TR EN

Dil Seçin

Ara

Kuru Bir Saptan Lezzetli Meyvelere Gizemli Yolculuk

Meyveler, adeta vagonlarla mevsim mevsim erzak hazineleriyle doldurularak, gayb âlemlerinden varlık âlemine gönderiliyorlar. Peki ama hiç düşündük mü ince bir sapla bizlere sunulan bu meyveler, dalların ucunda ihtiyacımıza ve ağız tadımıza uygun bir şekilde nasıl pişiriliyor?

Fotosentez adı verilen İlahi kanunla yaprak mutfağında ve güneş fırınında pişirilen şekerli, proteinli ve yağlı yemekler bitkilerin damarlarında taşınarak meyveye dönüştürülecek dokulara servis edilir. Bu müthiş dönüşüm nasıl gerçekleşiyor?

Gelin birlikte izleyelim bu mucizevi hadiseyi.

 

Dallar ve Saplar, Ancak Rahmetin Birer Çeşmesi ve Nimetin Birer Borusudurlar

Gövde ve dallardan suyla birlikte taşınan organik ve inorganik maddeler saplar aracılığıyla meyve taslağının içine ulaştırılırlar. Sapa kadar özel paketler halinde taşınan bu maddeler meyveye girdikten sonra oldukça karmaşık bir dizi biyokimyasal reaksiyon zincirinden geçirilerek mucizevi bir şekilde o meyveye has bir tat ve kokuya dönüştürülür. Meyveyi taşıyan sapta bile o tat ve koku yokken bir milim ötesinde meyve içinde sihirli bir el değmişçesine müthiş değişim gerçekleşiyor.

Meyvenin yenilebilir hale gelmesini sağlayan olgunlaşma süreci, meyve maksimum büyüklüğüne ulaştıktan ve fizyolojik olarak olgunlaştıktan sonra başlar.

Olgunlaşma, meyvenin aromasında, renginde ve sertliğinde çok hızlı değişimlere neden olan genlerin ve çeşitli kimyasal mekanizmaların koordineli bir şekilde çalıştırılmasının sonucudur. Olgunlaşma sürecinde sınırsız rahmet sahibi yüce Yaratıcının emir ve iradesi dahilinde meyvenin dokusunda, kokusunda, tadında ve yapısındaki şeker miktarında değişimler meydana gelir. Bu süreçte meyveyi oluşturan hücrelerin duvarları parçalanır, nişasta olarak depolanan karbonhidratlar daha basit ve suda çözünebilen şeker türlerine (örneğin fruktoz) dönüştürülür.

Genel olarak olgun bir meyvede; ?-85 su, %0,2-1,0 azotlu maddeler, %0,1-0,3 yağ, %3-18 karbonhidrat ve %0,3-0,8 mineral maddeler bulunmaktadır. Bunlara ilave olarak ve meyve çeşidine bağlı olarak çeşitli vitaminler eklenir.

 

Çamur Yeyip, Meyvelerine Süt ve Bal Veren Ağaçlar!

Bugün insanoğlu bir meyve suyunun üretimi için, içinde birçok makinelerin bulunduğu dev fabrikalar inşa ediyor. Ama Rahmet hazinesinden çıkan doğal meyve suları, gıdası bulanık bir çamur olan ağacın incecik dallarından meyvelere gönderiliyor. Risale-i Nur’da bu hayret verici konu şöyle farklı bir bakış açısıyla görülmektedir: “Bak, başında çok süt konserveleri taşıyan Hindistan cevizi ve incir gibi meyvedar ağaçlar, rahmet hazinesinden lisan-ı hal ile (hal diliyle) süt gibi en güzel bir gıdayı ister, alır, meyvelerine yedirir; kendi bir çamur yer. Hem nar ağacı sâfi bir şarabı (içeceği), hazine-i rahmetten (rahmet hazinesinden) alıp meyvesine yedirir; kendisi çamurlu ve bulanık bir suya kanaat eder.”

İbrahim Sayar bu konuyu “Her Şey O’ndan” şiirinde ne güzel dillendirmiş:

“Dil ne bilir şekeri, şerbeti

Aldığın lezzeti baldan mı sandın

Ne arı ne de ağaç verir nimeti

Elmayı, narı daldan mı sandın.”

 

Meyveleri Ağaçlar Değil de İnsanlar Üretseydi!

Yeryüzü mağazasından yiyecek ve içeceklerimizi ve diğer ihtiyaçlarımızı ücret vermeden temin ediyoruz. Parasız aldığınız bu ihtiyaçlarımızı İlahî hazineden almayıp her birini insanlara yaptıracak olsaydık ya da birilerinden alacak olsaydık acaba bir meyveyi ne kadar zamanda elde edip, ne kadar masraf yapardık? Çünkü o bir tek meyvenin yetişmesi için bütün ekosistemin tüm bileşenleriyle var olması gerekiyor. O meyvenin Güneşle, ayla, yer küre ile yani tüm evrenle irtibatı vardır. O nedenle az bir zamanda ve az bir masrafla meydana gelmesi imkân haricidir. İşte her bir meyvedeki zînet, intizam, sanat, rayiha, tat ve koku gibi latif şeyler o meyvenin Yaratıcısının sonsuz ilim, kudret, merhamet ve sanat sahibi olduğunu bizlere gösterir.

Evet bir incir çekirdeğinden koca bir incir ağacını ve ince bir sap ile koca bir kavunu bağlayıp çıkaran kudrete hiçbir şey ağır gelmez. O isterse meyveyi dalın ucunda da yaratır, ağacın bedeninde de. Odundan meyve çıkarmak ancak O’nun kudretine hastır.

Netice itibariyle nimetin verilişi nimetten daha tatlıdır. Bize bu kadar ikramlarda bulunan bu Kerîm Zât’ın bizlerden bu nimetlere bedel istediği ise sadece şu üç şeydir: Zikir, fikir ve şükür.