyük ve önemli görme kabiliyetini hayır için kulananlardan olmak, şer için kullananlardan olmamak duasıyla…

Göz birçok esere de ilham kaynağı olmuştur. Eserlerde: “Nur-u fikir, ziya-yı kalb ile ışıklanıp mezcolmazsa, zulmettir, zulüm fışkırır. Gözün muzlim nehar-ı ebyazı, muzii leyle-i süveyda ile mezcolmazsa basarsız olduğu gibi, fikret-i beyzada süveyda-i kalb bulunmazsa, basiretsizdir.” Yani, akıl nuru kalb ziyası ile birleşip hakikati görmezse, yani fen bilimleri kalpten gelen iman ile pekişmezse, zulmettir, zulüm fışkırır. Gözün gündüze benzeyen beyazı, geceye benzeyen siyahlığıyla beraber olmazsa; göz, göz olmaz, göremez. (Mektubat)

(*) Bu konuda, Nisan 2019 sayımızda yayımlanan “Parlayan Gözler / Hayvanlarda Gece Görüş Kamerası” isimli yazıya bakabilirsiniz