TR EN

Dil Seçin

Ara

Sultan I. Ahmed Han

Kanunî Sultan Süleyman Han’dan sonra, yüksek dirayet sahibi sayılabilecek ilk padişah Sultan I. Ahmed’dir... Aradaki üç padişah, Kanunî devrinin ihtişamını yeterli seviyede sürdüremediler...

Esasen, çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Devlet-i Aliye, aynı nisbette kesif ve girift bir “bürokrasi” bulutu içinde bunalmıştır. Çok çetin ve baştaki padişahın küçük bir zaafıyla bile hemen hantallaşıveren ve iç çekişmelerle işleyemez hale düşen bir idari yapı...

Gerçi, Fatih devrinde daha da artan ve Kanunî’de çok ileri bir noktaya eriştirilen Osmanlı Devlet teşkilatı, belli güç odakları arasındaki selâhiyet ve mesuliyet sınırlarını, net tariflere ve sağlam müeyyidelere kavuşturmuştu... Bunun için pek çok kanunnameler hazırlanmıştı... Ancak, her şeye rağmen, padişahın şahsî dirayeti, devletin sağlığı bakımından daima çok önemli olmuştur... Zaten, devlet çarkını “otomatik” işleyen bir kolaylığa getirmek hiçbir zaman kabil değildir...

Bütün bunlar, “büyük başın büyük derdi” misali, Osmanlı’nın “elli dirhemlik” zayıf noktasını, bir başka ve yaygın tabirle “yumuşak karnını” teşkil etmiştir, denilebilir... Ama bu büyük riske karşılık, baştaki tek başın kıymetli olması halinde, o hazır koca sistem gürül gürül çalışır ve bütün cihana bir huzur medeniyetinin nurunu serpecek bir saadet nebulasına dönüşür!...

Çok şükür ki, Osmanlı bu “büyük lider” ihtiyacını, tarihi boyunca gelmiş otuz altı padişahın en az otuzunun şahsında bol bol bulabilme nasibine ermiş, öyle olmasaydı, böyle olamazdı...

İşte Sultan I. Ahmed Han da ortalamanın üstünde kıymetlilerden biri sayılmalı... Onun hayatında “14” sayısıyla ilgili bir tevafuklar dizisi göze çarpıyor: 14 yaşında, 14’üncü Osmanlı Sultanı olarak tahta oturdu ve saltanatı 14 yıl sürdü... En genç yaşta vefat eden padişah...

Demek, sadece delikanlılık çağlarında dünyanın en mesuliyetli makamını işgal etmiş... Buna rağmen devletin geleceğiyle ilgili çok önemli işleri başarmış... Çevreden gelen her türlü telkine mukabil, seçtiği ve işbaşına getirdiği devlet ricali, mevcudun en iyileri olmuş... Zamanında Celâlî İsyanları bastırılmış, İran ve Almanya savaşları oldukça kârlı sulh anlaşmalarıyla bitirilmiş... Akdenizde sükûnet sağlanmış... Şunu düşünelim ki, Osmanlı devleti mevcudiyetiyle bile o zamanki tekmil dünyaya bir huzur garantisi olmuştur... “Global” çapta ve gerçek mânâda “efendilik” misyonunu en az dört asır hakkıyla ifâ etmiştir...

Böyle bir devleti daha fazla büyütmeden ve geliştirmeden, olduğu gibi ayakta tutmak dahi, onun bu cihanbaha hizmetinin devam etmesini sağlamak demektir ki, hemen görülemeyen büyük bir zafer değerindedir... Keşke hep “duraklama” dedikleri devresinde olsaydı da, Osmanlı gibi bir istikrar devleti bugün de devam etseydi!

Bu günün “global düzenleyicilerinin” dünyayı nasıl baştanbaşa kana boyadığını işte hepimiz görüyoruz! ..

Nihayet; Sultan I. Ahmed, her Osmanlı Sultanı gibi yüksek bir iman ve irfan abidesiydi... “Bahtî” mahlasıyla divan şâiri... Klasik sanatların çoğuna vâkıf... Peygamber Efendimize (sav) velâyet derecesinde bağlılığı var ve O’nun Topkapı Sarayında mahfuz bulunan mübarek ayak izlerinin resmi içine yazmış olduğu kendi şiirini, ölünceye kadar kavuğunun içinde taşımıştır... Büyüklerin böyle küçük gibi görünen büyük işleri oluyor demek...

O şiir ile bitirelim:

N’ola tâcım gibi bâşımda götürsem dâim,

Kademin resmini ol Hazret-i Şâh-ı Rusulün...

Gül-i Gülzâr-ı Nübüvvet o kadem sâhibidir,

Ahmedâ durma güzün sür Kademine o Gül’ün!..