ARAMA SAYFASI

Tabiat Nedir? Tabiat Kanunları Nedir, Ne Değildir? Tabiat Kanunlarının Kendi Güçleri Var Mı?

Tabiat Nedir? Tabiat Kanunları Nedir, Ne Değildir? Tabiat Kanunlarının Kendi Güçleri Var Mı?

TABİAT NEDİR?

Risale-i Nur Külliyatının müellifi Bediüzzaman, yaratılışla ve tabiat fikriyle yakından ilişkilendirildiği için kanun ve kuvvet gibi fiziğin en temel kavramlarının mahiyetini sorgular.

Materyalist düşünürler büyük patlama sonucu oluşan bildiğimiz fizik âlemini varlığın tamamı olarak sunarken, Bediüzzaman âlem-i şehadet diye tabir ettiği bu evrene ‘varlıkların cesedi’ olarak bakar. Tabiatı da bu cesedin unsur ve uzuvlarının davranışlarını bir düzen ve kayıt altına alan yaratılış kanun ve kaideleri olarak tarif eder ve tabiata yaratıcının eserlerini bir kitap gibi basan ilahi bir matbaa olarak bakar.

Kısacası tabiat, evrenin yaratılışından beri yürürlükte olup her zaman ve zeminde geçerliliğini sürdüren ve kendileri gözle görülmedikleri ve maddî vücutları olmadığı halde varlıkları gözlemlerle sabit olan kanunların toplamından ibarettir. Yani tabiat, yerçekimi ve enerjinin korunumu gibi ‘tabiat kanunları’nın tamamından oluşan madde-dışı bir varlıktır. Madde-dışı veya fizik ötesi olması hasebiyle tabiat zaman ve zemine tâbi değildir. Başka bir ifade ile zaman ve zemin üstüdür, ve hiçbir yerde olmamasına rağmen (etkisiyle) her yerdedir. Einstein’in ifadesiyle “evrenin kanunlarında bir ruh tezahür eder.”1

 

TABİATIN TANRILAŞTIRILMASI

Madde-üstü bu vasıflar tabiatın tanrılaştırılmasına yol açmış ve kökleri milattan öncesine Plato’ya kadar uzanıp Hollandalı filozof Baruch Spinoza’nın 17. yüzyılda felsefî altyapısını oluşturduğu ve Albert Einstein ve Stephen Hawking gibi önde gelen fizikçilerin de mensubu olduğu panteizm felsefî akımına yol açmıştır. Panteizm tanımını ‘Tanrı her şeydir, her şey Tanrı’ klişesinde bulur. Ve panteizmde madde, kuvvet ve kanundan ibaret olan tabiat ile Tanrı, aynı gerçeğin iki değişik ismidir.

 

TABİAT KANUNLARI

Bediüzzaman’a göre kanun denen şey, tabiat denen bu yaratılış anayasasının bir maddesi veya kısmı, kuvvet ise kanunların hükmünün icra edilmesidir. Örneğin yerçekimi kanunu tabiatın bir parçasıdır. Yerçekimi kuvveti ise yerçekimi kanununun hükmünün icra edilmesi ve dolayısıyla her şeyin kanunun öngördüğü tarzda yerin merkezine doğru çekilmesidir.

Kanun ve kurallar tüm dünyada düzen ve huzurun temelleridir ve bu, evrende de böyledir. Mesela sadece yerçekimi kanunu iptal oluverse her şey havada uçuşmaya başlar ve tam bir kaos olur. Bir ülkedeki kanunlar o ülkede yaşayanların genel iradesini, evrendeki kanunlar da tüm evrende hükümferma olan evrensel iradeyi yansıtır. Ülkelerde polisiye kuvvetler bireylerin kanunlara itaatini sağlar. Evrende ise bu işi evrensel kuvvetler ve etkiler yapar—yer çekimi kuvvetinin, dünyada her şeyin yerçekimi kanununa itaatini sağlaması gibi.

Maddenin her zerresinin tüm kanunlara tam itaati ve kanunların ancak maddedeki tezahürüyle görülüp bilinmesi, kuvvet gibi, kanunların da kaynağının madde olduğu önyargısını oluşturmuştur. Ama maddenin temel yapıtaşı olan parçacık veya dalgalarda kanun diye bir unsur yoktur—aynen kanunlara itaat eden insanların vücutlarında ‘kanun’ maddesi diye bir unsur olmaması gibi.

Hatta denebilir ki, evrendeki tüm kütle yok olsa da kütlelerin çekim kanunu ve hiçbir ısı iletimi olmasa da (tüm evrenin aynı sıcaklıkta olması durumu gibi) ısının iletimi kanunu geçerlidir. Aynen bir ülkede belli bir yılda hiç gelir vergisi toplanmamış olsa bile, vergi kanununun, gelirin veya gelir üreten insanların parçası olmamasından dolayı, o ülkenin tamamında hala geçerli olması gibi.

 

TABİAT YARATICI OLAMAZ

Tabiat kanunlarının hükümlerinin evrenin başlangıcından beri icra ediliyor olması ve insanın bazen hayali hakikat suretinde görme ve göstermeye olan meyli, hayalin baskısıyla aslında hava gibi gayet latif olan tabiatı genişlendirip kesifleştirerek, tabiata adeta gerçek bir vücut giydirilmesine zemin hazırlamıştır. Öyle ki adeta görünmeyen çok güçlü bir el, atomaltı parçacıklardan galaksilere kadar her şeye tam hükmetmekte ve kanunları tavizsiz uygulamaktadır.

Halbuki tabiat ve genel kuvvetler olarak bilinen şeyler şu evrene sebep ve kaynak olabilecek kabiliyette değillerdir. Ancak evrenin sanatkârından habersizlik ve inkârı mümkün olmayan harika düzenin zorlamasıyla, akılları hayrette bırakan kudret eserlerini, aslında matbaadan öte bir şey olmayan tabiattan bilmek, kitabın varlığını matbaanın varlığının doğal bir sonucu olarak görmek gibi geçersiz bir muhakemenin ürünüdür.

Bediüzzaman’a göre tabiat olsa olsa bir su arkıdır ve hayalin ölçüsüz müdahalesiyle su kaynağı ile karıştırılmamalıdır. Kitabı, matbaanın telif ettiği eser olarak gören geçersiz yaklaşım çok saplantılara ve hayrete düşmelere yol açmıştır.2

 

TABİAT KANUNLARININ KENDİ GÜÇLERİ VAR MI?

Bediüzzaman, insanların tabiatı gözle görülmeyen kudretli bir hükümdar olarak hayal etmelerini çok da garipsemez. Çünkü insanın hür iradesiyle yaptığı işleri düzenleyen kanun ve kaidelere, pekala yaptırım gücü olan dirayetli bir hâkim olarak bakılabilir.

Bir dağ köyünden şehre ilk defa inen ve ortalıkta trafik polisi görmeyen bir kişi, arabaları kırmızıda durduran şeyin trafik kanunu olduğunu kabulde pek zorlanmayacaktır. Keza rüşvet suçuna ağır cezalar öngörülen bir ülkede rüşvete bu ceza kanununun engel olduğunu söyleyenler olacaktır. Veya Kur’an’daki orucu farz kılan ayeti, gündüz yenip içilmesine izin vermeyen keskin görüşlü ruhanî bir varlık olarak hayal edenler olacaktır.

Aslında bir kanun, kaide ve ayetin yaptırım gücü ne kadarsa, tabiat kanunlarının da yaptırım gücü o kadardır. Nasıl trafik kurallarının kendi başlarına trafiği düzenleme güçleri yoksa, tabiat kanunlarının da evrende kendi başlarına hayranlıkla gözlemlediğimiz düzeni sağlama güçleri olamaz. Keza bir canlının genetik haritasının çıkarılmış olması ve her hücrenin çekirdeğinde o canlının tüm özelliklerinin yazılı olması, tek bir hücrenin klonlama yoluyla belli kanunlar muvacehesinde o canlıya dönüşmesini basitleştirmez.

 

GERÇEKLERİ GÖRMEK ZOR DEĞİL

Bir cep telefonunun tüm özellikleri ve üretim aşamalarının tüm detayları ve mühendislik çizimleri, portakal çekirdeği büyüklüğündeki bir belleğe yazılabilir.

Şimdi bu çekirdek kadar belleği, cep telefonunun yapımında kullanılan malzemelerin bolca bulunduğu bir toprağa gömüp yerden bir cep telefonu (veya daha da garibi, dallarında yüzlerce cep telefonu asılı bir cep telefonu ağacı) çıkmasını beklesek bizi akıl hastanesine göndermezler mi? Ama nedense tabiatta defalarca gözümüz önünde meydana gelen bundan çok daha garip olayların—göz alışkanlığından olsa gerek—farkına bile varmıyoruz.

Örneğin bir portakal ağacının ve meyvelerinin bütün özellikleri ve ağaç büyüyüp meyveler oluşurken geçilecek bütün aşamalar çekirdeklerinde yazılıdır. Çekirdekteki genetik kodları okuyabilen bir kişi bütün bunların detaylarını verebilir. Çekirdek uygun şartlar altında toprağa gömülünce, çekirdeğin kökler oluşturup etrafından gerekli malzemeleri almasını ve adeta nanoteknoloji kullanarak atomik ölçekte üretim yapmasını, sağlam bir gövde ve dallar oluşturmasını, yapraklar dokumasını, güzel kokulu çiçekler açıp portakal yapımına geçmesini, her portakal içinde karanlık bir bölmede hiçbir alet kullanmayarak şeffaf zarlarla ayrılmış dilimler içinde gayet hijyen bir şekilde portakal suyunu tutabilen yüzlerce lifler yapmasını, sonunda her meyvenin dışını son derece sanatlı ve süslü, su geçirmez, koruyucu bir kabukla örtmesini nedense hiç garipsemiyoruz.

 

ALLAH DEMEMEK İÇİN Mİ TABİAT DİYORLAR?

Birisi, evde çöpe attığımız yemek ve sebze artıklarını, hiç de elektrik kullanmadan hijyen bir şekilde yumurtaya dönüştüren bir ev aleti yapacak olsa, herhalde böyle harika bir aletin mucidine en yüksek ödülleri lâyık görürdük. Ama aynı şeyi binlerce yıldır yapan tavuğu fark etmiyoruz bile.

Keza, mağara ağzı gibi bir dehlizden daimi şekilde yeni arabalar çıkıp kamyonlara yükleniyorsa o dehlizin arkasında işçisi, mühendisi, tüm tezgâhları ve elektrik şebekesine bağlantılarıyla tam teşekküllü bir araba fabrikasının olduğundan emin oluruz ve aksini iddia edenlerin aklından şüphe ederiz.

Ama belli sıcaklıkta belli bir süre tutulan bir tavuk yumurtasının birgün kabuğunun çatlayıp içinden bir civcivin yürüyerek ve merakla etrafına bakarak çıkmasını hiç garipsemeyiz.

Civcivi görünce ‘tabiat kanunları’ deme kolaylığına kaçarız; ama bir dehlizden çıkan yeni arabayı görünce, ‘üretim teknikleri’ deyip, malzemenin belli şekillere girip, gerekli bağlantıları oluşturarak, arabanın kendi kendine meydana geldiğini söyleyerek işin içinden çıkmayız.

Bediüzzaman, evrende tabiat kanunlarının, fabrikalardaki üretim teknikleri gibi, sadece birer şablon olduklarını nazara verir ve bu güçsüz ve şuursuz kanunlarla kör tesadüfün asla kaynak, fail ve sanatkâr olamayacaklarını ifade eder. Dikkatleri de yumurtadan yeni çıkmış bir civciv misali sanat ve mühendislik harikası eserlerden, aklın bir gereği olarak, perde arkasındaki ilmi ve kudreti sonsuz olan müessir sanatkâra çevirir.

Portakal ve civciv örneklerinde olduğu gibi, bu sonsuz ilim ve kudret sahibi, her şeyi o kadar kolay yaratmaktadır ki, her şey göz önünde adeta kendi kendine oluvermektedir. Yani şu evrenin sanatkârının görülmesine mani olan şey, O’nun ilim ve kudretinin sonsuzluğudur.

 

Kaynaklar:

1. Walter Isaacson, Einstein-His Life and Universe, s. 388, Simon & Schuster, New York, 2007.

2. Said Nursî, Muhakemat, Unsur-ul Akide, s. 139, http://www.nuriklimi.org.