TR EN

Dil Seçin

Ara

Başkalarının Anneleri / Hayalin İçinden Öyküler

Başkalarının Anneleri / Hayalin İçinden Öyküler

Genç kız, evden vaktinde çıkamadığı için biraz tedirgin olmuştu. Metroyu kaçırma ve işe geç kalma ihtimalini düşünmek istemiyordu fakat istememek böyle durumlarda pek işe yaramıyordu. Bu korku ile adımlarını hızlandırdı. Görenlerin koştuğunu sanabileceği bir hızdı bu. 

Sabah sabah annesinin hışmına uğramıştı yine. Anlaşamıyorlardı bir türlü. Ona ne yapsa yaranamıyordu. Aceleden odasını toplayamaması sorun olmuştu. Kızı çalışıyorsa evde ona yapılacak hiçbir iş bırakmayan anneler tanıyordu. Onun annesi ise bir de akşam gelince ev işlerinde ona yardım etsin istiyordu. Zaten uzun yolculuklarla gittiği işinden canından bezmiş bir halde dönüyor, üstüne bir de evde annesinin sözlü işkencelerine maruz kalıyordu. Yine de öyle karşılık vermemeliydi. Hele hele “Sen de başkalarının anneleri gibi neden olamıyorsun. Gittiğimde görüyorum arkadaşlarımın ne marifetli anneleri var. Hem ev işlerinde çok marifetliler, hem güzel giyinmesini de, güzel konuşmasını da çok iyi biliyorlar.” cümleleri başta olmak üzere sarf ettiği o kötü sözler için çoktan pişman olmuştu. Onu ne zorluklarla büyüttüğünü hiçbir zaman unutmamalıydı. Fakat annesinin de dili çok keskindi. “Nereye koyduysan oradadır, sen bu gidişle evde kalırsın, bak komşunun kızına, çocuğun olunca sen de anlarsın, kime çektin bilmem ki…” gibi klişe anne serzenişleri ile yetinmemiş beddua etmeyi de ihmal etmemişti. “Allah sana senin gibi çocuk nasip etsin, iki yakan bir araya gelmesin inşallah.” diye başlamıştı bedduaları. Anne bedduası tutmaz diye düşünerek biraz rahatlatmıştı kendisini genç kız… Ama o meşhur soru da gelmişti aklına: Ya tutarsa!?

Tüyleri ürperdi o an. Çünkü bedduaların bir tanesinin tutması halinde bile durum içler acısıydı. Gerçekten de o durumda “iki yakası kolay kolay bir araya gelemezdi.”

Dönmesi gereken köşeye yaklaştığını anladığında sevindi. Metro istasyonuna inen merdivenler oradan az ilerideydi. Üstelik daha birkaç dakikası bile vardı. Tam köşeyi dönünce her gün orada görmeye alışkın olduğu her iki ayağının da yarısı olmayan o genç dilencinin yerinde çok yaşlı bir kadının olması dikkatini çekti. Bütün acelesine ve telaşlı haline rağmen durdu. Durdu çünkü yaşlı kadının elinde, ikiye katlanmış bir gazete büyüklüğünde bir karton vardı ve kartonun üzerinde “cennet annelerin ayakları altındadır” yazıyordu. Durdu çünkü bu yaşlı kadın tanıdığı birisine çok benziyordu fakat çıkartamıyordu.

Önceki dilenci ile bir kez konuşmak istemiş ancak ondan ne o zaman, ne başka bir zaman tek bir kelime dahi duyamamıştı. Dilsiz olmalı ya da konuşmak istemiyor diye düşünmüştü. Bu yaşlı kadına da gayri ihtiyari sordu:

“Merhaba benim adım Serap. Sizin adınızı öğrenebilir miyim?” 

Yaşlı kadının pejmürde bir hali vardı. Kendisi de kıyafetleri de uzun zaman su görmemiş izlenimi veriyordu. Başındaki bereyi ve boynundaki atkıyı çıkarttı ve marazlı sesi ile:

“Merhaba” dedi. “Benim adım da Serap.”

Genç kız yüzünü daha net görünce onun annesine çok benzediğini fark etti. Sanki onun yirmi yıl sonraki hali gibiydi. İsminin kendisi ile aynı olması da ilginçti fakat annesi ile benzerliği onu daha çok şaşırtmıştı. Gülümsedi ve: 

“Sizin adınızın da Serap olması çok ilginç. Sizden önce sabahları burada gördüğüm sakat adama ne olduğunu da merak ediyorum. Sizinle biraz sohbet etmek isterdim doğrusu. Fakat metroyu kaçırmamam gerekiyor.” dedi ve hızlıca elini cüzdanına uzatarak biraz para çıkarttı. O an yaşlı kadının söyledikleri ile şaşkına döndü:

“Hiç acele etme metro yarım saat sonra gelecek. Çünkü bir durak öncesinde küçük bir arıza yaşandı. Bu arıza giderilecek fakat bu yaklaşık 25 dakikayı bulacak. Ayrıca geç kalırsam fırça atar diye korktuğun müdürün de fena üşütmüş bugün için rapor alacak ve işe gelmeyecek.”

Genç kız elinde paralarla öylece kalakaldı. Ne diyeceğini bilemedi. Yaşlı kadın konuşmaya devam etti:

“Bu arada beni annenin yirmi yıl sonraki haline benzettin fakat ismimin Serap olmasından anlamalıydın ki, ben senin kırk yıl sonraki halinim. Böyle kimsesiz ve perişan bir hale düşmemin sebebi ise annenin yani annemin beddualarıdır. Onu terk etmekle çok büyük hata yaptım. Pişman oldum fakat gönlünü almak için çok geç kaldım. Alsaydım bunlar başıma gelmeyecekti. Çünkü hiç yüzüm gülmedi, çok çileli bir hayatım oldu. Ne yazık ki çok yanlış bir adama sevdalandım. Ne kötü huy ararsan hepsi onda mevcuttu fakat ben fark edememiştim. Ayrılmak istesem de kurtulamadım. Sonra da hapislerde çürüdü. Beni de borç batağına soktu. Hem işimden hem evimden barkımdan oldum. Çocuklarımız da heder oldular. Zar zor kurtardılar kendilerini fakat beni bir daha arayıp sormadılar. Sonunda buralara kadar düştüm.”

Genç kızın şaşkınlığı duydukları ile daha da arttı. Fakat asıl şoku birazdan yaşayacaktı çünkü yaşlı kadın bir anda ortadan kaybolacak ve yerini ayakları sakat olan o dilenciye bırakacaktı. 

Elinde paralarla birkaç saniye bu adamla tuhaf tuhaf bakıştılar. Genç kız kendisini toparladı ve elindeki paraları dilencinin önündeki kutuya bırakırken onun elinde tuttuğu kartonda yazan az öncekinden daha uzun bir cümleyi net göremeyince gayri ihtiyari sesli bir şekilde mırıldandı:

“Burada ne yazıyor acaba?”

Genç kızın sağır ve dilsiz sandığı dilenci bunu duydu ve cevap verdi:

“Anne ve babandan biri ya da her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara sakın öf bile deme! Onları azarlama, onlara saygılı, yüceltici sözler söyle.” yazıyor. Bu sözler İsra suresi 23. ayette geçiyor. Bu kartonu az önce yaşlı kadının biri elime tutuşturdu ve bir anda ortadan kayboldu. Sebebini ben de anlayamadım.

Genç kız bu yaşadıklarının nedenini gayet iyi anlamıştı fakat ne kadar gerçek olduğu konusunda kafası çok karışmıştı. İstasyona vardığında metronun henüz gelmediğini ve bir durak önce arıza yaptığını öğrendi. Yaşlı kadının söyledikleri doğru çıkmıştı. Çok geçmeden arıza halledilmiş ve geç de olsa iş yerine ulaşmıştı. Müdürlerinin soğuk algınlığı nedeni ile raporlu olduğunu öğrendiğinde tüyleri diken diken oldu. Hemen telefonla annesini aradı ve özür diledi. 

Annesi zor bir insandı, bir süre küs kaldı onunla. Fakat genç kız pes etmedi, nihayetinde onun gönlünü almayı başardı. Bir daha da aynı hataya düşmedi. Çünkü zihni, gerçekliğini sorgulamaktan hiç vazgeçmese de kalbinde bir tereddüde mahal bırakmayan bu gizemli olay anne duasının gelecek üzerindeki etkisine dair ona asla unutamayacağı bir ders vermişti.