ARAMA SAYFASI

Bir Pazar Yeri Hikayesi

Akşam yemeği için hazırlık yapmalıydım. Bundan dolayı büyük bir heyecan ile köy pazarına koştum. İnsanlar ne kadar da coşkuyla haykırıyorlardı: “Domatees, havuuç, kereviz…”

Bir taraftan yükselen ‘zeytiin’ sesleri diğer taraftan ‘pataatees’e karışıyor. Bir köylü kadın ise hiç konuşmuyor sadece elinde kalan son incir sepetine bakıyor. Üzümcülerin karşılıklı atışması bile keyifli; biri ‘çekirdekli bunlaar’ derken, diğeri ‘çekirdeksize geel’ diye çağırıyor.

Pazarın öbür ucuna gidip pazara baştan sona bakayım diye düşündüm.

Pazarın sonuna doğru, kuru fasulye satan bir teyze vardı. Çuvalın yarısı boşalmış. Herkes onun tezgâhına üşüşmüş. Sıramı beklerken önümde duran komşu teyze ile torunu kuru fasulye alıyorlardı. Sevimli ve zeki çocuk tüm samimiyetiyle: “Babaanne kuru fasulyeler aynı böbreklerimiz gibi şimdi fark ettim. Acaba bize ne anlatmaya çalışıyor?” diye sordu.

Bu güzel çocuk bir anda nazarımı değiştirmişti. Adeta asıl manzarayı görebilmem için bir rüzgâr zihnimdeki perdeyi aralamıştı. Tüm meyveler ve sebzeler bize Allah’ı anlatırken, biz birbirimize neden Allah’ın bunlarda yansıyan güzel isimlerini anlatmıyoruz!..

Hemen lâf attım bu uyanık afacana ve dedim ki: “Biz böbreklerimizi göremediğimiz için Allah kuru fasulyeleri böbrek şeklinde yaratmış.”

Ama çocuk benim izahımı pek tutmadı. Üstelik sandığımdan da uyanık çıktı: “Tamam ama, neden beyin şeklini almıyor da böbrek şeklini alıyor?”

Bu güzel sorusuna cevaben dedim ki: “Kuru fasulye böbrek fonksiyonlarını iyileştirir. Belki bunun için Allah kuru fasulyeye böyle bir şekil vermiş. Ufak bir kopya, anlarsın ya.”

Afacanın gözleri görmeye değerdi doğrusu.

Bu sefer ben sordum: “Az önce neden beyne benzemiyor dedin ya… Peki onun cevabını ister misin?”

“Hı hı” diye karşılık verince ben şöyle dedim:

“Cevizin şeklini hatırladın mı, o da tıpkı beyin gibi iki yarım küre şeklinde yaratılmış. Ceviz, hem görünüşüyle, hem de kimyasal yapısıyla, adeta ‘Ben beyin için yaratıldım!’ demektedir. Bu arada bunları biliyorum; çünkü ben bir kimyacıyım.”

Çocuk sevinçle havaya zıpladı. “Abi, sen bu pazardan bütün organları çıkarırsın ha” dedi.

Ben de “hadi o zaman beraber yürüyelim” dedim. Yaşlı babaannenin de eşyalarını taşımasına yardım ederek pazar yapmaya devam ettik. Babaanne domates almak için tezgâha yaklaştığında afacan meraklı gözlerle bana baktı.

Ben de söze girdim: “Sence domates ne işe yarar?”

Biraz durakladı. “Domates kırmızı, kan da kırmızı, herhalde kan yapar” dedi. Babaanne de onayladı torununu. “Aferin” dedi, “bir de abin ne diyecek ona sor bakalım.”

“Domateste kalpte olduğu gibi dört odacık vardır ve kırmızı renklidir. Bütün araştırmalar domatesin kalp ve kan için faydalı olduğunu göstermiştir,” dediğimde afacandan bir soru geldi, yerlere yatacaktım gülmekten: “Abi sen manav mısın, kasap mısın? Hangi meyve ve sebzeye baksan organ görüyorsun.”

Babaanne domates almıştı ama havuç almayı unutmuş. Havuç satanlar da pazarın öbür ucunda.. Onu orada bırakıp, torunu ile beraber havuç almaya gittik.

Afacan, “abi şimdiden havuç hakkında konuşmaya başla sen” dedi.

Olur başlarız deyip merakla dinleyen ufaklığa anlattım: “Havuç dilimi insan gözüne benzer. Bilimsel araştırmalar, havucun, gözlerin kan akışını ve işlevini iyileştirdiğini göstermiştir.”

“O zaman evde hemen buna bakmalıyım” dedi.

Ben de “neden evi bekliyorsun ki?..” dedim. Havuçları alınca bir tanesini dilim dilim kestirdik satıcıya. Çocuk merakla havucu incelerken, “neden okulda böyle anlatılmıyor ki?” dedi.

Dönüşte bu güzel arkadaşıma biraz ceviz aldım, “evde bunları da incelersin” diyerek. Tatlı bir tebessüm ile “ceviz ve beyin!..” dedi.

Babaannenin yanına vardığımızda ona “kesilen bu havuçları yemelisin” dedi torunu, “çünkü bizim geldiğimizi bile görmedin.”

Babaanne biz yokken birkaç şey almıştı. Çocuk elindekini görünce şaşırdı. “Ben böyle bir şey görmedim, bu ne?..” dedi heyecanla. Babaanne de “kereviz” dedi.

Çocuk bir bana bir kerevize baktı. “Abi, bunların uzun saplarını da kemiğe benzeteceksin herhalde” dedi.

Allah konuşturuyordu bu çocuğu. Çok az kişi görür bu benzerliği. Bu sefer ben şaşırmıştım. “Evet,” dedim, “Kereviz sapı kemiklere benzer. Bu sebze de kemikler için faydalıdır. Sodyum oranı %23’tür. Yediğimiz gıdalarda yeterli sodyum yok ise vücut bunu kemiklerden çeker ve böylece kemikler zayıflar. Bu gıdalar sodyumca zengin yaratıldığı için kemiklerimize faydalıdır” dedim.

Çocuk, “Ben sodyumu sodada okumuştum. Bunu ilk defa duydum” dedi. “Ben de derslerine çalıştıkça göreceksin” dedim.

Babaanne üzüm ve incir almaya yaklaştı. Biz ise afacanla anlatmaya devam ettik. “Bak üzüm salkımı kalp şeklindedir, her bir üzüm tanesi kan hücresi gibi görünmektedir ve araştırmalar üzümün ciddi kalp ve kan canlandırıcı bir gıda olduğunu göstermiştir” dedim.

Çocuğun zekası şahane idi. “Babaanne bu abi bize Kurban Bayramı etlerini yedirtmemek için meyve ve sebzeleri et gibi anlatıyor” diye güldü.

Babaanne “abin çok güzel şeyler anlatıyor” dedi, “Bizler gençliğimizde kereviz yerdik ve kemik erimesi olan büyüklerimiz yoktu. Bağlardan topladığımız üzümü dişlerimiz kamaşırcasına yerdik. Kalp ve kansızlık derdimiz de yoktu. Böbreklerimizde ve safralarımızda taş, kum… Ne gezer.. Nehirlerden su içer, tarladan topladığımız fasulyeleri temizleyip yerdik. Domatesi tatlı tatlı dalından koparırdık. Meyvenin kamyonlarda olgunlaşmasını bilmezdik. Havuç nerede nasıl yetişir sen bilir misin?”

Torunu bu soruya utanırcasına başını büktü. “Bu senin suçun değil anlatmıyorlar” diye devam etti. “Anlatmıyoruz, anlatamıyoruz. Havuç toprağın içinde yetişir. Aynı onu böbreklerimiz gibi göremeyiz. Onu toplaması ne kadar da keyiflidir. Hele topraktan çıkınca onu tazecik yemek… Ama o lezzetler artık yok. Onların bir şeylerini değiştiriyorlarmış. Öyle işte yavrum… Sana bir şeyler anlatmak için seni pazara çıkardım Allah da bu abini bana yardımcı gönderdi” dedi. “Saatlerce bilgisayar başında oyun oynayarak zamanını geçireceğine gökyüzüne bak, ağaçlara bak, denizlere bak… Onların hepsi bize neler anlatıyor.. Güzel Allahımız bunları bizler için var etmiş. Onları bizim için çalıştırıyor…”