TR EN

Dil Seçin

Ara

Bir Zengin’in Öyküsü ya da Para’nın Amerika’sı

Birkaç gündür Amerika’ya dair bir yazı yazmak için bilgisayarın başına oturuyorum. Amacım, Amerika ile ilgili genel ve kısa bir yazı yazmak. Lâkin, bir türlü yazamadım. Nereden başlayacağıma karar veremedim. Sonunda, ancak birkaç kilit kavram ve konu etrafında birkaç kısa yazı yazmamın daha doğru olacağına karar verdim. Notlarımı bir ‘Garp seyahatnamesi’ olarak da sunabilirdim. Neticede, yazacağım notlar, bir ahirzaman imparatorluğu olan Amerika’yı anlamaya yarayacak küçük antropolojik fragmanlar da olabilirdi.

Nitekim bu seçenekte karar kıldım ve bu ‘fragmanlar’ın ilki olarak ‘para’ konusunu seçtim. Diğer muhtemel konularım ise şöyle: Amerika’da coğrafya/memleket duygusu, çalışma ibadeti, teorik açıdan vatandaşlık anlayışı, demokrasi kültürü ile tarihsizlik arasındaki ilişki, din ve Protestanlık, Amerika’nın meşhur çok şeye kadir ‘sistem’i ve Amerika’da eğlence kavramı. Bu yazıda kısaca ele alacağım konu ise, ‘para’.

Bugün dünyada paranın satın alabileceği en çok şey ve en çok para Amerika’da bulunuyor. Amerika’ya çok şey gibi para da muhtemelen Avrupa’dan, oradan gelen göçmen insanlarla birlikte geldi. Avrupa’da para Sanayi İnkılabı ile birlikte, tedricî olarak insan (emeği) ve toprak dahil her şeyi satın alacak şekilde hayatın bütün gözeneklerine nüfuz etmeye başladı. Yine de, Avrupa’da paranın satın alamayacağı şeyler vardı. Çünkü, paranın nüfuzundan önce oluşmuş ve parayla edinilemeyecek birtakım manevî nesnelerden örneğin asalet, en azından bir süre için, paranın satın alamadığı bir şeydi.

Ancak, Amerika çok şeyin ‘sıfırdan’ başladığı bir yerdi. Paranın tarihi, her şeyin tarihi kadar eskiydi burada. Avrupa ile olan bu başlangıç farkına ilave olarak, bir de paranın hayatın geri kalan kısmına ilişkin konum ve imtiyazı açısından, Amerika biricik bir durumdaydı: Amerika’da paranın alamayacağı şey yoktu. Daha da ilginç olan ise şuydu: Paranın alamayacağı şeyler yok edilmişti.

Amerika’da paranın toplumsal hikayesi iki veçhesiyle anlaşılmalıdır. Birincisi, mümkün olan her şeyin metalaştırılarak satın alınabilir—yani, paranın hükmüne tâbi—hâle getirilmesi. Buna ‘Pazar toplumunun inşası’ da diyebiliriz. İkincisi ise, birinci işleme teslim olmayan unsurların—meselâ, onur, asalet, bir şeyi karşılık beklemeden yapmak—hayattan silinmesi. Paranın her şeyi satın alacak hâle getirilmesi ve paranın alamayacağı şeylerin yok edilmesi, paralel süreçler olarak günümüzün paraya dayalı modern ‘piyasa toplumu’nu ortaya çıkardı. Bugün Amerika’da paranın alamayacağı şey yoktur. Ve, parayı alamayan, paranın kanununa tâbi olmayan bir hiçtir.

Herkesin zihnine kazınan formül, son derece basittir: Paran yoksa açlıktan ölürsün. Ki, Amerikan toplumunda, başta insanlar olmak üzere her şeyin tarif ve tasnifini yapan şey paradır. Kimin nerede çalışacağına, kimin kime saygı göstereceğine, kimin siyasete girebileceğine, hasta ve düşkün olanlardan kimin şefkate ve yardıma muhatap olacağına kadar her şeyi para belirler. Para, herhalde başka hiçbir toplumda bu denli ‘kadîr-i mutlak’ makamına terfi ettirilmemiştir. Ve tam da bu yüzden, dünyanın en çok para için ‘çalışan’ ve para kazanan toplumu, Amerikan toplumu!

Öte yandan, para için insanların en kolay öldürülebildiği ülke de yine Amerika. Cüzdanını isteyen yankesiciye direnen insanın paranın öneminden haberi yoksa, başına gelecek en muhtemel olay şudur: Yankesici, cüzdanı, daha doğrusu içindeki—çok da olması gerekmeyen nakit parayı— almak için, onu taşıyan metayı (insanı) gözünü kırpmadan öldürebilir.

Para sadece Amerika’nın kalbi olmakla kalmıyor, Amerikan parası (Dolar) bütün paraların ölçüsü, mihengi hâlini alıyor. ABD’nin hâkim normu olan para ve tüm paraların kendilerini kıyasladıkları ‘norm’ para olarak Amerikan Doları, bir zamanların evrensel değeri—mihenk taşı—olan ‘altın’ın yerini almış; maalesef dünyanın altın kuralı hâline gelmiş bulunuyor.

Avrupa’nın sosyal devlet anlayışına karşılık Amerika çıplak bir kapitalizmin hükümran olduğu bir ülke. Paraya gerekli hürmeti göstermeyenin; yaşam şansının ve kalitesinin dibe vurdurulduğu bir ülke. Paraya saygının bir parçası olan çalışma konusunda gerekli özeni göstermeyenin bütün sınıfların altında, mülksüz, evsiz bir derekeye düştüğü ve mutlak bir sefalete mahkûm edildiği bir toplum Amerika.

Amerika’da siyasete katılmanın da biricik yolu paraya sahip olmaktan geçiyor. Bu durum, başka ülkelerde olduğundan çok daha fazla böyle. Para her şeyin anahtarı hâline geldiği için, Amerikan toplumu her toplumdan daha ziyade eşitlikçi bir izlenim vermektedir. Herkesin eşit ölçüde paraya esir olduğu, ‘çalışma ibadeti’ni eda eden herkes için metalar cennetinde cehennemvari bir makamın hazır bulunduğu gerçekten yeni bir dünya Amerika.

Para her şeyin ölçüsü olduğuna göre, her şey paraya göre bir kıymet kazanıyor Amerika’da. Para o kadar değerli ki, artık ona hürmet için onu görme zorunluluğu da yoktur. Kredi kartları gibi icatlar sayesinde, para, kendi taşıyıcısının her adımını izleyebilmektedir. Paranın dışına düşebilecek bütün coğrafyalar yok edildiği için, bütün hayat paranın gölgesinin düştüğü topraklarda geçmektedir.

Velhasıl, Amerikan toplumu, her şeyin eritilip paraya dönüştürüldüğü ve paranın her an satın alma yoluyla somutlaşarak meta hâlini alabildiği son derece garip bir dünyada yaşamaktadır. Zira, paranın eli her yere değmektedir. Paranın elinin değemeyeceği yerler de, insan tasavvurunun dışına sürülmüş bulunmaktadır. Amerika işte bu yüzden çok zengindir. Paranın en çok şeyi alabildiği ve en çok paranın bulunduğu toprak parçasıdır Amerika. Başka bir ifadeyle, paranın çok zengin, insanların ise çok yoksul olduğu bir ülke... Bu ülkenin en zengini de, sanıldığının aksine, Bili Gates değil; Bili Gates dahil herkesin ve her şeyin sahibi olan paradır.

İşte size Amerika’dan ‘en’ hakiki ‘başarı öyküsü...’