Geçmişe döndüm...
Yaşayıp—veya yaşadığımı zannedip—‘hatıralar’ bodrumuna kaldırdığım günlere ve o günlerin geçtiği mekanlara...
İzbe sokaklar, ağır akşamüstleri, yorgun rüzgârlar...
Tozlanmış, solmuş, sessiz ve iğreti...
Yaşanmış günler ve mekanlar...
•••
İşte saklambaç oyunlarında bulutları bile çınlattığımız sokak...
Mavi gökyüzünün altında, güneşin sıcaklığında, çığlık çığlığa koşturduğumuz...
Ana kucağım; çocukluk sokağım...
Ama şimdi boş...
Şimdi karanlık...
Şimdi kaskatı...
•••
İşte lise...
Şairdim ve şairdik...
Gençtik...
Her şeyden geçtik...
Yürümeyi, bakmayı, yanmayı ve yakmayı öğrendik...
Aşık olduk; vatan kurtardık...
Heyecandık...
Şimdi yıkıldı yıkılacak bir harabe; rüyasını bitirmiş ve ölmeye uyanmış...
•••
Ve cadde...
Bir zamanlar yaşadığımız hayatın nabzı gibi atan
Sonra şehrin kenarında kalan...
Havasını yeni arterlere; yeni alışkanlıklara kaptıran cadde...
Üstünde, kapıları kapalı dükkanlarıyla...
Fırını, berberi, kitapçısı vs...
Şimdi kasvetli...
Şimdi alış-verişsiz...
Sessiz...
•••
Geçmişe döndüm...
Yaşadığım... Yaşadığımı zannettiğim mekanlara...
İçim karardı; bunaldım...
Bir zamanlar nasıl yaşamışım...
•••
Ve anladım...
Kurumuş bir kabuktan ibaretti dolaştığım dekor...
İçindeki insanlardı ‘yaşamak’...
Sevdiklerim ve sevemediklerimle...
Sesim, rengim, sevincim ve heyecanım...
İnsanlar...
•••
Ve anladım...
Aradığım onlardı...
Onları bulup dolaşmalıydım geçmişi...
Yarınım onlar olmalıydı...
Sevdiklerim ve sevemediklerimle...
Sevgili insanlar...
