4 Yazı Prof. Dr. Şadi Eren

Yazar Profili »

Cesaret

Ağustos 2017, 488 120 Görüntülenme Eklenme Tarih: 07 Aralık 2017 17:48 Prof. Dr. Şadi Eren

(Kur’an ışığında)

MİLLİ VE MANEVİ BİR DEĞER: CESARET

PROF. DR. ŞADİ EREN

 

Milli ve manevi değerlerimizin en önde gelenlerinden biri, cesarettir. Tarihimiz—her millete nasip olmayacak kadar—cesaretin şanlı örnekleriyle doludur. Bu cesaretimizin arka planında koca bir tarihî birikim, İslam’ın kudsi düsturları, aldığımız terbiye gibi çok önemli dinamikler vardır.

Her insan, hem korkak, hem de cesur olabilecek bir yapıya sahiptir. İyi bir eğitimle, diğer duygular gibi cesareti de iyi bir kıvamda kullanmak gerekmektedir.

Bu yazıda, cesaretin insan mahiyetindeki yeri ve önemi, cesaretin dengeli ve mutedil kullanımı, cesaretin imanla ve niyetle ilişkisi gibi konulara temas edeceğiz. Ayrıca rol model olabilecek bazı cesaret örneklerine yer vereceğiz.

 

Savaş ve yiğitlik

Cesaret denildiğinde ilk hatıra gelen isimlerden biri Hz. Ali’dir. Hz. Peygamber (asm), Hz. Ali’yi (kv) cesaret noktasında nazara vererek şöyle buyurur:

“Ali gibi yiğit, Zülfikâr gibi kılıç yoktur.”

Şüphesiz Hz. Ali'den başka nice yiğitler, Zülfikâr’dan başka nice kılıçlar olmakla beraber, buradaki vurguyu şöyle anlayabiliriz: Hz. Ali, hem yiğitliğin hem de kılıcın hakkını mükemmel vermiştir. Yaşadığı destansı hayat, bunun en büyük isbatıdır. Özellikle savaşlar, onun yiğitliğinin en güzel örnekleriyle doludur.

Bunlardan biri de Hayber Savaşıdır. Hayber kalesi kuşatılmış, ama bir türlü fetih gerçekleşememişti. Rasulullah şöyle buyurdu: “Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, Allah bize onun eliyle fethi nasip edecek.”

Diğer gün sancağı Hz. Ali’ye verdi ve fetih onun eliyle gerçekleşti.

Cesaretin ortaya çıktığı en büyük alan savaş meydanları olmakla beraber, aslında hayatın hemen her alanı cesareti gerektiren durumlarla doludur. Dolayısıyla hemen her kesin bu ulvi duyguya ihtiyacı vardır.

 

Cesaret duygusu

Cesaret, mahiyetimizde yer alan duygulardan biridir. Gözümüz olmasa göremezdik, kulağımız olmasa duyamazdık, benzeri bir şekilde cesaretimiz olmasa bir şeye teşebbüs edemezdik. Nitekim cesareti az olan kimseler bir işe girişmekte ciddi tereddütler yaşamakta ve o işi gerçekleştirememektedir.

Başarı, cesaretle yakın arkadaştır. Hemen her başarı, belli oranda risk almayı gerektirir, risk alamayanlar güzel neticeleri göremezler. Mesela korkak bir tüccar büyük yatırımlara giremez, belki zarar etmez ama büyüyemez. Korkak bir idareci yeni açılımlar yapamaz, kendi dar dairesinde ömrü geçer. Korkak bir komutan savaşa cesaret edemez, milletini koruyamaz ve geliştiremez…

 

Cesarette ölçü

Cesaret, mahiyetimizde yer alan gadap kuvvesinin denge halidir. Şöyle ki:

İnsan bedeninde hayatın devamı için üç kuvve vardır:

1- Faydalı şeyleri cezbedici şehevi kuvve.

2- Zararları def edici gadap kuvvesi.

3- Fayda ve zararı birbirinden ayıran akıl kuvvesi.

İnsan, kendisine verilen şehvet kuvveti ile yararına olan şeyleri elde etmeye çalışır. Gadap kuvveti ile, ona zarar veren şeyleri ortadan kaldırmaya gayret eder. Akıl kuvveti ile de faydalı ve zararlı olanları birbirinden ayırır.

Bu kuvveler için fıtrî olarak bir sınır konulmadığından, uygulamada üç mertebe meydana gelir: Bunların noksan kullanılması tefrit, aşırı kullanılması ifrat ve dengeli kullanılması vasattır.

Mesela gadap kuvvesinin tefriti korkulmayacak şeylerden bile korkmaktır. İfratı ise; maddi mânevi hiçbir şeyden korkmamak hâlidir. Vasatı ise cesarettir. Bu mertebeyi elde eden biri, milli ve manevi değerler için aşk ve şevkle ruhunu feda eder. Savaşlarda büyük kahramanlıklar gösteren kimseler, cesaret mertebesini başaranlardan çıkar. Tefrit mertebesinde yer alanlar, savaş gibi tehlikeli hallerde ortada görülmek istemezler. İfrat mertebede yer alanlar ise, ne halktan korkarlar, ne de Hak’tan. Çekinmeden her türlü kötülükleri yaparlar. Büyük zulümleriyle tarihe geçmiş olan Firavun, Şeddad, Stalin vb gibi müstebit liderler, gadap kuvvesini müfrit derecede kullanan kimselerdir.

 

Cesaretin kontrolü

“Kontrolsüz güç, güç değildir” denilir. Benzeri bir şekilde kontrolsüz cesaretin de faydadan ziyade zarar verebileceğini söyleyebiliriz. Mesela, cesaretle ticarete dalmak isteyen biri, evvelinde iyi bir piyasa araştırması yapmazsa, tam bir hayal kırıklığı yaşayabilir, çok kâr etmeyi planlarken kısa zamanda iflas edebilir.

İnsan nefsi, kötülüklere meyillidir. Nefis, şeytandan aldığı telkinlerle insanı süflî şeylerle meşgul eder. İşte, nefisle mücadele, bu telkinlerin tesirini kırar, etkisiz hale getirir. Hz. Peygamber, “Senin en zararlı düşmanının nefsindir” ifadesiyle, nefis düşmanının zararına dikkat çeker. “Pehlivan, rakibinin sırtını yere getiren değil, öfke anında nefsine galip gelendir” diyerek, nefisle yapılacak mücadelenin zorluğunu bildirir. “Mücahid, nefsiyle cihad edendir” sözüyle de, nefis mücadelesinin bir cihad olduğunu anlatır. Tebük seferinden dönerken ashabına, “Küçük cihaddan, büyük cihada döndük” demesi, nefisle yapılan cihadın büyük bir cihad olduğunu ders verir. Rasulullah’ın bu sözü, insanları düşmana karşı savaştan alıkoyan bir hadis olmayıp, nefisle mücadeleye dikkat çeken bir ifadedir.

Sathi bir nazarla bakanlar, düşmanla savaşı daha büyük bir cihad olarak görebilirler. Hâlbuki düşmana karşı cihadın başlangıcı, nefisle cihaddan geçer. Nefsiyle cihad etmeyen, düşmanla savaşamaz. Nefsine mağlup olan, düşmana da mağlup olur. Seyyid Kutub’un ifadesiyle, “Savaş alanı sadece meydanlar değildir. İnsanın içi de, bir başka savaş alanıdır.” “İç âlemdeki savaşta galip gelmeden, meydandaki savaşta galip gelinmez.”

Nefisle olan cihad, bir ömür boyu devam eder. Düşmanla olan cihadda, aynı devamlılık yoktur. Düşmanla cihad esnasında, daha büyük bir cihad insanın iç âleminde yaşanır. İnsanın nefsi, şeytandan aldığı direktiflerle, o insanı savaştan vazgeçirmeye çalışır, en azından cesaretini kırmak ister. “Geride çoluk çocuğun var. Ya yaralanıp sakat kalırsan!.. Hele ölecek olursan... Hanımın, çocukların perişan olur... vs vs...” şeklinde nefisten feryatlar gelir. Bu sesleri aşabilenler, düşman karşısındaki cihadda muvaffak olurlar, aslanlar gibi dövüşürler.

 

BİBLİYOGRAFYA:

1. ACLÛNİ, Muhammed, Keşfu’l-Hafa, Daru İhyai’t-Türasi’l-Arabi, Beyrut, 1351 h.

2. BEYDAVİ, Kadı, Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1988

3. BENNA, Hasan, Risaletu’l-Cihad (“Resailü Hasan el-Benna” kitabı içinde), Daru’l-Endülüs, Beyrut, 1965

4. BUHARİ, Muhammed İsmail, Camiu’s-Sahih (Sahihu’l-Buhari) Çağrı Yay. İst. 1981

5. EBU DAVUD, Sünen, Çağrı Yay. İst. 1981

6. İBNU HANBEL, Ahmed, Müsned, Çağrı Yay. İst. 1981

7. İBNU HİŞAM, es-Siretu’n-Nebeviyye, Daru İhyai’t-Türasi’l-Arabi, Beyrut 1971

8. İBNU KESİR, Hafız, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, Kahraman Yay. İst. 1985

9. KADİRİ, Ahmed, El-Cihadu fi Sebilillah, Daru’l-Menare, Cidde, 1992

10. KUTUB, Seyyid, Fi Zılali’l-Kur’an, Daru’ş-Şuruk, 1980

11. MÜSLİM, İbnu Haccac, Camiu’s-Sahih, (Sahihu Müslim), Çağrı Yay. İst. 1981

12. NESEFİ, Ebu’l-Berekat, Medariku’t-Tenzil, Daru’l-Fikr

13. NURSİ, Said; Sözler, Sözler Yay. İst. 1987; Hutbe-i Şamiye, Envar Neş. İst. 1990

14. RADÎ, Şerif, Nehcül-Belağa, Müessesetü’l-Mearif, Beyrut

15. RAZİ, Fahreddin, Mefatihu’l-Gayb (Tefsiru Kebir), Daru İhyai’t-Türasi’l-Arabi

16. TEVRAT

17. TİRMİZİ, Ebu İsa Muhammed, Sünen, Çağrı Yay. İst. 1981

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Müminler Sevinecek

Devamı »

Cesaretin Arka Planı

Müminlerin cesareti ve kâfirlerin korkaklığı, özellikle savaşlarda çok açık bir şekilde görülmektedir. Mümini cesur yapan nedir?

Devamı »

Kur'an Işığında Cesaret ve İman

Her insan, hem korkak, hem de cesur olabilir. Bediüzzaman’ın şu ifadeleri cesaret ve korkaklığın kaynağını bildirir: “Her hakiki hasenat gibi, cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi, cebanetin (korkaklığın) dahi menbaı, dalalettir.”

Devamı »

Cesaret

Her insan, hem korkak, hem de cesur olabilecek bir yapıya sahiptir. İyi bir eğitimle, diğer duygular gibi cesareti de iyi bir kıvamda kullanmak gerekmektedir.

Devamı »