TR EN

Dil Seçin

Ara

Ergenlik Sürecinin Beyinle İlgili Bir Sırrı / İnsan ve Hayvanlarda Beyin Gelişimi Neden Farklı?

Ergenlik Sürecinin Beyinle İlgili Bir Sırrı / İnsan ve Hayvanlarda Beyin Gelişimi Neden Farklı?

İnsan yavruları, omurgalılar arasında en uzun süre ebeveyn bakımına muhtaç canlılar arasında yer almaktadır. Bu en çok da sinir sistemi gelişimi ile alakalıdır. Doğumda bir insan bebeğinin beyni yetişkin beyin hacminin yalnızca yaklaşık %-28’ine ulaşmış durumdadır; bu oran birçok evcil memeli hayvanla kıyaslandığında son derece düşük kalmaktadır. Bu olgu, nörobiyoloji literatüründe zorunlu erken doğum kavramıyla açıklanmaktadır.

Bir köpek yavrusu birkaç hafta içinde bağımsız hareket edebilirken, bir insanın yürümesi ortalama 12-18 ayı bulmakta; tam bilişsel olgunluğa ulaşması ise 20’li yaşların ortasına kadar sürmektedir. Bu uzun gelişim sürecinin ardında hem anatomik zorunluluklar hem de eşsiz bir yaratılış stratejisi yatmaktadır.

 

Doğumda Beyin Hacimlerinin Genel Karşılaştırması

 

Tablo 1: Seçili memeli türlerinde doğumda ve yetişkinlikte beyin hacminin karşılaştırması

Prenatal Gelişim: Anne Karnındaki Süreç

Tüm memelilerde beyin gelişimi anne karnında başlasa da türler arasındaki gebelik süresi ve bu sürede kaydedilen nöronal olgunlaşma düzeyi büyük farklılıklar göstermektedir.

İnsanların gebelik süresi ortalama 40 haftadır. Bu süre; köpek (63 gün) ve kediye (56-60 gün) göre nispeten çok daha uzundur, at (320-355 gün) ve sığıra (280-289 gün) göre ise göreceli olarak kısadır. Ancak saf gebelik süresi karşılaştırması yanıltıcı olabilir; asıl belirleyici olan, doğum anındaki beyin gelişim durumu ve miyelinasyon düzeyidir.

Miyelinasyon; sinir hücrelerindeki (nöronlar) iletim liflerinin çevresinde ‘miyelin kılıf’ adı verilen koruyucu ve yalıtkan bir tabakanın oluşum sürecidir. Bu kılıf, elektriksel sinyallerin sinir boyunca çok daha hızlı ve kayıpsız iletilmesini sağlar.

Beynin içinde milyarlarca sinir hücresi vardır. Hayatın devamı ve koordinenin sağlanması için mesaj gönderimi ve bu mesajların iletilmesi için bir yola ihtiyaç vardır. Bu yollar, elektrik kablolarına benzer ve anatomide bu yapılara akson adı verilir.

Bebeklerde aksonların üzerindeki miyelin tabakası henüz oluşmamıştır. Bunu, plastik soyulmuş çıplak bir elektrik kablosuna benzetebiliriz; burada sinyal zayıf, yavaş ve dağınık iletilir. Bu nedenle bebeklerde vücut bir şey yapmak ister ama sinyal tam ve doğru şekilde ulaşamaz, bu yüzden hareketleri titrek ve koordinesizdir. Olgunlukta ise aksonların çevresi miyelin adı verilen yağlı bir maddeyle kaplanır. Bu kaplama, kablonun plastik yalıtımı gibi sinyalin hızlanmasını sağlar, uyarılarının komşu sinirlere karışmasını engeller, hedefe doğru ve tam olarak ulaşmasını sağlar. Bu kaplama süreci tamamlandığında miyelinasyon gerçekleşmiş olur.

Tablo 2: Türlerin gebelik süreleri ve doğumda göz açma / yürüme durumu

Memeli türleri, doğum anındaki olgunluk düzeyine göre kategorilere ayrılmaktadır:

At, sığır gibi türler, doğar doğmaz gözleri açık, ayakta durabilen, bakıcılarını takip edebilen yavruları olan türlerdir. Bu türlerde beyin, doğum öncesinde önemli ölçüde işlevsel miyelinasyon kazanmıştır.

Köpek, kedi gibi türler, doğumda kör, sağır ve bağımsız hareket edemez haldedirler. Bununla birlikte beyin gelişimleri nispeten hızlıdır; birkaç hafta içinde işlevsel yetkinlik kazanırlar.

İnsan ise her iki kategorinin de dışında kalan “zorunlu erken doğum” türdür. Diğer türlerin aksine insanlar, nispi olarak daha az gelişmiş beyinle doğmakta; ancak bu gelişim çok daha uzun ve karmaşık bir doğum sonrası dönemde tamamlanmaktadır.

Doğum Sonrası Uzun Yolculuk

İnsan beyninin en dikkat çekici özelliği, doğum sonrasında geçirdiği derin ve uzun soluklu dönüşümdür. Sinaptik budama, miyelinasyon ve kortikal organizasyon; insanda 20’li yaşların ortasına dek sürerken, evcil memelilerin çoğunda bu süreç birkaç ay içinde büyük ölçüde tamamlanmaktadır.

Sinaptik budanma, beynin verimliliğini artırmak için kullanılmayan veya gereksiz sinir hücreleri arasındaki bağlantıların (sinapsların) temizlendiği biyolojik bir süreçtir. Beyin, kullanılmayan bağlantıları temizleyerek aktif olanları güçlendirir; böylece zihinsel verimliliği artırır, öğrenmeye ve yeni bilgileri depolamaya yer açar.

Doğumun hemen ardından başlayan dönemde insan bebeğinin beyninde sinaps sayısı hızla artar ve 2-3 yaş civarında pik değerine ulaşır. Bu noktadan sonra ‘sinaptik budama’ süreci devreye girer; bu süreç prefrontal kortekste ergenlik boyunca ve sonrasına kadar devam eder.

Köpek ve kedilerde sinaptik budama büyük ölçüde ilk birkaç ay içinde tamamlanır. Atlarda ise süreç daha uzundur; bir at yavrusunun bilişsel olgunluğa ulaşması genellikle 2-3 yılı bulmaktadır. Ancak bu süre, insan beyninin tam olgunlaşma süresinin yanında çok kısa kalmaktadır.

Miyelinasyon: Ergen Beynini Anlama Sırları

Miyelinasyon, aksonların miyelin kılıfıyla kaplanarak sinyal iletim hızının ve verimliliğinin artırılması sürecidir. İnsanda bu süreç doğumdan itibaren başlar ve prefrontal kortekste miyelinasyon 25 yaşına kadar sürebilir. Özellikle geç miyelinasyon gösteren prefrontal korteks; karar verme, dürtü kontrolü ve uzun vadeli planlama gibi üst düzey bilişsel işlevlerden sorumludur. Ergenlikte prefrontal korteks’teki geç miyelinasyon o yaştaki gençlerin “aklının bir karış havada” olmasını açıklar. Bunun bilimsel olarak hem gençlere hem de ebeveynlere açıklanması çok önemlidir. Bu bilgi sayesinde ebeveynler gençleri anlayacak, sabır ve şefkatle muamele edecek, gençler de bu eksikliklerinin bilimsel gerçeğini öğrenecek ve akıl danışma konusunda daha esnek olacaklardır.

Tablo 3: Türlerin tahmini beyin olgunlaşma süreleri

Uzun Gelişimin Bilişsel Avantajları

Uzun süren beyin gelişimi başlangıçta bir dezavantaj gibi görünse de insanı yaratılış açıdan oldukça faydalı bir süreç beklemektedir. İnsan beyni, uzun gelişim sayesinde çevresel deneyimlere ve hareket koordinasyonuna büyük ölçüde açık kalmaktadır. Bu özelliğe, ‘nöroplastisite’ adı verilir.

İnsan beyninin geç gelişimi ile diğer memelilerin hızlı ve tamamlanmış beyinlerle dünyaya gelmesinin aksine, uzun ve kırılgan bir çocukluk dönemi pahasına eşi görülmemiş bir bilişsel esneklik ve kültürel kapasite kazanmıştır. Köpek saatler içinde ayağa kalkarken, insanın beyni 25 yıl boyunca inşa edilmeye devam etmektedir.

Risale-i Nur perspektifine göre, bir hayvan dünyaya geldiğinde adeta başka bir âlemde tekemmül etmiş (olgunlaşmış) gibi muazzam bir donanımla doğar. Bir arı veya bir serçe, doğduktan çok kısa bir süre sonra kendi rızkını bulma, tehlikelerden kaçma ve hayati fonksiyonlarını sürdürme yeteneğine (sevk-i ilahi ile) sahip olur; adeta birkaç gün veya birkaç saat içinde “ayağa kalkar” ve usta bir sanatkâr gibi hayatını icra eder.

İnsan ise bunun tam aksine, kâinatın en nazenin, en aciz ve en muhtaç varlığı olarak doğar. Doğduğunda ne yürümeyi bilir ne rızkını kendi eliyle kazanabilir. Fiziksel olarak ayağa kalkması birkaç yılı bulurken, zihnen ve fikren “aklının başına gelmesi”, yani hayrı şerden ayıracak bir olgunluğa (buluğ ve rüşd yaşına) ulaşması on beş-yirmi yılı alır. Başkalarının şefkat ve himayesine uzun süre muhtaçtır.

Bediüzzaman, insanın bu “geç kalmışlık” ve “acizlik” halinin arkasındaki derin hikmeti şöyle açıklar: Eğer insan da hayvan gibi her şeyi hazır ve öğrenmiş olarak doğsaydı, kâinatı okuyamaz ve yaratıcısına yönelemezdi. İnsanın dünyaya geliş amacı, hayvanlar gibi sadece yaşamak ve cismani lezzet almak değil; “taallümle tekemmül etmek” (öğrenerek olgunlaşmak) ve dua ile kulluk etmektir. O acizlik sayesinde anne-baba gibi hamileri etrafına toplar, o uzun öğrenme süreci sayesinde kâinatın sırlarını ve esma-i hüsnayı keşfeder. Geç ayağa kalkması ve aklının başına geç gelmesi, insana şu hakikati fısıldar: Sen bu dünyaya kendi gücünle hükmetmeye değil; nihayetsiz acizliğini ve fakirliğini anlayıp, Sonsuz Kudret ve Rahmet Sahibi olan bir Zat-ı Zülcelal’e iltica ve ibadet etmeye geldin.

Bu hakikatı hakkıyla anlamak duasıyla...