TR EN

Dil Seçin

Ara

Bağışıklık Sistemimizin Vazgeçilmez Askerleri

İnsan vücudunu göz kamaştırıcı bir şehir gibi yaratan Rabbimiz, bu şehri düşmanlardan ve tehlikeli unsurlardan korumak için bir savunma unsuru olarak da bağışıklık sistemimizi yaratmıştır. Kanda serbest dolaşan ve T lenfositleri olarak adlandırılan hücreler ise, bağışıklık sistemimizin en önemli unsurlarından biridir.

T lenfositlerinin bir çeşidi olan sitotoksik T lenfositleri özellikle virüslere ve hücrelerimizin içine sızmayı başaran mikroplara karşı savunmayı sağlarlar. ‘Sitotoksik’ kelimesi ‘hücreyi eriten, yıkan’ anlamında kullanılır.

Çok önemli savunma vazifesini büyük bir başarı ile sağlayan sitotoksik T lenfositlerinin, bir de karanlık yönleri vardır. Hücre eritici özellikleri bazen vücudun kendi hücreleri için de kullanılabilmektedir. Yani vücudumuzun hücrelerini yok ederek otoimmun, yani vücudun bağışıklık sisteminin vücudun kendi hücrelerine karşı savaş açmasıyla gelişen hastalıklara yol açabilmektedirler. Nitekim, şeker hastalığının bir tipi, romatizmal hastalıkların bir kısmı, bazı nörolojik hastalıklar gibi birçok hastalık ‘otoimmun hastalık’ grubuna girer. Organ naklindeki organların uyuşmazlığı durumunda harekete geçen ve nakledilen organı yok etmek için çalışan hücreler de, yine bu hücrelerdir. Buna karşılık, hedeflerini yok etme konusunda son derece başarılı bir rol oynayan sitotoksik T lenfositlerinin hedeflerini tanıyıp yok etme yöntemlerinin iyi anlaşılması, birçok hastalığın tedavisinde önemli bir etki yapacaktır.

Sitotoksik T lenfositlerinin ilk bulunduğu yıllarda bu hücrelerin öldürücü görevlerini hücre zarını eritici bazı özellikleriyle gerçekleştirdikleri düşünülmekteydi. Ancak, son yıllarda yapılan araştırmalar, bu hücrelerin apoptoz (programlanmış ‘sessiz’ hücre ölümü) gibi çok daha kompleks mekanizmaları da kullandığını göstermiştir. Yani, bu hücreler değişik öldürücü mekanizmaları kullanarak görevlerini yapabilmektedir. Granül salınımı mekanizması konusunda yapılan araştırmalar önemli gelişmelere vesile olmuştur. Granüller bazı enzimleri içlerinde barındıran hücre içi yapılardır. Granzim olarak da adlandırılan bu enzimlerin değişik çeşitleri mevcuttur. Bunlardan birisi olan granzim B, apoptozu başlatarak hedef hücreyi yok etmektedir. Bunu da hedef hücrelerin mitokondrilerini, yani enerji fabrikalarını etkisiz hale getirerek gerçekleştirmektedir. Lenfositler kendi içlerinde bulundurdukları öldürücü granzim B’nin etkisinden kurtulmak için bunun antidotunu da birlikte bulundurmaktadır. Bazı kanser hücrelerinin de aynı antidotu üreterek granzim B’nin, dolayısıyla T lenfositlerin etkisinden kurtulduğu bilinmektedir.

Bu muhteşem savunma mekanizmalarına karşı virüsler de çok etkili saldırı yöntemleri kullanmaktadır. Virüslerin vücuda yerleşip hastalık oluşturmaları, yukarıda bahsedilen ve daha nice farklı korunma mekanizmalarını başarıyla aşmalarına bağlıdır. Virüsler yabancı hücre olduklarını gizlemek için hücre membranlarında kendilerini tanıtıcı proteinler bulundurmayarak sitotoksik T lenfositlerin onları hedef hücre olarak görmesine ve dolayısıyla harekete geçmelerine engel olmaktadırlar. Bunun yanında, içlerine girdikleri hücrelerin başka bağışıklık sistemi mekanizmalarıyla öldürülmelerini engellemek için, hücrenin mitokondrilerine apoptozu engelleyici faktörleri de yerleştirmektedirler. Virüsler, yerleştikleri hücrelerin yok edilmesini bu ve benzer yöntemlerle engelleyerek, bu hücrelerin içinde çoğalmakta ve bu şekilde yayılarak değişik hastalıklara yol açabilmektedirler.

Sitotoksik T lenfositlerinin yukarıda özetle bahsedilenin dışında birçok farklı saldırı yöntemleri de mevcuttur. Bu karmaşık mekanizmalar, çok küçük olmalarına rağmen çok etkili saldırı mekanizmalarına sahip olan virüslere karşı alternatif korunma yolları oluşturmaktadır.

Rabbimiz bizi sürekli olarak etki altına almaya çalışan viral hastalıklar, kanser gibi hastalıklara karşı son derece güçlü savunma mekanizmalarını vücudumuza yerleştirmiştir. Üstelik bu karmaşık savunma mekanizmaları bizim bilincimiz dışında işlemektedir. Bu ilginç mekanizmaların anlaşılmaya başlamasıyla, hastalıklara karşı uygulamamız gereken tedaviler konusunda da yeni yöntemler geliştirmemiz mümkün olabilmektedir.

 

Kaynak:

Nature Reviews Immunology 2, 401-409 (Haziran 2002)