TR EN

Dil Seçin

Ara

Bizim Gibi Milletler

Bizim Gibi Milletler

Bu âlemde kimsesiz ve başıboş olmadığımızı gösteren âyetlerden biri de bu âyettir. Bizimle bu şirin gezegeni paylaşan hangi canlı varsa, hepsinin de bir emir ve bir irade altında hareket eden âşinâ ve dost varlıklar olduğunu, bu âyetin tasvir ettiği tablo içinde rahatlıkla görebiliyoruz. Âyet-i kerime, yeryüzündeki bütün canlılar için, birer “ümmet” deyimini kullanıyor.

“Yerde hareket eden hiçbir canlı, 

havada kanat çırpan hiçbir kuş yoktur ki, 

sizin gibi birer topluluk olmasın.”

(En’âm Sûresi, 6:38)

 

Bu âlemde kimsesiz ve başıboş olmadığımızı gösteren âyetlerden biri de bu âyettir. Bizimle bu şirin gezegeni paylaşan hangi canlı varsa, hepsinin de bir emir ve bir irade altında hareket eden âşinâ ve dost varlıklar olduğunu, bu âyetin tasvir ettiği tablo içinde rahatlıkla görebiliyoruz.

Âyet-i kerime, yeryüzündeki bütün canlılar için, birer “ümmet” deyimini kullanıyor.

İkinci olarak, bütün canlıların bu özelliğine, bir de “sizin gibi” nitelemesi ekliyor.

Sonuç: Onlar da birer topluluk, birer kavim, birer millet halinde hayat sürüyorlar—tıpkı bizim insan nesli olarak bir topluluk teşkil ettiğimiz, yahut insan nesli içinde milletlere, topluluklara ayrıldığımız gibi.

Biz, ayrı milletler halinde nasıl birtakım özelliklere, yaşama alışkanlıklarına ve yasalara sahip isek, onlar da, ayrı ayrı milletler olarak, birtakım yasalara uygun şekilde yaşıyor ve kendilerinden beklenen görevleri yerine getiriyorlar.

Kur’ân’ın bu tespitini hayvanlar âleminin bütün kademelerinde görebiliriz. Meselâ böceklerin dünyası, henüz onda birini dahi keşfedemediğimiz zenginlikte milletleri barındırır. Bunlardan karınca veya arı gibi tek bir milleti ele alacak olsak, herbirisi karşımıza binlerce türüyle, yani binlerce ayrı milletleriyle çıkar. Tabii, o milletlerden herbirinin kendisine göre bir düzeni ve tâbi olduğu yasaları vardır.

Bal arısı da arı neslinin binlerce milletinden bir tanesidir ki, Kur’ân uzun bir sûreye onun adını vermek suretiyle bu milletin sergilediği mucizelere özellikle dikkatimizi çekmiştir. Gerçekten de bal arılarının akıllara durgunluk verecek derecede ayrıntılı ve kusursuz bir düzen içindeki yaşayışları, harfiyen uydukları kurallar, büyük bir beceriyle yerine getirdikleri sanatlar, her gün değişen görevleri ve devredilen nöbetleriyle muhteşem bir toplum düzeninin hiç aksamadan sürüp gitmesi, bu çalışkan varlıkların bir millet olarak anılmaya her bakımdan hak kazandıklarını göstermektedir.

Gökte uçan kuşlar da, âyetin haber verdiği gibi, birer millet olarak anılmaya en az bizim kadar lâyık olan varlıklardır. Onlardan herbiri için bir hayat tarzı belirlenmiş; nerede yaşayacakları, nasıl beslenecekleri, nasıl toplanıp dağılacakları, nasıl eş tutacakları, nasıl yuva yapacakları, nasıl yavrulayacakları gibi konular kendilerine ilham edilmiştir.

Onlardan göçmen olanların durumu daha da hayret vericidir. Günü ve saati geldiğinde, bizim göremediğimiz ve sırrına akıl erdiremediğimiz bir şey onları yerlerinden kaldırır, havaya dizer. Belirli bir düzen içinde toplanırlar, nereye gittiklerini bilerek yola koyulurlar. Uçarken yine belirli bir düzen içinde şekiller alır, şekiller değiştirirler. Onların bu halini dikkatle izleyen kimsenin hiçbir şüphesi kalmaz ki, onlar bir emir altında, bir yasa uyarınca hareket etmektedirler.

Veya, Kur’ân’ın tabiriyle, onların herbiri birer ümmettir.

İşte, Kur’ân, hayvanlar âlemi hakkındaki bu tasviriyle, bize iki şeyi birden ihtar ediyor.

Birincisi: İlk bakışta bilinçsiz ve bizimle ilgisiz görünen bütün bu varlıklar, aslında, son derece hikmetli bir idare altındadır. Onlar başıboş olmadıkları gibi, bize yabancı da değildir. Onlar bizimle aynı Rabbin tedbiri altında, aynı Rabbin mülkünde yaşayan, aynı Rabbin yasalarına uyan âşinâ varlıklardır. Bir iman, bütün kâinatı bize şirin bir yuva yaptığı gibi, bütün bu varlıkları da bize dost eder. Ve insan, Yer ve Gökler Rabbinin adını anarak bu âlemde her yere kendi evine girer gibi girer, her yerde kendisini bir dost meclisinde bulur.

İkincisi: Bütün bu varlıklar başıboş olmadıkları gibi, insan da başıboş değildir. Ayağımızın altındaki karınca milletlerinin hayatlarını hikmetinin yasalarıyla inceden inceye düzenleyen Âlemlerin Rabbi, en üstün mertebede yarattığı insan gibi bir kulunu kendi haline bırakmaz. Zaten böyle bir dünyada da insanın payına herhalde amaçsız ve anlamsız bir hayat düşmez. Her köşesi sonsuz bir hikmetin eserleriyle düzenlenmiş ve her tarafı dostlarla şenlendirilmiş bir dünyaya ayak basmış bir insana yaraşan şey, bu dünyaya ters düşmeyecek şekilde hikmetli bir hayat sürmek ve bu hayatın sonundaki hesap için hazırlıklı olmaktır.