TR EN

Dil Seçin

Ara

Gerçek Yüzler / Hayalin İçinden Öyküler

Gerçek Yüzler / Hayalin İçinden Öyküler

Nasuh Bey’in gözlerindeki bulanıklık ve renklerde gittikçe artan matlaşma bu sabah çok daha belirgin hale gelince, artık ameliyat olması gerektiğine ikna oldu. Sanki buğulanmış bir camın arkasından seyrediyordu dünyayı. Üstelik gözler, basit bir ameliyatla eski haline dönebiliyordu. Gelgelelim asıl mesele, Nasuh Bey’in doktorlarla arasının pek iyi olmaması, her şeyi çok abarttıklarını düşünmesi ve basit denilen ameliyatların bile onu tedirgin etmeye yetiyor olmasıydı. Vergi dairesinde kısım şefiydi Nasuh Bey. Çevresinde otoriter ve sert mizaçlı biri olarak bilinirdi. Eşinin sık sık “Senin gibi okumuş etmiş, hayatında çok daha büyük badireler atlatmış biri doktorlardan bu kadar çekinsin, vallahi benim aklım almıyor, sana da hiç yakışmıyor.” şeklinde serzenişte bulunmasına bu sabaha kadar pek aldırış etmemişti.

Fakat bulanıklık diğer gözüne de sirayet edince, hemen ertesi güne randevu aldı ve muayenesini oldu. İki gözde de sorun olduğu için 3 hafta arayla iki ameliyat olması gerektiği söylendiğinde canı biraz daha sıkıldı elbette. Ancak, şu dakikadan sonra doktor ne diyorsa yapması gerektiğini o da kabul ediyordu. İlk ameliyat günü kalp ameliyatı olacak birine eş değerde bir kaygı ve korku ile gitti hastaneye. Basit de olsa, minik de olsa, sonuçta bir ameliyattı bu. 

Katarakt ameliyatı yaklaşık 15 dakika sürdü. Nasuh Bey operasyon sonrası aynı gün taburcu edildi. İkinci ameliyat için ise üç hafta sonrasına gün verildi. Bulanıklığı had safhaya varmış olan gözü ameliyattan sonra o kadar net bir görüntü vermeye başlamıştı ki, bu durum Nasuh Bey’i şaşkına çevirdi. Fakat asıl şaşkınlığını ertesi gün yaşamaya başladı. O günden sonra eşi başta olmak üzere çocukları, komşuları, akrabaları ve iş arkadaşları gözüne bir başka görünmeye başladılar. Bazıları onu hayrete düşürecek kadar çirkin görünüyorlardı. Sanki o yüzlerin kanı çekilmiş, rengi sararmış, beti benzi atmış, nursuz ve meymenetsiz dedikleri türden bir hale bürünmüşlerdi. Hatta bu meymenetsizlerin bir kısmı bazı sevimsiz hayvanları bile anımsatmıştı ona. Çok şükür ki kendisi, eşi ve kızları bu kategoriye dahil değildi. Fakat çok yakınlarından bu halde olanlar vardı. Onların gerçek yüzlerini görünce çok şaşırıyor ve üzülüyordu. Neden böyle bir şey yaşadığını anlayamıyor, bunun iyi bir şey olup olmadığına karar veremiyordu. Sanki ameliyattan sonra gözündeki perde kalkmış, insan sarrafı olmuş ve kalplerdekilerin yüzlere olan yansımalarını görebilmeye başlamıştı. 

Bazıları ise önceden fark etmediği kadar güzel bir yüze sahiptiler. Aralarında bu kadar güzel olduğunu sanmayacağı kişiler de vardı. O günlerin birinde caddede yürürken kalabalığın içerisinde çok güzel yüzlü birini fark etti. Yolun karşısından kendisine doğru gelen biriydi ve güzelliği şu ana kadar gördüğü güzel yüzlerin çok üzerinde bir güzellikti. Bakmaya doyamıyordu. Yanından geçip gidince yolunu değiştirdi ve onu takip etmeye başladı. Altmışlı yaşların sonunda olduğunu tahmin ettiği bu adamı uzun süre takip etti. Bir yandan da bu yaşta bir adamın yüzünde daha çok buruşukluk ve daha fazla çizgi olmalıydı diye düşünüyordu. Adamın pazar alışverişi yaptığı elindeki poşetlerden anlaşılıyordu. Taşıyamayacağı kadar ağır olmadıklarını düşündüğü için yardım teklifinde bulunmadı. 

Yaşlı adam arka sokakların birinde bir apartmanın kapısından içeri girdi.  Yolun karşısında biraz bekledi Nasuh bey. Az sonra pencerelerden gördüğü kadarı ile onun birinci kattaki daireye gelmiş olduğunu anladı. Köşedeki mini markete giderek küçük bir soruşturma yaptığında ise öğrendikleri yüreğini dağladı:

Otuzlu yaşlarda doğuştan hem zihinsel hem bedensel özürlü iki oğlu vardı yaşlı adamın. Eşini kaybedeli yıllar olmuştu. Ayakkabı tamirciliği yaparak her ikisine de marketçinin tabiri ile gül gibi bakıyordu. Çocuklar her zaman ak paktılar ve ev her zaman tertemizdi. Bu daire yaşlı adamındı ve emekli maaşı da vardı. Devlet desteğine de hasta bakımına da başvurmamış bizden daha çok ihtiyacı olanlar faydalansın demişti. Tek derdi kendisi ölünce bu çocuklara bakacak şartları hazırlamaktı. Oysa komşular şimdiden öyle bir durumda çocuklara bakmak için görev dağılımı bile yapmışlardı. Çünkü yaşlı adam bu mahallede çok seviliyordu. Maddi manevi kimin ihtiyacı varsa mutlaka bir ucundan tutar az da olsa elinden geleni yapardı. Ondaki bu sabır, bu tevekkül, bu merhamet, bu cömertlik herkesi hayran bırakmıştı. Mahallenin serserilerini bile tatlı dili ve güzel sohbetleri ile etkilemiş, yola getirmeyi başarmıştı. Evinde başka dillerde kitapların da olduğu büyük bir kitaplığı da vardı. 

Marketçinin tüm bunları anlattıktan sonra söylediği son cümle Nasuh Bey’in tüylerini diken diken etti:

“Bakmayın siz onun yüzündeki yanık izlerine, kırış kırış yüzüne, çatık kaşlarına… Aslında çok yakışıklı bir adammış fakat 20 yıl kadar önce müstakil evleri yanmış bunların. Bu amca iki sakat çocuğunu kurtarmaya yetişmiş de teyzeyi kurtaramamış. Kendisinin alevlere aldırmadan defalarca içeri dalıp çocukları ve teyzeyi kurtarmaya çalışması dillere destan olmuş.”

Nasuh Bey o sırada çalan telefonu açtı, arayan uzak bir şehirde üniversitede okuyan oğluydu. Hızlı trene bilet almıştı ve saat 20:00 civarında kendisini istasyondan almasını istiyordu. Tam o saatte oradaydı Nasuh Bey. Kızlarını da çok seviyordu fakat oğluna olan düşkünlüğü başkaydı. Hala emekli olmadıysa bu, oğluna daha güzel bir gelecek hazırlamak içindi. Ufak tefek sorunlar yaşattıysa da saygıda kusur etmez, babasının sözünden çıkmazdı. Şeytan tüyü vardı keratanın. Akrabalar arasında çok sevilir, bir hata yapınca da ne yapar eder kendisini affettirirdi. 

Nasuh Bey bunları düşünürken tren istasyona yanaştı. Az sonra uzaktan oğlunun yaklaştığını fark etmesiyle gördükleri karşısında neye uğradığını şaşırdı. Oğlunun yüzü bakılamayacak haldeydi. Sanki bir yangında alevler arasında kalmış ve yüzünün bir kısmı feci şekilde yanmıştı. Daha gençliğinin baharında olmasına rağmen yaşlı bir adam yüzü gibi, cildi kırış kırış olmuştu. Kabul etmesi ona ağır geliyordu fakat biricik oğlunun yüzü çok çirkin bir haldeydi. Demek ki oğlunun kalbi işlediği günahlarla kararmış ve bu da yüzüne yansımıştı. O an içi öyle bir sızladı ki on yıl birden yaşlandığını hissetti. Çünkü bunda kendisinin de payı vardı. Oğlunun her yanlışında gençtir yapar, hatasını anlar düzelir diyerek kendisini kandırmış ve onun uzak bir şehirde yanlışlara çok kolay düşeceğini öngörememişti. Sevginin aşırısı gözleri katarakt değil kör ediyor demek ki diye düşündü. Üstelik okumak istemeyen oğlu birkaç yıl gecikmeyle ve zar zor kazandığı o fakülteye, onun zoruyla gitmişti. 

Birkaç gün sonra ikinci ameliyatı oldu Nasuh Bey. Ve her şey normale döndü. İki gözü de gayet iyi görüyordu fakat, insan sarraflığı sona ermişti. Oğlunun yüzünü normal görmek adına sevinmişti buna ancak onun okulu bıraktığı ve iki yıldır derslere doğru dürüst girmeyip gayri meşru ilişkiler yaşayıp, içki ve kumar dahil birçok pisliğe bulaştığı ortaya çıkınca, bir süre nasıl davranacağını bilemedi. O sert mizacına ve otoriterliğine bakılırsa oğlunu evlatlıktan reddetmesi, en azından evden kovması beklenirdi. Fakat ne zaman kendini kaybedecek ve şiddetli tepkiler verecek olsa, yetişkin yaştaki iki sakat çocuğuna sabır ve tevekkülle yaklaşan yaşlı adamı ve onun o güzel yüzünü hatırlıyor ve metanetini koruyordu. 

Nasuh Bey birkaç gün sonra oğlunu da yanına alarak yaşlı adamı ziyarete gitti. Oğluna biraz dışarıda beklemesini söyleyerek kendisi dairenin kapısını çaldı ve onunla tanışıp biraz sohbet ettikten sonra, birkaç haftadır yaşadığı her şeyi ona anlattı. Ondan yardım istedi. Daha sonra da oğlunu çağırarak onunla tanıştırdı. Bu sefer şaşkına dönen yaşlı adam oldu. Çünkü dün gece rüyasında kendisini, korkunç bir yangının alevleri arasından hiç tanımadığı genç bir adamı kurtarmaya çalışırken görmüştü ve o genç adam, şu an tam karşısında duruyordu.