Zeynep hanım, bebek mevlidine gelen misafirlerine kahve ikramını tamamlamıştı ki, telefonu çaldı. Kayıtlı olmayan bir numaraydı bu. Sebepsiz bir tedirginlikle açtı telefonu:
-Efendim.
-İyi günler ben Ankara’dan, Yeni Doğan Tarama Laboratuvarından arıyorum. İsmim Nilgün. Zeynep Tuğrul ile mi görüşüyorum?
-Evet. Ben Zeynep Tuğrul.
-Zeynep hanım merhaba. Bebeğinizden tekrar topuk kanı örneği alınması gerekiyor. Kistik Fibrozis hastalığı için detaylı bir tahlil yapacağız. Bağlı olduğunuz sağlık ocağında acil olarak hallederseniz iyi olur. Onlar bize hemen gönderirlerse bir ay içinde sonuç belli oluyor ve size telefonla bilgi veriyoruz.
Zeynep hanımın nutku tutuldu. Bir süre konuşamadı. Beti benzi attı. Sormak istediklerini soramadan kapandı telefon. Daha önce topuk kanı örneği vermiş olmalarına rağmen tekrar istediklerine göre bu çok kötü bir hastalık olmalıydı. Karşıdaki kişinin sesi ve tavrı da biraz böyle düşünmesine sebep oldu. Herkes onun bu halini fark etmiş, meraklı bakışlarını ona çevirmişti. Üst üste gelen soruları duymakta da, cevaplamakta da zorlandı.
O gün, Zeynep hanım ve eşi Necati bey için, yaklaşık bir ay sürecek fakat ömür boyu unutamayacakları günler başladı.
Yaptığı araştırma sonucunda öğrendikleri yüzünden tam anlamı ile yıkıldı Zeynep hanım. Akşam eşi Necati bey geldiğinde ise ağlamaktan bitap düşmüş bir haldeydi. Konuyu ve internetten öğrendiklerini anlattığında o da çok şaşırdı. Beraber birkaç yazı daha okudular. Öğrendikleri şeyler arttıkça içlerindeki sıkıntı daha da derinleşti. Çünkü bu hastalıkta çocuğun büyümesi gecikiyor, iç organlarının her birinde sırayla sorunlar başlıyor ve fonksiyonlarını kaybetmesine neden olacak hasarlar oluşuyordu. Hareket kabiliyeti yaşıtlarına göre geride kalıyor ve okul çağı gelince çok dikkat edilmesi gereken sıkıntılı bir süreç başlıyordu. Çoğu hasta 30 yaşına varamadan organ yetmezliğinden vefat ediyordu. Kesin tedavisi olmayan fakat hasarları geciktirebilecek, yaşam kalitesini az da olsa artırabilecek ilaçlar olduğu yazıyordu okudukları yazılarda. Fakat bu ilaçları alabilmek için milyoner olmak gerekiyordu. Ayrıca bu ilk defa duydukları hastalıktan muzdarip epeyce aile olduğunu öğrenmek de şaşırtmıştı onları. Sivil toplum kuruluşları vardı bu ailelerin kurdukları ve seslerini duyurmak için çeşitli etkinlikler düzenliyorlardı.
Üç kızdan sonra gelen ve bu sefer erkek olacak diyenleri haklı çıkaran bir çocuktu Atilla. Necati bey cinsiyeti belli olduğunda nasıl sevindiğini hatırladı bir an. Hemen ardından aklı üçüncü çocuklarının doğduğu güne gitti. Yine kız olacağını öğrendiği o an canlandı gözünde. Rabbimden gelene razıyım dese de, o an erkek çocuk beklentisinin farkında olmadığı kadar bünyesini ele geçirdiğini hissetmişti. Bu beklenti meğer, bir sarmaşık gibi kalbini ve zihnini, boşluk bırakmayacak kadar sarıp sarmalamıştı da, haberi bile olmamıştı. Yaşadığı o bir anlık suskunluk uzun bir süreye yayılmış ve rahatsız etmişti Necati beyi. Bir sınava tabi tutulmuş fakat bu bir anlık suskunluk nedeniyle sınavı kazanamamış gibi hissetti kendisini. Oysa ikinci bir ana fırsat vermemiş, kalpten bir “Elhamdülillah” demekte gecikmemişti. Çünkü kız-erkek ayrımı yapan biri olmamıştı hiçbir zaman. Birçok kızdan sonra erkek çocuğu olanlar için “Uzun zaman erkek aramış, sonunda bulmuş” diye laf edenlere de her fırsatta karşı çıkmıştı. Şimdi kendisi için de aynı lafları edenler oluyordu. Bir insanın erkek çocuğu ve veya kız çocuğu istemesinde bir sorun yoktu elbette. Sorun, kız olunca gösterilen olumsuz tavırdaydı. Bir sessizlik olduğunda “Birinin kızı oldu galiba” denmesi de bundandı. Bir ara bu deyimi merak edip araştırdığında öğrenmişti; çok eskiden cinsiyet doğumda belli olduğu için, bebeğin kız olduğu anlaşılınca herkes sus pus olurmuş, fakat erkek olursa ortalık şenlenir, sesler yükselir ve müjdeler verilirmiş.
Necati beyin yakınlarında bunun en şiddetli örneği dayısında yaşanmıştı. İlk çocuğunun kız olduğu ve hastaneye bile gitmediği, birkaç gün sonra karısı taburcu olduğunda gittiği ve çocuğu kucağına bile almadığı, onun önden hızlı hızlı gittiği, eşinin bebekle epeyce arkada kaldığı anlatılmıştı birçok kez. İkinci ve üçüncü çocukları da kız olmuştu. Fakat yıllar geçtikçe olgunlaşmış, ilk çocuktaki yanlışa düşmemiş, hatta üçüncü kızı olduğunda kucağına alıp güzelliğine ve sevimliliğine hayran kalıp etrafındakilere bile birkaç kez söylemişti bunu. Fakat yine de erkek çocuk sevdası aynı şiddetiyle devam etmişti. Dördüncü çocuğunun erkek olmasını her zamankinden fazla istemiş ve istediği de olmuştu. Fakat bu çocuk o kadar ilgi görmüş ve sevilmişti ki ileride fazla şımartılmış olmasından o bile şikayetçi olacaktı. Büyüdükçe sorunları da büyümüş, yapmadığı serserilik kalmamıştı. Utandırmış, usandırmış, kahretmişti babasını birçok kez. Dayısı amansız bir hastalığa yakalanıp vefat etmişti çocuğu askerlik çağına geldiğinde. Sonrasında ise asıl büyük sıkıntıları yengesi çekmek zorunda kalmıştı.
Biraz da bu yüzden ille de erkek çocuk gibi bir saplantısı olmamıştı Necati beyin. Onun da üç kızından sonra bir oğlu olması ilginç bir tevafuktu sadece.
Karı koca, oğullarının Kistik Fibrozis olma ihtimali ile zor günler yaşadılar. Kendilerini ve hayatın anlamını sorguladıkları günlerdi bu günler. Bir ay boyunca çoğu zaman gözyaşı ile ıslanan sohbetlerinin konusu hep bu konu olmuştu. Dualarla niyazlarla doldu taştı haneleri. Necati bey de Zeynep hanım da sonuç kötü olsa bile Allahtan gelene isyan etmemek ve bunu sabır ve tevekkülle karşılamak gerektiği konusunda hem fikirdiler. Bu bir sınavdı ve bu sınavı kazanmak için ne gerekiyorsa yapacaklardı.
Bir ay geçtiği halde haber gelmeyince Ankara’daki ilgili kurumu aradılar. Ulaştıkları yetkili sonuçlara baktıktan sonra tuhaf bir cevap verdi:
-Sizden gelen ilk topuk kanı örneği işlem gördükten bir gün sonra tahlil edilecek hastalıklar listesine Kistik Fibrozis de eklendi. Bu yüzden yeni kan örneği istenmiş. Sonuç iki hafta önce belli olmuş. Biz sadece olumsuz sonuçlarda arayıp bilgi veriyoruz.
Cevap gerçekten tuhaftı fakat onlar bu gecikmeli açıklamadan ve “aramama sebebinden” son derece memnun kaldılar.
Özellikle Necati bey, üçüncü çocuğunda kazanamadığını düşündüğü sınavı dördüncü çocuğunda kazanmış olmanın tarifi mümkün olmayan huzurunu yaşıyordu.
