Hayat beklenmedik olaylarla doludur ve sizin çizdiğiniz sınırlara, yaptığınız planlara asla sığmaz.
Serdar Bey’le yaptığım o röportaj da, benim hayatımı sonsuza kadar değiştiren tahmin dahi edemeyeceğim olayların başlamasına neden oldu.
Önceleri onun çok abartıldığını, hatta biraz efsaneleştirildiğini düşünüyordum. Gece hayatında paparazzilere hiç yakalanmadığı, araba ve hız tutkunu olduğu, malikanesinin altında dünyada benzeri az olan bir şarap mahzeninin olduğu, yüksek rakamlarla beyin avcılığı yaptığı, ve müthiş bir ikna yeteneği olduğu çok konuşulmuştu.
Fakat o gün düşüncelerim daha ilk dakikalarda olumlu manada değişti. Hani anlatıldığı kadar varmış denir ya, karşımda duran bu genç adam çok daha fazlasıydı.
Röportajım için en başta sorduğum sorulara verdiği cevaplarla ve bildiklerimin dışındaki detaylarla, beni şaşırtmayı ve etkilemeyi başarmıştı. Sorularıma samimi bir ses tonu ile ve benim düşüncelerime hiç itiraz etmeden cevap veriyordu:
- Babanızın kurduğu bu şirket sizin yönetiminizde kısa sürede çok hızlı büyüdü. Siz neleri daha farklı yaptınız Serdar Bey?
- Işıklar içinde uyusun, babamın ölümünden sonra farklı yönetim stratejileri uygulamaya başladık. Bu arada bilmenizi isterim ki benim çocukluğum bile fabrikada geçti. Babam hem mektepli hem alaylı olmamı önemsiyordu. Makine mühendisliğini bitirdikten sonra yurtdışında pazarlama eğitimi aldım. Buna rağmen fabrikada bir süre mavi yakalı olarak çalıştım. Bunları şunun için söylüyorum: Babam beni çok iyi yetiştirdi. Onun güvenebileceği ve işleri devredebileceği tek kişi bendim. Bu o günkü şartlarda ve şirketin ölçeği açısından doğruydu. Fakat ben şirket ciroları arttıkça ve ölçek büyüdükçe profesyonel yöneticiler istihdam ettim. İnovatif düşünebilen insanlarla istediğim inovasyonları yapabildim. Bu da şirketimizin kısa sürede holdingleşmesini sağladı. Henüz 30 yaşındayım ve önümde daha çok uzun bir yaşam var. Çok daha büyük başarılara imza atacağız.
- Bu noktada şanslı ya da nasipli olduğunuzu düşündüğünüz olur mu hiç? Yoksa şansa inanmaz mısınız?
Benim plansız bir şekilde doğaçlama sorduğum bu soru karşısında biraz durdu. Sanki hoşuna gitmemişti fakat bunu bana hissettirmemeye çalışarak aynı sakinlikte cevaplamaya özen gösterdi:
- Elbette şans diye bir şeye inanmıyorum. Nasip olmadı, nasip değilmiş gibi söylemler ise doğu kaynaklı sakat bir zihniyetin ürünü maalesef. Şu ana kadar anlattığım bunca şey bir mücadelenin ve özverili bir çalışmanın sonucu. Babam müdahaleci değildi aslında. Ben isteyerek ve severek yaptım ne yaptıysam. Eğer güzel sanatlarda okumak isteseydim itiraz etmezdi. Ben zaten babam da olsa üzerimde bir otoritenin müdahalesini asla kabul edemem. Hatta bu özelliğim Tanrı inancına da bu şekilde yansımıştır. Ben en fazla beni yaratmış fakat sonra kenara çekilmiş bir tanrıyı kabul edebilirim. Geri kalan her şey ama her şey benim tercihim, benim planım benim irademden ibarettir. Çok çalıştım ben. Çocukluğumdan beri dişimle tırnağımla verdiğim mücadele ile geldiğim bu yeri hak ettiğimi düşünüyorum.
Zor zamanlarda sakin kalabilmenin en büyük güç olduğunu söylemişti önceki sorularımın birinde. Şu anda sanki o gücünü kullanıyor olduğunu hissettim. Bu sorum onun inanç dünyasında bir dalgalanmaya sebep olmuş, benim onunla ilgili düşüncelerime de olumsuz bir katkıda bulunmuştu.
Ortamı yumuşatmak adına hız tutkusundan ve özel uçağından bahis açmak için sordum:
- Hakkınızda bazı efsaneler dolaşıyor. O kadar hızlı araba kullanıyormuşsunuz ki otobanlarda HGS sisteminden hissettirmeden geçebiliyormuşsunuz. (Bu cümleler gerçekten de ortamı yumuşattı ve ikimizi de epey gülümsetti.)
- Bunlar benim kulağıma da geliyor ve sorun etmiyorum. Keyif aldığımı bile söyleyebilirim. Çok hızlı araba kullandığım doğru. Fakat özel uçağını kendisi kullanıyor efsanesi doğru değil. Özel uçağım Silverwind S2 ultra lüks bir uçak ve elbette ki özel pilotum kullanıyor. Ben de asistanımla birlikte, katılacağım iş toplantısı için yaptığımız hazırlıkların son kontrolünü yapıyorum. Bu arada yarın sabah Dubai’ye uçacağız. Çok önemli gelişmelerle döneceğimizi düşünüyorum. Bu gelişmeyi haber yapmanız için ilk sizi bilgilendireceğimi bilmenizi isterim.
- Çok teşekkür ederim. Bu arada röportajı hafta sonu çıkacak olan “İş ve Hayat” ekimizde yayınlayacağız. Başlığında ise sizin “Çok daha büyük başarılara imza atacağız” sözünüzü kullanmak istiyorum.
- Güzel düşünmüşsünüz. Bence de isabetli bir başlık olur.
Önceden planlanmış birkaç soruyu da sorduktan sonra röportajımız sona ermişti. Güzel haberlerini beklediğimi söyleyerek ve iyi yolculuklar dileyerek ayrıldım ofisinden. Beni güler yüzü ile kapıya kadar uğurladı.
Yılların gazetecisi olarak ve yüzlerce ünlü ve önemli isimle röportaj yapmış biri olarak belli etmemeye çalışsam da şans ve nasip konulu soruyu sorduğuma pişman olmuştum. Siyaset, futbol ve din konularına girmemek konusunda her zaman çok hassas davranmışımdır. Fakat ben babasını da gençliğinden beri yakından takip ettiğim için, Serdar Bey’in ikiz kardeşinin, doğuştan zihinsel özürlü olduğunu da biliyordum. Dolayısı ile hayatında mükemmel olmayan ve kontrol edemediği şeyler de vardı. Bu talihsiz soru da aklıma bunları düşünürken gelmiş ve gayri ihtiyari sormuştum. Serdar Bey de durakladığı o birkaç saniyede büyük bir olasılıkla kardeşini düşünmüş olmalıydı.
Röportajdan sonra gazeteme geri döndüm. Aldığım ses kayıtlarını derlemeye başladım. Ertesi gün son şeklini vermek üzere iken gelen haberle tam anlamıyla sarsıldım. Serdar Bey’in özel uçağı, sebebi bilinmeyen bir şekilde kaza yapmış ve Dubai’ye yakın küçük bir yerleşim yerinde boş bir araziye düşmüştü. Kurtulan olmamıştı.
Diğer yandan bir gün önce onunla röportaj yapmış olmam gazetem için çok önemli bir avantaj haline gelmişti. İstesem de istemesem de bu röportaj, olay netleştikten sonra gazetemde yayınlanacaktı. Bu arada her gün kaza ile ilgili haberleri de manşetten veriyorduk. Uçağın kara kutusunun olduğunu ve birkaç gün içinde kokpitteki kayıtların açıklanacağını da öğrendik ve haberleştirdik. Uçağın düşme sebebinin kokpitteki konuşmalardan anlaşılması kuvvetle muhtemeldi.
İşte ne olduysa kara kutu açılınca oldu. Bütün gözler benim üzerime çevrildi. Hatta bazı kişilerin beni olayın faili olarak görmesine sebep olacak kadar tuhaf bir şey olmuş ve kara kutudaki kokpit kayıtlarında benim Serdar Bey’le yaptığım röportajın yukarıda size anlattığım bölümüne ait ses kaydı bulunmuştu. Evet inanılır gibi değildi fakat gerçek buydu. Nasıl olmuşsa olmuş babasından sonra uyguladığı yönetim stratejileri ve nasiple ilgili sorularım ve Serdar Bey’in bu sorularıma verdiği cevaplar kokpit kayıtlarına girmişti. Bunu ne ben açıklayabiliyordum ne de konunun uzmanları açıklayabiliyordu. Neden röportajın tamamı değil ya da neden başka bir bölümü değil de o soru ve cevaplar yer alıyordu kayıtlarda?
Birkaç gün kafam bunları sorgulamaktan dolayı zonkladı durdu. Psikolojim çok bozulmuştu. Üstüne bir de zanlı sıfatıyla gözaltına alındım. Sorgulandım. Bir süre gözaltında kaldım. Tekrar tekrar ifadem alındı. Sonunda beni suçlayacak bir delile elbette ki ulaşılamadığı için serbest bırakıldım. Kokpitteki ses kayıt sistemini içeren kara kutuya bu sesleri benim kaydetmemin mümkün olmadığına karar verildi fakat nasıl kaydedildiğine kimse akıl erdiremedi. Arızanın nedeni uçaktakilerin konuşma kayıtlarından da anlaşılamadı. Kara kutu sanki uçağın değil de Serdar Bey’in kara kutusuydu.
Bir ay sonra herkesin merakla beklediği röportajı yayınlamak için bir engel kalmamıştı. Olay yılın gazetecilik olayı, yılın röportajı gibi cümlelerle lanse edildi. Fakat “Çok Daha Büyük Başarılara İmza Atacağız” şeklindeki başlığı, “Beklenmeyen Bir Vedanın Röportajı” olarak değiştirirken gözyaşlarımı tutamadım. Bu gözyaşları çok genç bir insanın ölümünden çok, nasip kelimesinin mana derinliğini bu kadar yakından hissetmemle alakalıydı.
Ölüm ve kara kutu kelimeleri ise benim için artık birbirini tamamlayan kelimeler oldu. Belki de herkesin bir kara kutusu vardı ve ölüm o kutuyu açan tek anahtardı.
