ARAMA SAYFASI

Hadisler Işığında  Ramazan Ayının Beş Sırrı

Hadisler Işığında Ramazan Ayının Beş Sırrı

Ubade bin Samit (ra) anlatıyor: Ramazan ayının başladığı bir günde Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyurdu: “İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah’ın rahmeti sizi kuşatır. O ayda yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir, dualar kabul olunur. “Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. “Öyleyse kulluğunuzla kendinizi Allah’a sevdirin. Bu ayda asıl şaki olan, Allah’ın rahmetinden nasibini alamayan kimsedir.” (et-Tergib ve’t-Terhib, 2:99)

1- RAMAZAN MELEKLEŞTİRİR

Ubade bin Samit (ra) anlatıyor:

Ramazan ayının başladığı bir günde Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyurdu:

“İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah’ın rahmeti sizi kuşatır. O ayda yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir, dualar kabul olunur.

“Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder.

“Öyleyse kulluğunuzla kendinizi Allah’a sevdirin. Bu ayda asıl şaki olan, Allah’ın rahmetinden nasibini alamayan kimsedir.”

(et-Tergib ve’t-Terhib, 2:99)

İnsanı meleklerden ayıran en önemli özelliği nefis sahibi olmasıdır. İnsan yer, içer, evlenir; üzülür, öfkelenir, günah işler. Fakat oruçlu iken belli bir süre için yiyip içmesini terk eder, zevklerine sınır koyar. Nefsinin ihtiyaçlarına cevap vermez, her dediğini yapmaz. Bu arada yalan, gıybet gibi günaha sokan işlerden de kendini çeker. Gereksiz şeylerden uzak durmaya çalışır.

İşte insan bu haliyle meleklere benzer. Çünkü melekler de yiyip içmezler, evlenmezler, günah işlemezler. Çünkü nefis taşımıyorlar.

İşte insan nefis taşıdığı halde nefsine hâkim oluyor, onun her isteğine uymuyor. Öyle ki manevî hali itibariyle melekleri bile geçebilecek vaziyete bürünüyor.

Cenab-ı Hak, emrini tutarak arzularını dizginleyen mümin kullarıyla meleklere karşı iftihar ediyor. Oruç tutan insanın kendi katındaki derecesini böyle ifade ediyor. Mümin de bu iltifata karşı, kendisini Allah’a sevdirmeye, Onun razı olacağı şekilde yaşamaya çalışmalıdır.

 

2- RAMAZAN BAĞIŞLANMADIR

Ebu Hüreyre (ra), Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin azgınları zincire vurularak bağlanır. Cehennemin kapıları kapatılır, hiçbir kapısı açılmaz. Cennet kapıları ise sonuna kadar açılır, hiçbirisi kapalı tutulmaz.

“Her Müslümanın kalbinde hissettiği bir ses yükselir:

“Ey iyiliklere istekli olanlar, hayra yönelin!

“Ey kötülüğe arzu duyanlar, kendinizi tutun!

“Allah’ın bu gece Cehennemden kurtardığı pek çok kimseler olacaktır. Bu hal Ramazan’ın bütün gecelerinde tekrarlanır.” 

(Buhari, Savm, 5; Bed’ü’l-Halk, 11; Müslim, Sıyam, 2; Nesâi, Sıyam, 5.)

Ramazan ayı girince şeytanların zincire vurulduklarını âdeta görür gibi oluruz. İnsanlar her zamankinden daha fazla ibadete yönelirler. Oruçlar tutulur, Kur’ân’lar okunur, camiler dolar. Herkeste bir Ramazan heyecanı başlar. Günahlardan elini çekemeyenler tevbe istiğfar eder, Rabbinin mağfiretine sığınır. Günah yuvaları müşteri kaybeder, bazısı da kapanır.

Bütün bunlar, şeytanların faaliyetlerinin azaldığını gösterir. Artık eskisi kadar vesvese veremezler, müminlerin kalblerine şüphe oklarını fırlatamazlar. Demek ki, manevî olarak zincirlenmişlerdir. Böylece insanlar Allah’ın rahmetine koşunca Cehennemin kapıları kapanır.

Artık Cennet, rahmet, mağfiret kapıları açıktır. Cennete götürecek işler, ameller, ibadetler çok işlenir olduğundan fani dünyadan gerçek âleme nurlar gönderilmeye başlanmış, bunun için de Cennet kapıları ardına kadar açılmıştır.

 

3- RAMAZAN KALBİ YUMUŞATIR

Enes bin Mâlik (ra) rivayet ediyor: “Resûl-i Ekrem Efendimize (asm) “Hangi oruç daha faziletlidir?” diye soruldu.

Resulullah (asm), “Ramazan’a hürmeten Şaban ayında tutulan oruç” diye cevap verdiler. Yine soruldu:

“En faziletli sadaka ne zaman verilendir?”

Resulullah (asm), “Ramazan ayı içinde verilen sadakadır” buyurdu.

(Beyhakî, 4:305)

Ramazan bir yardımlaşma ayıdır. Bu ayda kalpler yumuşar, gönüller genişler, cömertlik hisleri canlanır. Oruç olmasaydı sadece kendi menfaatini düşünen bazı zenginler açlık ve fakirlik sıkıntısını bilmez, dolayısıyla onların yardıma ve şefkate muhtaç olduklarını akıllarına getiremezlerdi. 

Böylece insan kendi cinsine karşı şefkatli davranmakla hakikî mânâda bir şükür kapısını açmış olur. “Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir.”

Eğer oruç vasıtasıyla nefsine açlık acısını çektirme mecburiyeti olmasaydı, insan şefkat ederek yapmakla vazifeli olduğu yardımı yapamazdı. Çünkü açlık sıkıntısını bilmeyen insan başkasının derdini nasıl bilecek, nasıl yardımına koşacaktı? Atalarımız da “Tatmayan bilmez” demişlerdir.

Bu açıdan Ramazan fakir fukaranın gözetildiği, yoksulların yardımına koşulduğu, yalnız ve kimsesiz insanların elinden tutulduğu bir mevsimdir. Oruçlu müminler bu ayda yardım etme, infakta bulunma, hayır hasenat yapma, insanlar nelere ihtiyaç duyuyorlarsa o konuda destekte bulunmada bir yarış içine girerler.

Hayır yapanlar, sadaka ve infakta bulunanlar, bundan çok büyük bir haz duyarlar ve ferah dolu bir zevk alırlar.

...

Yazının devamı gelecek sayımızda.