TR EN

Dil Seçin

Ara

Bir Şehir Efsanesi: 25. Kare

Bir Şehir Efsanesi: 25. Kare

Bu yazımda sinemada var olduğu söylenen 25. kareden başlayarak subliminal mesajlara kadar insan ruhuna ve şuuruna müteallik girişimleri ele alacağım.

Bunu nedense sinemacılardan çok eğitimcilerin konuştuğuna şahit oldum.

Haklılar çünkü sinema kadar güçlü başka bir eğitim aracı var mı?—Son 20 yılda sadece dijital oyunlar katıldı buna.

İlk önce 25. kare olayından başlayalım.

Bilindiği gibi, yabancı filmlerde Batılı şirketlerin ürettiği mamulata ait reklam karelerinin, filmlerin 25. karesine konulduğu ve bu sayede insanların şuur altına inilerek istenilen mesajların yerleştirilerek tüketimin artırıldığı iddia edilir.

Teknik bir konu olduğu için herkesin anlayacağı şekilde izahatta bulunalım. Sinema filmlerinde 1 sn’lik görüntüde 24 kare yer alır. TV’de ise 1 sn’lik görüntüde 25 kare yer alır.

Şimdi sinemada toplam bir saniye içinde yer alan 24 karenin sonuna yani 25. kareye bir görüntü koyduğunuzda insan gözünün bunu algılaması mümkün değildir. Çünkü saliselik bir andır.

İşte “bu konudaki iddialar ABD’de denendi şöyle oldu,” “Fight Club’ta işte bakın şu sahnelerde 25. kare kullanılmış” gibi iddialara bakarsanız inkârı mümkün görünmeyen bir olay gibi gelebilir.

Ben kestirmeden söyleyeyim: 25. kare diye bir şey yoktur.

İnternet âleminde resimli örnekleriyle anlatılan, koladan sigara paketlerine ya da çizgi filmlere kadar yer alan görüntüler 25. kare değil belki subliminal mesaj başlığı altında ele alınabilir. Ama resimlerin içine bir şeyleri gizlemenin 25. kareyle alakası yoktur zaten.

Konumuz resim değil hareketli görüntüler olan filmler, videolar.

Bu konuda örnek verilen Fight Club filmi zaten direkt 25. kareyi anlatan, bu konuda açıkça bir sahnesi olan filmdir. İşin komik tarafı yönetmeni bunu filmdeki karakterlerin ağzıyla söylettiği halde insanlara bunun gizemli bir olaymış gibi internette pazarlanmasıdır.

Eğer şu filmde 25. kare var diyen varsa buyursun hodri meydan ispatlasın. Profesyonel kurgu masaları artık her yerde var. 25. karesine kadar filmlere inebiliyoruz.

 

BUNLAR, SUBLİMİNAL DEĞİL DİREKT MESAJ

Subliminal mesajlara gelince Batı dünyasının buna ne kadar ihtiyacı var acaba?

Ayrıca Batının kibri ve büyüklenmesi öylesine fazladır ki, garp kurnazlığına kaçtığı yer çok olmakla birlikte, kendini üstün gören bir anlayıştan dolayı genelde hiçbir şeyini saklamadan direkt mesaj verdiği söylenebilir.

Peki özellikle Batı sineması subliminal ya da örtülü mesaj vermez mi?

Verir elbette. Bunu inkâr edecek değilim.

İki örnekle konuyu bitirelim:

İlki 2001’de yapıldıktan sonra devam filmleri de yapılan Shrek adlı çizgi film. Aşağıdaki resim bu filmdeki bir tuvalet sahnesinden alınmıştır.

Burada açıkça tuvalet kapısına çizilen hilale durup bakalım. Sizce bir Müslüman ülkede herhangi bir çizer bırakın hilali, haç işareti ya da Yahudi işareti ‘Davut Yıldızı’nı tuvalet kapısına yapar mı? Yapmaz. Burada çizgi film yapan ekip zehrini kusmuş. İşte yılan su içer zehir akıtır, arı su içer bal akıtır sözüne güzel bir örnek.

Bu, subliminal bile demeye gerek olmayan apaçık bir mesaj şekli.

İkinci örnekte dininden vazgeçemeyen Batıdan çarpıcı bir kare. Hani bizde laikler ve Batı hayranları Batıda üretilen filmlerin tarafsız objektif ve dinden uzak olduğunu düşünürler ya, halbuki o kültüre ait filmlerin çoğunda ya bir kilise gösterilir ya da kilise sahnesi vardır…

Her neyse mesele karşı olmak ya da taraf olmaktan çok bir şeyler üretebilmektir. Batı da bunu yapıyor. Biz ise oturmuş onları tenkitle uğraşıyoruz.

İkinci örneğimize dönelim.

Burada ne Hristiyanlıktan ne Hz. İsa’dan bahsedilmeyen ama Oscarlı yönetmen Client Eastwood’un Hıristiyani geleneği ustaca modern bir zaman hikayesine taşıdığı 2008 Yapımı Gran Torino filmine bakalım. 

C. Eastwood emeklilik hayatını yaşadığı mahallede günlerini sade bir şekilde geçirmektedir. Filmdeki oynadığı karakterin deyimiyle ‘çekik gözlü’ komşularından nedense hoşlanmaz. Halbuki kendisi bir Kore gazisidir ve savaşta işlediği günahlarından da arınmak istemektedir. Bu arada Korelilere mahalledeki serseriler de kafayı takmıştır. Filmin finalinde Hıristiyanlığa göre Hz. İsa nasıl insanlık için kendini feda edip günahlarından azade olduysa Eastwood’da aynı yolu tercih eder ve çekik gözlü diye küçümsediği Koreli masum gençleri sıkıştıran mahalle serserilerinin karşısına çıkarak onları kurtarmak için kendi hayatını feda eder. Aşağıda yer alan resim bu filmin son sahnesine ait.

Gran Torino Filminin Final Sahnesi

Filmin finalinde kamera ağır ağır yükselir bir nevi Yaratan’a yükseliştir bu. Ve yatış vaziyeti Hz. İsa’nın çarmıha gerilmiş şeklidir aslında. Bu şekliyle subliminal mesaja iyi bir örnektir. Gerçi yönetmenin bu sahneyle ilgili bizim yorumladığımız şekilde bir açıklaması varsa o zaman subliminalden açık mesaja çıkar. 

Eastwood’un 2004 yapımı Oscarlı ‘Bir Milyon Dolarlık Bebek’ filminde de Hıristiyani geleneğe uygun olarak acı bir fedakârlık ve kaybediş öyküsü vardır. 

Yukarıdaki resimde olduğu gibi gökyüzüne yükselen kameranın dikkat çekici ve yoğun bir şekilde kullanımını ilk önce Sean Penn’in yönettiği Jack Nicholson’ın oynadığı ‘The Pledge’ (2001) filminde görmüştüm. Sean Penn kamerayı ilahi bir bakış açısını vermek istercesine gökyüzünden sahneleri izlemeye çalışıyordu. O film de aslında dinî bir filmdi.

Sonuç olarak, 25. kare diye bir teknik yok desem de bu şehir efsanesini söküp atmak mümkün görünmüyor. Sinema bilinçaltına mesaj vermek için dolambaçlı yollar aramayacak kadar etkileyici bir sanattır.