Tevhid Cenâb-ı Hakk’ın varlığını ve birliğini ifade eder. Varlık ve birlik birbirinin lazımı ve delilidir. Bir şey var olmadan bir olamaz. Bu bütün varlıklar için geçerli bir hakikattir.
Uluhiyet söz konusu olduğunda bu hakikatin tersi de doğrudur. Yani yaratıcının bir olduğunu kabul edip varlığını inkâr etmek ne kadar mantıksız ise, var olduğunu kabul edip birden fazla olabileceğini söylemek de o kadar mantık dışıdır.
Tevhidi anlamak için öncelikle manalarını tarif ve tasnif etmek gerekir. Cenâb-ı Hakk, Kuran-ı Kerim’de kendisini isimleri, sıfatları ve fiilleri ile tanıtıyor ve hepsinin ancak ve ancak kendisine ait olabileceğini ifade ediyor. Bunlardan üçü Vahid, Ehad ve Ferd isimleridir ve doğrudan Allah’ın birliğini ifade etmeleri ile diğerlerinden ayrılmaktadır. Bu isimlerin kâinattaki tecellileri ise vahidiyet, ehadiyet ve ferdiyet hakikatleridir.
Vahid ismi kâinat genişliğinde bir tefekkür ile görülebilir. Kâinattaki her varlığın birbiri ile ilişkili olması aynı intizamın parçası olduklarını gösterir. Bu manada bütün kâinat tek bir projedir. Hammadde aynıdır, kanun aynıdır, işleyiş aynıdır. Suretler birbirine benzer; elektronlar çekirdeğin çevresinde döner, gezegenler güneşin, yıldızlar galaksi merkezinin etrafında hareket eder. Her varlığın bir başlangıcı, bir hayat seyri ve bir bitişi vardır. Madde ve enerji, zaman ve mekân, mülk ve melekût (fizik ve metafizik), madde ve mana boyutlarında sürekli faaliyet halindeki kainat bir bütün olarak tefekkür edildiğinde, onu yaratan ve idare eden Allah’ın bir, yani Vahid olduğu hakikati görülür. Allah’ın isim ve sıfatlarının her birinin eşsiz ve benzersiz olarak bütün kâinatı kuşattığı, O’ndan başka yaratan, yaşatan, idare eden, hayat ve ölüm veren olmadığı, Vahid isminin tecellileri ile anlaşılır.
Ehad ismini anlamak için öncelikle tefekkür alanını daraltarak nazarımızı kendi iç dünyamıza çevirmemiz gerekir. Orada cisim olarak küçük olsa da, intizam ve sanat olarak kâinat genişliğinde ve hayat sahibi olması sebebiyle kâinattan daha mühim bir âlem vardır. Bu küçük âlemde Allah’ın isimleri, bütün kâinatta olduğundan daha parlak bir mahiyette görünür.
Allah’ın kâinatta tecelli eden isim ve sıfatlarının her birinin her mahlukta, özellikle de hayat sahiplerinde tecelli etmesi, Ehad ismini gösterir. Bunu anlamak için herhangi bir mahlukta (özellikle kendimizde) Allah’ın hangi isimlerinin tecelli ettiğini tefekkür edebiliriz. Neticede mesela “Halık” ve “Rezzak” isimleri için, “Beni kim yarattıysa rızkımı da o veriyor.” hakikatine ulaşıp tevhidi anlayabiliriz.
Ferd ismi ise Allah’ın zatının birliğini ifade eder. Zatının birliği üç farklı manada düşünülebilir:
Birinci mana; eşi, benzeri, şeriki, zıddı yok demektir. Varlığı vacip, yokluğu muhaldir.
İkincisi Allah’ın hem Vahid hem Ehad olmasıdır. İster vahidiyeti ister ehadiyeti göstersin, ister ayrı ayrı ister bir arada tefekkür edilsin, tüm tevhid delilleri ferdiyeti ispat eder.
Üçüncüsü şahsiyet manasıdır. Bu manada ferdiyet mahlûklarda da görülür ve Allah her şeyi diğerlerinden farklı bir fert olarak yaratmış demektir. Allah’ın hem Vahid, hem Ehad olduğunu ifade eden ferdiyet, mahlukat için vahidiyet ve ehadiyet manalarını ayıran bir sınır çizgisidir. Her fert iç âleminde ehadiyeti, dışındaki âlemin bir parçası olarak vahidiyeti gösterir.
Zerrelerden yıldızlardan ve gezegenlerden meydana gelse de kâinat bir tanedir ve benzersizdir. İnsan tür olarak bir tanedir. Onun içerisinde her insan diğerlerinden farklı eşsiz birer ferttir. Tevhid hakikatini tefekkür eden insan anlayacaktır ki; her şeyi bir, benzersiz, eşsiz yaratan Cenab-ı Hakk’ın eşi ve benzerinin olması elbette mümkün değildir.
